İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

2 Kasım 2011 Çarşamba

Bilgilendirici bir yazi

Murat Çakir
Metamorfoz
29 Ekim 2011
»Vatanim yeryuzu, milletim insanlik!«*)
Me|ta|mor|foz[Lat. Metamorphosis]Baskalasma – Herhalde Alman ordusundaki degisimi ifade eden en uygun tanim bu olsa gerek. Çunku Almanya anayasasi temelinde Federal Ordu tanimlanmaya çalisilirsa, bugunku yapisinin »yurt savunmasi« ile yakindan uzaktan bir ilgisinin kalmadigi gorulebilir.
Federal Ordu’nun metamorfozu rafine bir biçimde ve yavas yavas gerçeklestiriliyor. Bu hafta Almanya kamuoyunun gundemi »Avro’yu kurtarma operasyonlari« ile mesgulken, Federal Hukumetin en çaliskan (!) uyesi, Savunma Bakani Thomas de Maizière, Almanya çapinda çesitli ordu yerleskelerinin kapatilacagini ve bu sekilde butçe konsolidasyonu için gerekli olan tasarruflara baslanacagini ilân etti.
Aslinda selefi Karl-Theodor zu Guttenberg’in zorunlu askerligi kaldirma karari ile bu adim birlikte ele alindiginda, savas karsitlarinin savunma giderlerinin azaltilmasi isteginin yerine getirildigi dusunulebilir. Ama kazin ayagi hiç oyle degil, çunku atilan adimlar Federal Ordu’nun saldiri savaslari ordusuna donusumunun bir geregi.
Zorunlu askerlik, Federal Ordu’nun vurucu gucunu azaltan bir uygulamaydi. Zorunlu askerlerin »yurt disi gorevlerinde« yetersiz olduklari gorulmus ve gereksiz yere kapasiteleri bagladigi açiga çikmisti. »Reform« adi altinda atilan adimlarin asil hedefi, saldiri savaslari ve isgaller gibi »yurt disi gorevlerine« gonderilecek olan asker sayisinin artirilmasidir. Hukumet planlarinin, su an için 7 bin ile sinirli olan asker sayisinin 10 bine çikarilmasi oldugu uzun zamandan beri bilinmekte. Britanya (23 bin asker) ve Fransa (30 bin asker) ordularinin mudahale savaslari için silah altinda tuttugu asker sayilari Almanya için ornek teskil ediyor.
Gerçeklestirilen »reformun« Almanya’nin savas sonrasindaki en buyuk stratejik-askerî donusum projesi oldugu soylenebilir. Donusumun temel hedefi, iddia edildigi gibi ulke savunmasi veya ittifak yukumlulukleri degil, yonergelerde alti çizildigi gibi, Alman tekellerinin kuresel çikarinin korunmasidir.
Yururlukte olan Savunma Politikalari Yonergesi, Federal Ordu’nun en temel gorevinin, »serbest ve engelsiz dunya ticaretinin ve açik denizler ile dogal kaynaklara serbest ulasiminin guvence altina alinmasi« oldugunu belirtiyor. Bu açik emperyalist amaç da, CDU/CSU, SPD, FDP ve Yesiller’den olusan fiîli buyuk koalisyonca savunuluyor.
1949’da, Federal Almanya’nin kurulus ilâninin hemen akabinde duzenlenen bir iktisat kongresi katilimcilari »Ozgur Almanya ancak ozgur bir Avrupa çatisi altinda ekonomik gucunu gelistirebilir« tespiti uzerinde hem fikir olmuslardi. Yani, guçlu Almanya artik Avrupa ile var olabilecekti. Ve bugunun Çekirdek Avrupa konseptini, Almanya’nin ihracat sampiyonu olmasini ve AB uyesi ulkelerin derin kriz içine dusmelerindeki belirleyici rolunu goz onunde tutarsak, Almanya sermayesinin bu amacina onemli olçude ulasmis oldugunu gorebiliriz.
Kisacasi kendi sinirlari içerisinde enerji ve hammadde kaynaklarina hemen hemen hiç sahip olmayan Almanya’nin kuresel egemenlikteki aslan payini kapma yolunda hizla ilerlerledigi soylenebilir. Almanya’nin neoliberal elitleri bu ulvî (!) amaçlari için ulke içinde demokrasinin içini bosaltirlarken, dis politikayi da militaristlestirmeye devam ediyorlar. Neoliberal politikalarin itici gucu ve kuresel krizlerin açik farkla galibi olan Almanya, bu politikalariyla dunya halklarina seçenek olarak somuruyu, açligi, sefaleti, savaslari ve olumu sunuyor.
Ancak Almanya bu konuda yalniz degil. Emperyalist guçler ordularini her daim saldiri savaslarina hazir ve dunya çapinda konuslanabilecek yeteneklerle donatiyorlar. Bu açidan Almanya’daki askerî donusumun bir NATO politikasi oldugunu ve Turkiye’de de profesyonel orduya geçme çalismalarinin da, bu politikalar çerçevesinde uygulandigini vurgulamak gerekiyor.
Profesyonel orduyla, »askerlikten« kurtulacaklarini zannedenler muthis yaniliyor. Çunku, »profesyonel« savaslarin asil faturasini kendilerinin odeyeceklerini bilmiyorlar.
-------
*)Van depremi ile baglantili olarak ortaya çikan muthis irkçi heyezanlar korkutucu boyutlari ile urkutucu bir hâl aldi. Irkçiliga ve milliyetçilige karsi verilebilecek en guzel yanit, »vatanim yeryuzu, milletim insanlik« siaridir. Bu siari bir nevî »kelime-î sahadet« gibi, yani »sahadet ederim ki, yeryuzunden baska vatan, insanliktan baska millet yoktur« inanisi ve bilincini insan olmanin sahadeti olarak surekli tekrarlamak gerektigi dusuncesindeyim. O nedenle, bundan sonraki yazilarima her defasinda bu sahadetle baslayacagim.
__._,_.___

