İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

18 Ocak 2011 Salı

GUZELLIGIN BEDELI



Zordur, hem de çok zor güzel olmak bilir misiniz?

Anlamsız bir sorudur bu sizce değil mi?
Size göre, büyük bir şanstır 'güzel' olmak bilirim...
Yanılırsınız!
Bedeli çok ağırdır...
Ödendikçe bitmeyen bir borçtur bu...
Tercihiniz olmasa da, bu güzelliğe sahip olmak, sorulmaz ki orijini (kaynağı)...
Yaşam çok zordur her adımında...
Dinlerim ensest hikayelerini; sadece güzel oldukları için yaşamışlardır, baba, ağabey, kuzen, amca tacizlerini, tacizden ötesi kâbus dolu dokunuşları..
Yaşamışlardır sevdikleri tarafından ihanetleri; ihanet edeceklerinden korkularak...
Güzeldirler ya! Gidebilirler ya!
Başkaları her an sevebilir(!) ya onları... 
Her an cezbedilebilirlerdir  ya; salak erkekler için...
Kendine güvensiz, kompleksli, asalak erkekleri için...
Oysa sadece sevilmektir istedikleri, bekledikleri, hepsi bu!...
Tüm yaşamları boyu özledikleri tek şeydir bu!
Hiçbir erkek yoktur bunu anlayan...
Hiçbir kul yoktur ...
Hele bir de akıllı iseler, yandıklarının resmidir  bu...
Akıllı ve güzel...
En korkulası, en tehlikeli, en  arzulanası ama en çok korkulası bir objeye dönüşürsünüz..
Bedeninizin açlığı değildir doyurulmak istenen...
Öncelikle; hatta yıllar ilerledikçe, sadece, ruhunuzun acligidir doyurulmayi bekleyen ama anlayan olmaz..
Duyan olmaz...
Ne büyük bir yalnızlıktır bu bilir misiniz?
Yaşamak anlamsızdır...
Kimse duymazken sesinizi...
Kendi sesinizdir acınızı delen!..
Karanlığınızdaki acının büyüttüğü nice çocuklar yaşar yanıbaşınızda..
Masumiyetlerinin darbe yediği  kız  çocukları..
Büyüdüklerinde derin acıların yumağında, kıvrak zekaları ve güzellikleri ile farklılıklarını anlamayan nice asalaklarla karşı karşıya kalıverirler, bilir misiniz?
Bu akıl ve güzelliğin ruhunda yıkanmak isteyenler, bir anda tutkularıyla o güçlü iradeyle birlikte olduklarında, ‘sıvışmak’ en kolay çözümleridir, bilir misiniz?
Ya da;  eleştiri bombardımanında ‘bilmişlik’, ‘ukalalık’ ile   şımarık narsistler, bir çok kadının yaşamında  ancak birer yama olmuşlardır…
Acıyan, yaralı ruhlar; akıl ve güzelliğin mabedinde,  hep çocuk gözyaşları akıtarak yaşarlar, tüm bir hayatı...
Saçlarının okşanmasını bekler, özler, isterken;  sevmeyi, dokunmayı bilmeyen  hoyrat bedenlerle kandırılacaklar, yetinecekler  sanılır...
Ne ahmaklık!
Akıl ve güzellik abideleri, dik duruşlarıyla öfkelendirirler ...
Oysa ki; o mabedlerin karanlığında gizlenmiş gözü yaşlı  çocuklar  vardır...
Sadece sevgi, SAF SEVGI ile saçlarının okşanmasını bekleyen...

Anjel
Paris
12/1/20011

23:43:07

14 Ocak 2011 Cuma

1915 ERMENILER... 2015 KURTLER??? 2115 TURKLER??? YA SONRA KIMLER???

"Yasamda hicbirsey nedensiz degildir." diyor mistik ogretiler....

Bu tur kitaplar okudugumda hep sordum kendi lendime soykirimlarin mistik anlami nedir? Insanoglunun almasi gereken ders, ogrenmesi gereken nedir tum bu yasanan acilardan?

Spondylarthrit ankylosant hastasiyim 24 yildir...
Cabuk pes eden bir yapim olmadigindan, iyilesmek icin
Modern(!) tibbin yanisira, alternatif tibbin da ulasabildigim ve uygulayabildigim her yonteminde sifa aramaya devam
ediyorum...

Kendi doktoruma, alternatif tibba sicak baktigimi soyledigimde beni bu konuda gercekten cok iyi oldugunu dusundugu bir arkadasina yonlendirdi...

Paris'te ust katta bir evdeydim randevu gunu...
Her yerde, o bildiginiz mistisizmin sembolleriyle, tutsuler, mumlarla dolu ufak bir daireydi burasi...
Doktorumuz, sarisin mavi gozlu, boyu posuyla tipik bir avrupali fiizgiyle karsimdaydi...

Iceri odaya aldi beni...Uzandim...Elini bedenime 4-5 cm mesafede tutarak, basimdan baslayarak, ayagima kadar taradi ve kemiklerdeki filmlerle tesbit edilmis, deformasyona ugramis yerlere geldiginde "il est là! il est là" (burada! burada!) diyordu beni saskinlik icinde birakarak...

Sorular sormaya basladi. "Orijininiz nedir?" diye sordu... Kendisine Turkiye'den bir yazar demisler, bu nedenle Turk asilli oldugumu saniyormus... "Ermeni asilliyim" "Turkiye'li bir Ermeni'yim" dedim... Bunu duyduktan sonra farkli bir saygiyla konusmaya devam etti...Anlatiyordu...Yillarca, Hindistan gibi uzak dogu ulkelerinde yasamis, arastirmalar yapmisti...
"Bu hastaliginiz, yani; kemik ve goz hastaliklari siz Ermenilerin hastaligidir...Sizin gibi zulme ve haksizliga ugrayan halklarin genetik tasidigi miraslardir bunlar...
Siz Ermeniler ve birkac kadim halk daha; biz Avrupali'larin unuttugu, Insan'i Insan yapan gercek degerleri bizlere hatirlatmak icin buradasiniz...
Siz birligin yolusunuz..."

Agliyordum...Yattigim yerde gozyaslarim yanaklarimdan akarken, yuregime coreklenmis asirlarin acisi uyaniyordu... Bir tur arinma yasiyordum ayni zamanda...

"Neden yasandi ve yasanmaya devam ediyor bunca acilar?
Nedir almamiz gereken ders?
Ders almazsak, tekrar tekrar mi yasanacakti hersey?
Kendime yillardir sordugum sorulardi bunlar...

Ve galiba cevabi uzulerek 'Bilmistim'...
Ermeni'ni halkinin yasadigindan, Kurt kardesleri almalari gereken dersi almadiklarindan, ayni yerlerde, ayni acilara figuran olmuslardi...Dusunuyorum sayet Kurt kardeslerinin yasadiklarindan ders almazlarsa, sirada Turk kardeslerimiz mi vardi?

Dun gece site site dolastim, yorumlar okudum...
Elli bin kisilik ozel ordu kuruluyor, Hizbullahcilar serbest birakiliyor...En dogal insani hak talepleri 'boluculuk' 'isyan' diye adlandiriliyor...

Bu filmi daha once gormustuk unuttunuz mu?
Neredeyse yuz yil once 'Hamidiye Alaylari'ni salmislardi masum halkin uzerine...

Irkilerek yazarim bu satirlari...
Dilerim benimki sadece bir kuruntudan ibarettir...
Dilerim sacmaliyorum, dilerim yaniliyorum...

Yoksa; daha ne kadar zaman surecek bu tekrar?
Kac kusagin yasamlari calinacak?
Sadece INSAN ve DUNYALi oldugumuz gerceginin bilincine uyanmamiz icin, kac asiri daha heba edecegiz?
Kac zaman daha utandiracaksiniz Insan Kardeslerinizi?
Kac?????

Anjel Dikme
Paris
10.1.2011
6:01:47

KENDI GERCEGINI SOYLEMEK TEHLIKELI ZENAAT!