Patrik Seciminde Yeni Surec



Patrik secimini gerceklestirecek tek yetkili kurum olanMutesebbis Heyet’in secim yapma talebine idare tarafindan olumlu yanit verilmemistir. Secim hakkimizin elimizden alinmasi uzerine, Mutesebbis Heyet'le birlikte Hayko Bagdat ve Garo Paylan tarafindan secim talebini karsilamayan idarenin tasarrufunun iptali ve secime izin verilmesi icin dava acilmistir.

Mutesebbis Heyet
 adina acilan davanin durusmasi daha once yapilmis olup sonucu beklenmektedir. 31 Ekim 2011 Pazartesi gunu saat 10.00'da, Istanbul 3. Idare Mahkemesinde (Kultur Universitesi yani - Sirinevler) Hayko Bagdat adina acilan davanin durusmasi yapilacaktir.Davanin idare mahkemesi tarafindan kabulu halinde patrik seciminin onundeki tum engeller ortadan kalkacaktir. Boylece bilinmez bir tarihe kadar vekille idare edilmenin toplumda yarattigi olumsuzluk sona erecektir.

Turkiye Ermenilerinin oylariyla gerceklestirilen demokratik patrik seciminin bundan boyle de yapilabilmesi icin hayati oneme sahip bu davanin durusmasina izleyici olarak katilarak destek verilmesi gerekmektedir. Cemaatimizin konuya duyarli uyelerini durusmaya davet ediyoruz.


Patrigimizi Secmek Istiyoruz Inisiyatifi
 
 

21 Ekim 2011 Cuma

Hepiniz icindir gozyaslarim


Vakitsiz ucan 24 turnaya agladigim gibi agladim Kaddafi'ye de.
Kaddafi'ye  agladigim icin kimileri kizacak, kimileri gulup alay edecek bilirim.
"Dunyayi sen mi kurtaracaksin? Uzulduklerin insan bile degil." diyenlere; "Ben humanist bir ruh tasiyorum. Hepsi degerli bir can. Bu gercegin bilincinde olmamalari onlari sevmemem icin bir 
neden degil. "  dedigimde kizip, alay ettikleri gibi.

Yok olmasini isteyenlerin eline  gectiginde, yaraliydi ama yasiyordu.
Fransiz televizyonu; başindan  ve bacagindan yara aldigini, sonra da bicaklandigini soyledi.
Ustundeki giysileri cikardilar.
Ciplaklik; Islam aleminde asagilamanin bir ifadesi oldugundan yapmis olmalilar bunu.
Kanlar icindeki bir yasli adamdi O benim icin.
Annesinin kucagina verildigi ilk anlari dusundum.
Rakel'in sozlerini hatirladim. "Bir bebekten, bir katil yaratan sistemi sorgulamaliyiz." diyen.
Bebeklerden; katiller, diktatorler, silah-eroin tuccarlari, ilac sektorlerindeki acimasiz yoneticileri, hirsli politikacilari, konumlarini korumak icin yalan haberlerle halki manipule eden basin gorevlilerini, Allah-Tanri diyerek insanlari bole bole dusman eden din adamlarini yaratiyordu sistem dedikleri.