"Inancin Sinandigi Zor Mekanlar:Hucreler"
Bu bir kitap adi...
Gundemi izleyenlerin, yazarinin basina gelenleri iyi bildigi bir kitap...
Ne anlatmis kitabinda?
Kizil Bayrak adli siteden alintiladigim mektubunun bir bolumunde soyle diyor Nevin Berktas: "Cezaevinde geçirdiğim uzun yılların önemli bir bölümünü de hücreler oluşturuyordu. 12 Eylül'ün karanlık hücreleri...
Başımdan geçenler üzerinden, bu hücreleri anlatmak istedim. Ortaçağ'ın izbe hücrelerinden hiç farkı olmayan; farelerin, Çukurova yılanlarının mesken tuttuğu, kibritin bile alev almadığı, vıcık vıcık nemli duvarlarıyla küçükcük bir hücrede nasıl yaşanır bilinsin istedim. Zorla İstiklal Marşı söyletmek, "komutanım" dedirtmek, ön ilikletmek, tek tip elbise giydirmek, en basit insani ihtiyaçlarını bile yaptırtmamak, nasıl bir işkencedir bilinsin istedim. En azından bilinenlere bir katkı olsun istedim...
Bir kadın olarak, bunları yaşamanın ek zorluklarıyla dolu yıllarda tek bir yaptırıma bile uymadan, tek başıma kalsam da bu karanlığa nasıl göğüs gerdiğimi, insan gücünün ne yenilmez olduğunu, hücrelerin kaç devrimci ve komünistin ölümüyle yıkıldığını anlatmak istedim. Toplumsal bir idealsizleştirme ortamında, inançlarım için her zorluğa direndiğimi-direneceğimi; bu dünyada hala idaeleri için ölen insanlar olduğunu bir kez daha vurgulamak istedim...
Bunları yaşadım, anlattım ve şimdi yargılanıyorum. Tüm yaşanmışlıklara karşın. hala hücreyi savunan mantık değil, ama benim kitabım yargılanıyor!
Sizlerden bu haksız yargılamayı kamuoyuna duyurmanızı istiyorum... Ben her şeye rağmen ve her şeyden dolayı hücre karanlığının yıkılacağına inanıyorum. Bunu hiç kaybetmedim. Çünkü ne insan hücreye sığabilir, ne hücre o kadar büyüyebilir!
Nevin Berktaş, 1980’den itibaren yaklaşık 22 yılını cezaevlerinde geçiren, ülkemizde en uzun süre hapis yatmış kadın siyasi tutukludur...
Bu yaziyi yazma amacim olayin politik boyutunu irdelemek degil...
Bu konuyu etraflica irdeleyip yazan "uzman"larimiz cok, bu isi onlara birakmayi tercih ediyorum...
Olayin bana hatirlattiklari farkli seyleri paylasmak isterim sizlerle....
Yillar once, Hrant'in yeni vuruldugu zamanlardaydim...
Diyarbakir yahoo gurubundan, guruba katilmam icin bir davet iletisi almistim...
Bu iletiye ekli olarak bir makale de yollanmisti, gurup hakkinda bir fikir edinmem icin...
Bu iletinin icerigi beni aglatmisti ve oturup aglayarak bir yazi yazmistim...
Yazdigim bu yazi; pusi ustasi olan dayim Keko Yako ve pusicilik uzerine idi...
O zamanlar uyesi oldugum bir baska gurupla birlikte, Diyarbakir yahoo gurubuna da yazimi yolladim...
http://anjeldikme.blogspot.com/2011/01/p.html
Diyarbakir gurubundan insanlar duygularimi, hissetmis, anlamis ve bana ayni sicak, samimi duygularla geri donmuslerdi...
Fakat diger guruptaki insanlar ise beni sok eden sorgulamalarla karsima, hasimlariymisim gibi dikilmislerdi...
Yorumlardan birkacini alintiliyorum:
"...Tum yazilari dost, can, insan diye basliyor kendisinin ama satir altlarinda ben hep "bize sunu yaptiniz, bize bunu yaptiniz, topraklarimizi elimizden aldiniz, mezarlarimizi yok ettiniz, bizi tasladiniz" hissi aliyorum. Mazlum edebiyati yaparak gizlenmis, maskelenmis suclamalarla dostluk, kardeslik nasil bagdasabilir merak ediyorum. Gecen defa da yine dost, can, kardes yazisinin ekine (bizler Hrant Dink icin bassagligi dilerken) kendileri "Etyen Mahcupyan" nin tahrik dolu bir yazisini eklemisti Anjel hanim...
Diger Ermeni dostlarimda ve dostlarimizda bu tarza ben hic rastlamadim."
Bir diger alinti:
Melek hanim; (Anjel diyemiyor nedense arkadasimiz-Y.Notu) bir cinayetin ardindan bu millet yani Turk milleti sokaklara dokulerek ve hatta "hepimiz ermeniyiz" diye toptan bagirarak simdiye kadar "asala" cetecileri tarafindan katledilen hicbir Turk sehidine nasip olmayan bir torenle hain bir kursuna hedef olan merhum Dink'i defnetmistir.