Hepsinin kendince gecerli(!) nedenleri vardi.
Olumlu olduklarini unutmus; kanla, parayla, insanligin acilariyla beslenen egolarina DUR diyemeyecek miyiz?
Su elli yillik zaman zarfinda kac diktatorlugun yikildigini, diktatorlerinin bu acinasi sonlarini kendilerine hatirlatmamiz bir ise yaramayacak mi?

Binbir emekle, fedakarliklarla  buyuttugumuz cocuklarimizin olmek, oldurmek icin degil, yasamak, mutlu olmak icin yeryuzune geldiklerini anlatmanin, anlatabilmenin bir yolu yok mu?

Tibet'e tekrar saldiran çin'e; sozde kalmayip ozde de barisi yasayan, yeryuzunun en barisci halklarindan Tibet'lilerin aylardir intihar ederek  karsilik vermelerinin hic bir anlami yok mu?

Bahceli'den Erdogan'a tebrik mesaji gelmis.
Kan kokusunu sevenlere gun dogdugu belli.
Kutluyorum sizi sayin Erdogan(!)

Koltugunuzu hak edecek kadar "Buyuk" oldugunuz icin.
Annenizin kaybinda doktugunuz o gercek gozyaslarinin bir damlasini, vakitsiz ucan turnalarimizdan esirgediginiz icin ne "BUYUK" sunuz!

Farkindayim basi sonu kopuk, ilgisiz bir yazi oldu sizler icin.
Ama benim icin degil inanin.
Bugun gorup, izlediklerim, okuduklarimin ruhumda yarattigi isyanin bir dokumudur bu yazi.
Anlasilmak ya da hak verilmeyi beklemek gibi bir kaygim olmadan dokerim icimdekileri her zamanki gibi.
Kuramsal dusunerek, izmlerle bir yere varamadik, belki soru sorarak varabiliriz diye safca arayislardayim.
Son sorum:
Kefenin cebinin olmadigini ne zaman anlayacak insan kardeslerim?
Kaddafi'ye aglarken, kefenin cebi oldugunu sananlar icindi gozyasim...
Insanligin ortak hafizasinda,  sadece yaptiklariyla  anilacak olduklarini unutanlar icindi gozyasim...

Anjel Dikme
Paris
21-10-2011
01:07:56

19 Ekim 2011 Çarşamba

KADINLARIN VICDANI RET HAKKI


Bence uzun zaman once yapilmasi gereken sey nihayet  basladi.
Kadinlarin vicdani ret  ilanlarindan soz ediyorum.
Cogu insan egleniyor, ciddiye almiyor bu durumu.
Elimize silah alma hakki olmadigi icin itiraz hakkimiz da olmadigini dusunuyorlar ki ben kendilerine katilmiyorum.
Vicdani reddimi acikladigim bir dost  bana sunu soyledi tiye alarak: "Celp mi geldi?
"Bunu da yazacagim." dedim kendisine.
Cahil bir kulunuz olarak bilmem ben buyuk laf etmeyi.
Vicdani red konusunda bildigim tek sey; tam da hayati, sistemi sorgulamaya basladiklari yaslarinda askere alinan ogullarimizin, erkeklerimizin kayip ruhlar olarak bize geri yollandigidir. (Hayatta kalabildiyse tabii.)
Elime silah alma hakkimin olmamasi, bedellerini tum insanligin odedigi bu duruma DUR! deme hakkimin olmadigi sonucuna goturmuyor beni.
Bir yorum soyle diyor: "Zira yasayan sey militarist zihniyet pek canlidir ve baskindir" "Kadin vicdani reddinden olu bir cocuk dogar ancak."
Bense sormadan edemiyorum. Militarist zihniyet, bu militarist yapinin surmesi icin beslenmiyor mu yuzyillardir?
O halde?
Erkeklerimizin  (Beyler bagislasinlar beni.) bu yaralanmis ruhlariyla, benlikleriyle cok da saglikli dusunemediklerini bir gerceklik olarak kabul ediyorsak; dogduklari andan itibaren militarist, feodal, erkil zihniyetle hasarlanmis, korkutulup sindirilmis ruhlariyla yasadiklarini goruyorsak, sozu ve eylemi baslatmak sorumlulugu kadinlarin omuzlarina yuklenmistir dersem yanlis mi soylemis olurum?