Ben sizin satir aralarinizda insanim vs. ile beraber
"dost dost" diyerek ince ince ve pek dostane olmayan dusunce ve duygular sezinlemekteyim.
Acik konusun...Kimsiniz? Ne yapmak istiyorsunuz,
soylemek istediginiz esasen nedir?
Paris'te bir kahvede oturmussunuz, yan masada birisiyle bir iki laf konustuktan sonra o yeni tanistiginiz kisinin " hangi millettensiniz? ya da daha yurtdisicasi "what is your nasionality" sorusuna ne cevap veriyorsunuz?
Dostunuz fransiza Paris'in ortasinda hangi hikayeyi anlatiyorsunuz?
Benim yazdigim cevaptan da uzun bir alinti yapacagim izninizle:
"Merhaba, inadina ozlem dolu...
Bugun bir gorusme icin sakatlarin barindigi bir saglik evine gittim...
Cok uzuldum, cikista agladim onlar icin...
Ama aksam eve gelip, benim aglayarak gozyasiyla yazdigim bir yaziya verdiginiz tepkileri okudugumda itiraf etmeliyim ki sok oldum ve bir kez daha anladim ki en acinasi olan, yurek ozurlu olmak...!
Bir sey daha itiraf edeyim siz dort bey icin gercekten icim acidi...Boylesi kati yureklerle yasayabilmek cok yorucu olmali sizler icin...
Yazik size...
Sizlere burada birkac yil once olan gercek bir olayi anlatmak istiyorum cunku bu tavriniz bana ilk anda bu olayi hatirlatti...
17 yasinda bir genc kiz oz babasinin tacizine ugrarmis yillardir, annesine bunu soyledigi gun kadin onurlu bir davranis gosterip ayrildi esinden cunku 8 yasinda bir kizi daha vardi, O'nun da ayni seyleri yasamasini istememisti...Ayrildilar...
Kiz bir gun yolda giderken, adamin ailesinden insanlarla karsilasir... Ne yaparlar bilir misiniz?
Kizin yuzune tukururler "Bizi herkese rezil ettin" diyerek...
Yuzune tukurulmesi gereken kimdir diye sormuyorum sizlere!
Adam ne yapti? Gitti memleketinden 20 yasinda bir kiz getirdi kendine, evlendi...
Ya kiz ne yapti dersiniz? Intihar etti...
Neden bunu hatirladim diye soruyorum kendime?
Benim de yuzume tukuruluyor... Neden?
Mezarligin yola gittigi bir gercek, arsivlerde bulabilirsiniz, 90' lardan sonra olan cok yeni bir olay bu, bir iftira degil! yalan degil! yani gercek bu...!
Dayimin pusici oldugu da gercek..!
(Ipek kozasindan elde edilen iple dokunan cok ince bir kumas turudur. Bilmeyenler icin)
Doguda gayrimuslim evlerin cocuklar tarafindan taslanir, bunu o sehirlerde yasayan herkes bilir, yani bir sir degildir...
Ben bunu 10 yasimda ogrenmistim... Bu da gercek...
..........
10 yasinda bir cocugun hafizasina kazinan bu goruntuler, buyuyup, koca bir kadin oldugunda, anne oldugunda gecer mi saniyorsunuz?
Iste mezarlariniza sahip cikin diye Istanbul'a haber geldiginde (Bu resmi olarak patriklige bildirilmistir) gidemedim oralara, korktum...
Beni bir tek bunun icin suclayabilirsiniz...
Bir korkak oldugum icin...
Sizleri bunca ofkelendiren hangi cumlem, hangi sozcugumdur anlamaya calisiyorum ama anlayamiyorum bagislayin...
Son satirimda "Hepimiz insaniz, alt kimligimiz de , ust kimligimiz de bundan ibaret dostlar" dememe mi kizdiniz?
Sizce degil miyiz?
Yani " Sadece Dunyali ve sadece INSAN degil miyiz?"
Bunlar benim gerceklerim, yasadiklarim...
Eger yasadiklarimi anlattigim icin sucluyorsaniz beni, o halde anilarinda aci hatiralarini, iskenceleri, haksizliklari anlatan tum emekli askerleri, yazarlari, siradan insanlari mahkum mu etmeliyiz sizce?
.............
Kim oldugum soruluyor...
Lise mezunu siradan bir INSAN'im, ulkesini cok seven, Anadolu hayrani, INSAN'i seven...
Yasamin bize verilmis en degerli hediye olduguna inanan yarim akilli bir kulum iste...
Hic bir ideolojiye inanmadim, inanmam...
Beni bosuna kategorize etmeye calisiyorsunuz...
Tek ideolojim ve dinim SEVGI'dir benim...
Bu cevabi neden yazdim diye dusunuyorum su an...
Aslinda size degil bu cevabim, siz dort kisisiniz beyler ama ben biliyorum bizi orada bizi izleyen sessiz bir cogunluk var... Ve benim icin en aci olani da iste bu; onlarin icinde, eski dinleyicilerim var, beni tanirlar, bilirler yuregimin ne oldugunu ama susuyorlar... Onlarin suskunlugu yaralar beni... Siz dort bey tanimiyorsunuz ki beni! Belli bir algilayis kalibiniz var, ona gore degerlendiriyorsunuz beni, bu nedenle sizlere inanin kizmiyorum ama ya taniyip da susanlar...
Radyo Kent'te sloganimiz "Ozgurlugun Sesiyiz" idi... Konusurduk ozgurce. Yasamimin en guzel anlari o donemde dinleyicilerimle yasadigim diyaloglardir... "Susmak haksizliga alkistir" derdik... Simdi neden susuyorsunuz?
Bay ve bayan Nostalji'nin dinleyicilerine yakismiyor bu, hem de hic...
Okulda iken edebiyat dersinde bir metin verirdi, "Okuyun ve ana fikrini soyleyin" derdi...
Ana fikrini anlamayana, konusma izni vermezdi...
Bu yazimi binlerce okudu ve hep olumlu mesajlar aldim, olumlu tepkiler, siz dordunuz disinda...
Ana fikrini ben soyleyeyim size: OZLEMdi...
Sila ozlemi...
Pusicilikle ilgili yaziyi alinca dayilarimi hatirladim, bir zamanlar cektikleri ozlemlerini anlamadigim dayilarimin ozlemini bugun ben yasadigim icin aglayarak okudum ve aglayarak yazdim beyler!
Siz bana diyorsunuz ki: ozlemeye hakkin yok, ozlemini soylemeye hakkin yok...
Isiniz cok zor beyler cunku suc ortagim cok...
Beni her gun "Istanbul'a ne zaman geliyorsun Anjel? Sohbetlerini, varligini ozledik" diyen dostlarim; suc ortaklarim...
Konusmalarimizin birinde "En cok sokak puacalarini ozluyorum" dedim diye, Almanya'yi, Paris'i seferber edip bana puaca yollayan can dostum suc ortagim...
Bugun 20 yasinda olan oglumun tek hayali Istanbul'a gidip, kolej arkadaslarini bulmaktir...
Bana; ogluma "Dogdugun sehri ozleme, arkadaslarini bulacagini, kavusacagini dusunme" dedirtemezsiniz beyler!
O'nun dogdugu sehir Istanbul ve hep ozleyecek biliyorum...
Siz ozlemek nedir bilmez misiniz?
Sila ozlemi cekmediniz mi hic?
Paris kafesinde otururken, yandaki Fransiz'a ne anlattigimi sormussunuz...
Kafelerde oturacak kadar vaktim olmuyor...
Vakit buldugumda, muzelere, sergilere ya da konferanslara katilmayi tercih ediyorum...
Son katildigim konferans Unesco'da duzenlenen, Dunya'nin ekolojik dengesinin gidisatiyla ilgiliydi...
Fransiz arkadasimla en son konustugumuz konu ise; Cezayir asilli bir yazarin, Fransiz vatandasi oldugu icin, Fransiz ordusu Cezayir'den cekildikten sonra yasadigi aci tecrubeleri anlatan, hazin oykusunun, radyoda bir programda konuk olarak davet edilip islenmesiydi...
Ne mi konustuk? Fransa'nin iki yuzlulugunu ve yanlislarini...
Arabadaydik...
Nereye mi gidiyorduk?
Buradaki bir Turk dostumun kizinin kina gecesine davetliydim...
Fransiz arkadasimla bir Turk insanimizin kina gecesine gittik...
Misafirler arasinda , siyah derili kardeslerimiz dahil her millet vardi...
Bana kimligimi soranlara ne mi diyorum?
Bunu da sormussunuz kaba bir tarzda...
Je suis d'origine Armenienne, , nationalite Turque diyorum... Ve asla cikmayi dusunmuyorum...
Gururluyum hem de cok; Turkiye'li bir Ermeni olmaktan...
Bunu da anlamanizi beklemiyorum, korkmayin...
Peki ben size bir soru sorayim...
Origine Turque, nationalite Francais olan binlerce insanimiz var burada, bu sorunuzu onlara yonelttiginizde beklediginiz cevap nedir beyler?
Cok acimasiz ve adaletsizsiniz biliyor musunuz?
Sozu cok uzattim biliyorum cunku bu sizlere son yazim... Yazmayacagim bir daha...
Su kadarini soyleyeyim, bana bir ozur borcunuz var... Insan yuregime, yasadiklarini, hissettiklerini anlattigi icin tukurdunuz, gozlerimi gorseydiniz utanirdiniz inanin...
Ben sizleri affediyorum...
Isa carmiha gerildiginde "Onlari affet baba ne yaptiklarini bilmiyorlar" demisti...
Sizler de kor bir bilincle, bilmiyorsunuz ne yaptiginizi...
Sizleri affediyorum... (Bunlari yazdigim icin simdi de misyoner dersiniz siz bana) :)))
Varsin olsun... Kalin saglicakla..."