Bu dusunceler baglaminda vicdani reddimi bir kez daha kamu oyuna duyuruyorum.
Bu hareketi onemseyip,  destekledigimi belirterek.

Anjel Dikme
Paris
19-10-2011
22:02:56
Merhaba...
"Sadece iktisadi açıdan baktığımızda, KHIP raporuna göre TSK bütçesi, ki vergi muafiyetleri ve örtülü dahil edilmeden 2010’da yine artmıştır. Ve 2011’de daha da artması projelendirilmiştir. Bu artışlar eğitimden, sağlıktan, istihdamdan, kadın, çocuk vb’den tasarruflarla sosyal devleti al aşağı etmektedir."
Aslina bakarsaniz yazinizin tumunu alintiliyarak yazmak isterdim vicdani ret mesajimi.
Vaktinizi almamak icin bu paragrafla yetinirim.
Ben vicdani reddimi 2008'de Paris'teki Turk radyosundan duyurmusum bilmeden ne yaptigimi...
Ne mi demisim?
Hrant'in birinci olum yildonumunde; 19 ocak 2008'de yaptigim konusmadan bir bolumu aktarmam yetecektir sanirim reddimin kabulune.
"Ben neden bu göreve talibim ? diye sorarsanız, cevabım şu olur :
Yaşamım boyunca gönüllü ferdi olduğum bu göreve, yalnız olmadığımızı, aslında sanılandan çok daha fazla olduğumuzu göstermek adına talibim…


Sadece sözde kalmayıp, çocuklarımızın geleceği adına, kımıldama vaktimizin çoktan gelip de geçmekte olduğuna inandığım için talibim…

Tarihteki koca koca imparatorluklardan geriye bugün hiçbir şey kalmamışken, o imparatorlukların sınırlarını korumak, ya da genişletmek adına milyonlarca gencin, sevdiğinin
tenine dokunamadan, baba olmanın keyfini süremeden, yaşlanamadan, yaşayamadan, evlerinden uzakta, donarak, kılıçlarla doğranarak, silahlar, bombalarla parçalanarak neden öldüklerini bir türlü anlayamadığımdan talibim…

‘Vakitsiz uçmasın’ diye turnalarımız talibim…

Barış’ın dili ‘İNSAN ‘ın dili olduğu için talibim…

Turna: Ermeni kültüründe, genç ölümler için bu tabir kullanılır…
Genç bir ölüm duyduk mu; “bir turna daha uçtu” deriz…

Vakitsiz uçmasın turnalarımız…"

Egosu kanla beslenen insan musvettelerine yeter demek icin talibim!
Bir ana oldugum icin talibim!
Subay eslerinin saclarini yapmak icin  ucretsiz kuafor, arabalarina sofor, eglence mekanlarinda  sovmen olmasin diye cocuklarimiz talibim!
Tam bilinclenme, sorgulama yaslarinda askere alinan erkeklerimizin oldurulmus, yarali, hasta ruhlariyla bizlere geri yollanmamasi icin talibim!
Bu yarali, hasta ruhlarla yasamak zorunda birakilan kadinlarimizin haklarini savunmak icin talibim!
Bu sagliksiz iliskilerden dogan cocuklarimizi, askerlikte ogrendikleri hiyerarsik sistemi evinde uygulayan babalardan korumak icin, biktigimiz, yoruldugumuz icin talibim!

Kan kokusunu sevmedigim icin talibim!
Daha ne deyim?
Ben bir Filla kiziyim, asirlarin acilarinda yanmis yuregimle daha ne deyim?


Anjel Dikme
Paris
2-10-2011
3h19:46



http://www.askerhaklari.com/

http://askerleranlatiyor.blogspot.com/p/yorumlar.html

13 Ekim 2011 Perşembe

COK DILLI SARKILAR SOYLENEN, RENGARENK BIR DUNYA ISTERIM. CUNKU TANRI BENIM!