Degerli okuyucularim yazdigim en uzun yazi oldu bu bilir misiniz?
Neden alintiladim tum bunlari?
Kafamdaki sorulari paylasabilmemin baska ifadesi yoktu cunku...
Nevin Berktas yasadiklarini kitaba doktugu icin tekrar hapse mahkum edildi....
Iskenceden gecen arkadaslarim var ki anilarini yazarlar, yayinlayacaklar...
Onlari da mi cezalandiracagiz gerceklerini anlattiklari icin?
Ben hep sadece kendi yasamimin sahitligini yaparim yazilarimda... Ben de mi cezalandirilacagim?
Nereye kadar surecek bu INSAN kardeslerim?
Nereye kadar korkacaklar gerceklerden?
Ustelik bizlerin yasamayi sectigi lanetlenesi anlar degilken tum anlatilanlar...
Tum bu acilari yasatanlarin, duymaya dahi tahammul edemedikleri bu gerceklikleri yasamamak gibi bir secenegimiz var miydi gercekten?
Bilmiyorum canlar, bilmiyorum...
Cevapsiz, sorularda kaybolmak uzereyim...
Bir tek seyi merak ederim biliyor musunuz?
Acaba; yalniz kaldiklarinda olsun utanmazlar mi hic?
Hic mi utanmazlar gonullu soyunduklari bu gorevlerinden...
HIC MI?