Bir Ermeni kadini Istanbul'da, bindigi taksinin soforu tarafindan inancindan oturu dovulup, taksiden disari atildi.
Ilk gun duydum bu haberi. O gunden beri dusunurum.
Birkac yil once yazmaya baslayip da bitirmedigim yazimi hatirlarim.
Suydu yarim kalan yazim:


"Diyarbakir Cezaevi Insan Haklari Muzesi Olmalidir!


Baslikli, "Adalet Komisyonu'nun" hazirladigi 9 Eylul 2009 da yazilmis ve imzaya acilmis metnin yayinlandigi yurttas.tv sayfasinda, uzerinde su yazinin bulundugu bir kapi goruntusu var: "TURKCE KONUS COK KONUS"...


Gecen haftalarda da; "Unlu Rus Yazari Tolstoy'un Islam Peygamberi ile Kayip Risalesi" diye bir kayit izledim. 4 dakika 14 saniyelik bu calismada, Tolstoy'un agzindan(!) bakin neler diyor:


"Bunlari soylemek ne kadar tuhaf olsa da benim icin Muhammedilik Haça tapmaktan, Hiristiyanlik ile mukayese edilmeyecek kadar yuksekte duruyor. Eger insan, secme hakkina sahip olsaydi, akli basinda olan her bir insan, suphe ve tereddut etmeden Muhammediligi; tek olan Allah'i ve onun Paygamber'ini kabul ederdi."
"Muhammed her zaman Evangelizm'in (Hiristiyanlar'in ustune cikiyor. O, Insani Allah saymiyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Muslumanlarin Allah'tan baska ilahi yoktur ve Muhammed onun peygamberidir. Burada hicbir muamma ve sir yoktur. LEV NIKOLAYEVIC TOLSTOY"


Nesimi'nin derisi yuzulerek oldurulmesine sebep olan inanisini dusundum:


" Vahdeti Vücud (varlık birliği) inancında kainat, Mutlak Varlık’ın zuhurudur. Bütün alem, Mutlak Varlığın bilgisinde sabit olmuş, bu subut kainatı izhar etmiştir. Göklerin dönüşünden unsurlar meydana gelir; göklerle unsurların birleşmesinden cansızlar,bitkiler ve canlılar zuhur eder canlıların kemali insanda zahir olur. insan en son ve en olgun yaratıktır. Kainatın özüdür. Tanrının tecelli yeridir. 

Seyyid Nesimi, Vahdeti Vücud inancını, yani Allah’ın insanda tecelli ettiği fikrini harflerin esrarına dayanarak dile getirmekteydi. O bunun böyle olduğuna öylesine inanmaktaydı ki, hiçbir şey onu bu inancından döndürmeye yetmedi. Sonunda din softaları, onu halk huzurunda derisi yüzülerek öldürülmesi yönünde fetva verdi. "


Sonra Isa'nin carmiha gerilmesine neden olan sozlerini hatirladim:


"Gercek sizi ozgur kilacak." diyor Isa...
"Baba ve Ben BIRiz" diyor...


Bu bilgiyi bize veren her cani oldurduk...
Asirlardir bize anlatilan her hikayeyi sorgusuz kabullendik de, tek gercegi mi reddettik diye sorgularim!


"Ben Tanri'yim " desem, benim de derimi yuzer misin Insan Kardesim?


Hristiyanlik adini verdikleri dinin, Isa'nin ogretisi ile en ufak bir ilgisi kalmamisken, kendilerini en bi Hristiyan sayanlarin, Dunya'daki en buyuk guclerden biri haline donusmus olmalarina bakarak sormadan edemiyorum;


"Ben Tanri'yim " desem; Ortacag ateslerinde cadilari(!) yaktigin gibi yakar misin beni de Insan Kardesim?




Neden korkarsiniz bunca Tanri olmaktan?


Yasaminin tum sorumlulugunun senin omuzlarina kalacagindan mi korkun?
Suclayacak ne ailen, ne de bir Allah Baban kalmayacagi fikri mi delirtir seni?


Aslinda; neden tek renkli, tek dilli bir dunyanin ozlemini bunca cekersiniz ? diye sormak isterken soz buralara geldi...


Hep birlikte hayal edelim mi?
Dusunun ki tum Dunya musluman Turk oldu ve herkes Turkce konusuyor...
Bu mudur bizim sorunlarimizin cozumu?
Aclik bitecek, sefalet bitecek mi?
Cinayetler, tecavuzler, emek somuruleri bitecek mi?
Ya adaletsizligimiz?
Hepsi hallolacak mi?