Anjel Dikme
Paris
8-1-2011
5:34:18

Disi Hrant Dink Olmak

Bu gece cok degerli misafirlerim var...
Yasar Kurt, Udi Yervant, Artur Bagdasayran, Serop Gocer ve adinin soylenmesini istemeyen Hemsin Baskoylu Ermeni,  degerli bir dost...

Bana Turkiye'de "Fransa'nin Disi Hrant Dink'i" deniyormus, bu gece soyledi bir can...
Bu sozu ilk duyusum degil...
Daha once de iki kez duymustum...
Ilki; bir sohbetimiz sirasinda gelen yorumdu "Ne yani sen disi Hrant Dink mi olacaksin?" diye gelmisti bana bu cumle...
Daha sonra yazilarimi birbirlerine oneren insanlarin, beni tanitmak ve tanimlamak isterken kullandiklari cumle imis;  "Okuyun goreceksiniz O bir disi Hrant Dink"
"Disi Hrant'imiz Anjel."
Buna ragmen Turkiye'de  boyle anildigimi bilmek beni sasirtmadi dersem yalan soylerim...
Sizler, okuyucularim belki de bu soylemi onaylarsiniz ama bana nasil agir bir miras birakirsiniz farkinda misiniz?
Sanmayin ki bu mirasin tehlikeleri korkutur beni...
"Korku seytandandir " der kitap... 
Yasamim boyunca sevginin tek formul olduguna inanan kulunuzun, korkuyu lugatina hic almamasi yeni degildir...
Korku barinmaz benim cografyamda...
Sadece  bu mirasa layik olabilmektir tek endisem...
Ben ki Rakel'in gozlerini gormusum...
Ben ki Hrant'in; O'nu aradigimda, isi geregi Turkiye'ye gitmek zorunda olan, ulkucu kesimin ofkesini ceken Fransiz  bir yazarin kizkardesi icin yardimini istedigimde; "Korkmasin! geldiginde beni arasin" deyisini duymusum...
Kolay mi sanirsiniz bu mirasi tasimak bunlardan sonra?
Madem ki bir misyondur yuklendigim gonullu, emrinizdedir her kalemim, her emegim...
Insan olmak en onemli degerdir ben kulunuz icin...
Baska soze hacet var midir?
Bence yoktur...
Buradayim...
Yasadigim surece tercumaniniz olmaya devam  edecegim...
Onursuz bir yasam degildir benim sectigim...
Onurlu bir olumdur...
Insan Kardeslerimin uyanisina hizmet etsin kalemim...
Baska turlusu yakismaz ki bana...
Dedemlerden utanirim...
Utanmaksa; kaldiramayacagim tek duygudur...