Egomuzu oldurmeden kuracagimiz tek dinli, tek dilli bir Dunya kurtarir mi biz insanoglunu?
Soyleyin Insan Kardeslerim."


Yazi burada kalmis.
Butun bunlar bana sorular sordurur yine, yeniden...
Tum dunya "Musluman Turk" oldu varsayalim.
Bitecek mi oz babalarin kizlarina tecavuzleri?
Bitecek mi namus cinayetleri?
Bitecek mi issizliginiz?
Bitecek mi ruhunuzdaki kavgalar?
Barisacak misiniz kendinizle?
Sevmeyi ogrenecek misiniz kendinizi?
Nefret etmekten, asagilamaktan, acitmaktan kendinizi vazgececek misiniz?
Delice korkulariniz dinecek mi?
Sifa bulacak misiniz?
Egonuzun esirligine mahkum yasamlariniz degisecek mi?
Ozledigimiz baris gelecek mi yeryuzu cennetine?
Her renkte insan kardesim kucaklayacak mi birbirini?
Doyacak mi Afrika'daki aclarin karni?
Bitecek mi acliktan cocuk olumleri, her alti saniyede bir yasanan?
Doga anamiza saygiyi hatirlayacak misiniz yeniden?
Yasam irmaginda ahenkle, dogayla armoni icinde akmayi becerebilecek miyiz yeniden?
Tum dunya "Musluman Turk" oldugunda gerceklesecekse bunlar, ben hazirim.
Musluman oldum gitti!
Yeryuzumuz cennet olacak oyle mi?
Herkes "Musluman Turk" olunca ya da digerleri oldurulup sadece "Musluman Turkler" birakilinca hayatta
butun bunlar gerceklesecek oyle mi?


Oyleyse; buyrun gelin once benim derimi yuzun!


Anjel Dikme
Paris
13-10-2011
03:30

5 Ekim 2011 Çarşamba

ESKİ KÜRT MİLLETVEKİLİ İBRAHİM AKSOY BİRÇOK TÜRK SİYASETÇİNİN ERMENİ OLDUĞUNU İDDİA ETTİ...


1989'da SHP Malatya Milletvekili olarak Meclis'e girdi.

Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmadı "Türkiye'de Kürt diye ayrı bir halk var" dedikten sonra dönemin SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal'ın baskısıyla SHP'den ihraç edildi.

HEP'in kurucuları arasında yer aldı, DEP'in Genel Sekreterliği'ni yaptı.

Ve şimdi tartışma yaratacak bir yazı kaleme aldı.

SHP eski Milletvekili İbrahim Aksoy, Ermeni Türkleri yazısında, Devlet Bahçeli, Mehmet Ağar, Mesut Yılmaz, Recai Kutan, Oğuzhan Asiltürk, Murat Karayalçın, Hasan Celal Güzel gibi siyasetçilerin Ermeni olduğunu iddia ediyor.

İbrahim Aksoy'un yazısını yorumsuz olarak yayınlıyoruz.

ERMENİ TÜRKLERİ

Irk ve ırkçılığının, öncülüğünü yapanlar gerçekten ne kadar Türk tür? Türkiye’de Türk olanların, hiç biri Türkçülük yapmıyor.

Zaten buna da ihtiyaçları yoktur. Türkmenistan’dan Anadolu ya gelip yerleşen Türkmenler, hem Osmanlı döneminde, hem de Cumhuriyet döneminde sürekli devletin dışına itildiler.

Buna rağmen hiçbir zaman Türk ırkçılığı yapmadılar. Cumhuriyet döneminde Türk ırkçılığının büyük itibar görmesine rağmen yine yapmadılar.

Türkmenistan’dan gelen Türkmenler, Orta Anadolu’da, Alevi Kürtlerle karışık yaşayan Aleviler; Toroslar’daki yörük Aleviler ve Ege’deki tahtacı Alevilerdir.

Bunlar Osmanlı döneminde sürekli aşağılanmış ve hatta kitlesel katliamlara uğramışlardır. Cumhuriyet döneminde de sürekli devletin kenarında bırakılmışlardır.

Balkan muhacirleri, Karadeniz Pontus Rumları’nın torunları ve Anadolu’da yerleşik bazı azınlıklar Türk ırkçılığını yapıyorlar.