Anjel Dikme
2/1/2011
4:58:30
Paris

8 Ocak 2011 Cumartesi

PARİS’TEN BURAM BURAM ANADOLU KOKAN BİR MERHABA


Yazmalıyım biliyorum...
dökmeliyim içimi...anlarsınız biliyorum...
anlamasanız da tümünü, hissedersiniz ; tanırım sizleri...
Önce bir merhaba demeliyim; özlem, acı , keder yüklü...
Sonra sevgili Baskın Hoca’ma başsağlığı dilemeliyim, borç hanemde asılı 
kalan... Hem çok yeni kaybettiği sevgili ablası , hem de Koca Yürekli 
Ahpar'im Hrant için...
Tıkandım işte yine... Ne zaman Hrant denir, nerede Hrant var sözcüklerim 
terk eder oldu beni...
Yazamamam bundan dostlar, Koca Hrant'la birlikte sözcüklerim de terk etti 
beni... gözyaşlarım en sık ziyaretime gelen misafirim oldular...
Bana yolladığınız ilk yazıyı ağlayarak okudum...
Pusiciligi anlatıyorsunuz... 
Sevgili, rahmetli dayılarımda onlardan 
birileriydiler...
Pusici Yako (Yakup-Keko Yako derlerdi) ve Ohannes dayılarım... Ama onlar 
yazınızda belirttiğiniz gibi 1946'larda da terk etmediler çok sevdikleri 
Diyarbakır’ı... Ohannes dayım 1975'lerden sonra geldi İstanbul’a, 
1980'lerden sonra da Keko Yako ... Gönülsüz, isteksiz, seçeneksiz bir göçtü 
bu...
Ama; anneannem ve dedem gelmediler, bırakmadılar Diyarbakır’larını, 
kucelerini terk edemediler, havslerini belki de...
Emo yayam (ninem) orada öldü 
ve gömüldü. Yıllar sonra mezarlığın bir bölümünün yol yapımında 
kaybolacağını bildirdiler bize, ‘gelin mezarlarınıza sahip çıkın’ 
dediler...
 Gidemedim...
Ayıplayın beni ! korktum... 
Doğduğum kentten bir buçuk yaşımda ayrılmıştım, on yaşımda bir yaz, sadece bir ay görmüştüm ilk ve son kez... 
Çocuk hafızama kazınan üç görüntü vardı... Birincisi ; bir gün kapıda 
gürültüler duydum ve kapıya yöneldim. Zohre yengem'in "dur gitme ! 
çocuklar kapıyı taşlıyor, birazdan giderler " deyişi.
Bir gâvur(!) evi taşlamak sıradan oyunlarındanmış çocukların...öğrendim...biliyor musunuz ki öfkelenmedim, öfkelenmemiştim, sadece içim acımıştı, Neden? diye sormuştum çocuk aklımla,neden? Farkımız neydi ki taşlanmayı hak ediyorduk...
Hafızamdaki diğer iki acı görüntü varsın bana kalsın be dostlar... bu en iyisiydi 
bunu bilin yeter...
İşte bu korkaklığımla gidemedim, gelemedim Diyarbakır’ımıza, Yayam'a gelemedim...(ağliyorum)
O'nun ölümünden sonra Temo dedem (Hacadur) İstanbul’a Oğlu Ohannesin 
yanına göçmek zorunda kaldı... Siyah şalvarını asla çıkarmadı...Hep gururluydu... O "Yaşar Yaşamaz"dan da beter bir kadere sahipti , kayıtlara göre böyle biri hiç yaşamadı...Uzun hikaye...arzu ederseniz bir gün anlatırım...
Bu nedenle üvey dayım Pusici Yakup kayıtlarda dedem görünür... Karışık hikâye...
Lafı çok uzattım bilirim... ama konuşmak ister yüreğim, onlar sustu hep, ben de susarsam kim kalır anlatacak be güzel insanlar... Kim? Bu nasıl ağır bir yüktür omuzlarımızda taşıdığımız bir bilseniz... Ne acı bir mirastır devraldığımız...
Oysa ki niyetim size Pusici Yako'yu anlatmaktı.
İstanbul’a zorunlu göçten sonra bile koza alıp satmaya devam etti, bu O'nun 
Diyarbakır’ına gitmesi için bir sebepti anlamıyorduk o zamanlar, anlayamıyorduk, ‘gitme ne işin var orada’ diyorduk... çok sonra anlayacaktık neden gittiğini... Koza bitince, otlu peynir satmaya başlamıştı, teneke teneke Diyarbakır’ın otlu peynirini İstanbul’a getirir, eskiden göçmüş Diyarbakırlı hemşerilerine, çoğu zaman zararına satardı. 
Ticaret yapmak değildi amacı, özlediği Diyarbakır’ına gitmek için bahaneydi otlu peynir satışları... 
Bunu da bir minibüsün aynasının kafasına çarptığı anda  ölmesiyle  -kaybından sonra- 
anladık...
HEP GEÇ KALIYORUZ DEĞİL Mİ DOSTLAR?
Neden hep geç kalıyoruz?
O sadece doğup büyüdüğü toprakları özlüyordu ve orayı görmek, koklamak, 
yaşamak için fırsatlar yaratıyordu kendine hepsi bu...
Ne basit değil mi? 
Oysa ne karmaşık hale getirdik biz her şeyi...
Çevremdeki büyüklerin acılarını gördükçe, Sason'da doğup önce Diyarbakır’a 
sonra İstanbul’a daha sonra Paris'e göçmek zorunda kalan babamın, bugün 
yetmiş beş yaşında olan babamın hala "ah! Sason dağlarım " diye ağlayışını 
gördükçe...
İnsanlar doğdukları yerde ölmek hakkına da sahip olmalıdir derim  ...
Sizler ne dersiniz dostlar?
Buraya kadar sabırla okuduysanız beni, tanımasam da seni , her kimsen 
dostumsun, dostuz...
Önce insanız...İnsanız ve dünyalıyız... tek kimliğimiz bu canlar! alt
kimlik, üst kimlik hepsi bundan ibaret... kalın sağlıcakla...
Anjel...
Paris
6-4-2007
23:00

6 Ocak 2011 Perşembe

"Dişi Hrant Dink"



http://www.toplumsalyakinlasma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=429:qdii-hrant-dinkq&catid=904:anjel-dikme&Itemid=656&Itemid=41