Bazen de bunlar kendilerini kabul ettirebilmek için aklın ve mantığın sınırlarını bile zorluyorlar. Burada, bu sınırları aşan bazı Ermenileri anlatmaya çalışacağım.

Sabiha Gökçen; Atatürk’ün manevi kızıdır. Bu daha önce de yazıldı. Atatürk bu kızı bir yetimhaneden alıp evlatlık edinmiştir.

Atatürk küçük kızına, zil zurna âşık olduğu ve kendisinden 19 yaş küçük Vahdettin’in küçük kızı prenses Sabiha’nın adını verdi.

Böylece küçük Sabiha’nın bir Müslüman adı oldu ve daha sonra, Gökçen soyadını alarak, Sabiha Gökçen oldu. Sabiha Gökçen dünyada ilk kadın savaş pilotu olmanın yanında, yine dünyada savaşa katılan ilk kadın pilot olma özelliğini de taşıyor.

Çünkü Sabiha Gökçen 1938 Dersim katliamında, Dersim’in köylerine tonlarca bomba yağdırdı. Binlerce, Dersimli bu bombalarla can verdi.

Hafize Özal; Turgut Özal’ın annesi, Malatya’nın Tecde köyünde önceleri Ermeni papazı, daha sonra din değiştirip, hocalık yapan meşhur cinci hocanın kızıdır.

Hafîze hanım büyüyünce, yine Ermeni kökenli, Çemişgezek göçmeni olan Turgut Özal’ın babası ile evlendi. Çocukları da dahil hepsi tarikat üyesidirler.

Recai Kutan; Adıyaman’ın Sincik ilçesine bağlı Kotan köyünden, aslen Ermeni olan Ismail Efendi’nin oğlu olarak Malatya’nın Nebioğlu Sokağı’nda dünyaya geldi.

Özallar da aynı sokak da oturdukları için, tanışmışlıkları çok eskiye dayanır. Sadece tanışmışlıkları degil, tarikat üyelilikleri de o yıllara dayanır. Başından beri Necmettin Erbakan’ın sağ kolu olan Recai Kutan şu anda SP Genel Başkanıdır.

Oğuzhan Asiltürk; kendisine asil bir soyadı da seçen Oğuzhan, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Zorban köyünde dünyaya geldi.

Ermeniliğini terk edip tarikat üyeliğini benimsemesi, yaşı kadar eskidir.

Devlet Bahçeli; Aslen Siverek Ermenilerinden bir ailenin çocuğudur. Ailesi Siverek’ten göçüp, Bahçe ilçesine yerleşti.

Küçük Devlet burada dünya ya geldi. Özellikle üniversite yıllarında, Türk ırkçılığının öncü kadrolarındandır. Atatürk Üniversitesi’ndeki bu çabaları, onu daha sonra MHP’nin Genel Başkanlığı’na taşıdı. Şu anda Türkçülük hareketinin en önemli şahsiyetlerindendir.

Hasan Celal Güzel; ANAP’ta bakanlık da yapan Güzel şu anda YDP Genel Başkanı’dır. Hasan Celal, aslen Antepli olan ermeni bir ailenin çocuğudur.

Hasan Celal’in ailesi, Antep’de devletle ilişkileri deşifre olduktan sonra gelip Malatya’ya yerleşti. Küçük Hasan Celal Malatya’da traktör pazarlamacısı Kamil Güzel’in oğlu olarak dünya ya geldi.

Başarılı bir devlet adamı olduğu gibi, yeminli bir Kürt ve Ermeni düşmanıdır.

Mehmet Ağar; aslen Ağınlı olan Ermeni bir ailenin çocuğudur. Küçük Mehmet, Elazığ’da meşhur Kürt Zülküf’ün oğlu olarak dünyaya geldi.

Kürt Zülküf 68’lilerin korkulu rüyası olan işkenceci toplum polis müdürünün ta kendisidir. Kürt lakabını da Ermeniliğine örtü olarak kullanıyordu.

Mehmet Ağar her yasadışı olaya adı karışan başarılı bir devlet adamı ve gençliğinden beri yeminli bir devlet hizmetkarıdır.

Devletin her kademesindeki başarılı hizmetlerinin yanısıra, başarılı bir sorgucu olarak da bilinen Ağar, şu anda DP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmiştir.

Mehmet Keçeciler; Türkiye de gericilikden bahis açılınca ilk akla gelen isimlerin başında gelir. Keçeciler de devletin her kademesinde, büyük hizmetleri olan, başarılı bir devlet adamıdır.

Mesut Yılmaz; şu sıralar siyasete yeniden başlamak için, salvo yapmaya başlayan Yılmaz, Rize’nin Hemşin Ermenilerindendir. Mesut Yılmaz, başbakanlık da dahil, devletin her kademesinde başarılı görevlerde bulunmuş bir devlet adamıdır.

Murat Karayalçın; Mesut Yılmaz ile aynı köydendir. Hemşin Ermenilerinden olan Karayalçın, ailesi ile Yılmaz ailesi kavgalı oldukları için, Karayalçın ailesi Samsun’a göçmek mecburiyetinde kaldı.

Küçük Murat, Samsun’da dünyaya geldi. Karayalçın başarılı bir insan olduğu için, Kenan Evren’in ilk atadığı bürokrattır. Bu başarısını Evren’in atamasıyla Kent – Koop Genel Başkanlığı’nda da sürdürdü.

Şu anda SHP Genel Başkanlık görevini başarıyla sürdürüyor.

Karayalçın’ın en önemli özelliği, Ankara Siyasal Bilgiler’de öğrenciyken Mehmet Ağar, Mehmet Keçeciler ve Hasan Celal Güzel gibi bazı arkadaşlarıyla, Arapkirliler Grubu’nu oluşturarak Uluç Gürkan’a karşı öğrenci birliği başkanlığına aday olmasıdır.

Aslında bu gruptan olanların hiçbiri Arapkirli değildir ve hepsi de Ermeni kökenlidir.

Ayrıca hepsi de ülkücü eğilimlidirler. Seçimi kaybeden Karayalçın, CHP’li Uluç Gürkan’ı tehdit etmeye başladı. O yıllarda aynı okulda öğrenci olan devrimci hareketin önderlerinden Mahir Çayan’dan zılgıtı yiyince yerine oturdu.

Mehmet Ali Ağca, Oral Çerlik ve Mehmet Özbay gibi ülkücü camiada da çok sayıda Ermeni kökenli var. Bunların hepsini teker teker saymaya gerek yok.

Ben burada sadece kamuoyunun da tanıdığı bazı Ermenilerin isimlerini verdim. Türkiye’de kimliğini inkar ederek yaşamını sürdüren 300 binden fazla Ermeni olduğu söyleniyor. Bu ürkütücü bir sonuç. Bu sonuç Türkiye’de Ermeni olarak yaşamanın, ne kadar zor olduğunun açık delilidir.

Kimliğini inkar ederek yaşamını sürdürenlere hiçbir sözümüz yoktur. Onları anlayışla karşılıyoruz. Ancak Ermeni olduğunu bile bile Türk ırkçılığı veya Türk- Islam sentezinin savunuculuğunu yapanları anlamakta zorluk çekiyoruz.

Hele bunların Türkiye’deki gayrımüslimlere ve Kürtlere karşı düşmanca tavırları anlaşılır gibi değil.

Bir insan her zaman din değiştirebilir. Bu onun doğal hakkıdır. Ama bir insan hiçbir zaman ait olduğu ırkını değiştiremez. Bunların hangi koşullarda bu duruma geldikleri ilginç değil mi?

Hz. Muhammed’in bir hadisi şerifi vardır. Diyor ki; “Çocuk kimin yatağında dünyaya gelmiş ise, ona aittir.” Bu hadise uygun olan, bir de atasözü vardır: Aslını inkar eden haramzadedir.

Ben bir insan olarak bunların düştükleri bu duruma üzülüyorum. Mesela Mehmet Ağar, insanların yüzüne bakacak yüzü olmadığı için sürekli renkli gözlük kullanır.

Diğerlerinin gözlerinde sürekli suçluların telaşını görmek mümkün. Ama bunları neden yapıyorlar, anlamak mümkün değil.

Ben burada sadece bazı Ermenileri yazdım. Belki de Ermeniler, Anadolu’nun yerli halklarından olduğu için yazdım. Muhacir Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Çerkezler ve Pontus Rumları da aynı durumda.

Cumhuriyet tarihinde hiçbir Türkmen Cumhurbaşkanı olmadı. Hiçbir Türkmen Başbakan da olmadı. Hiçbir Genelkurmay Başkanı da Türkmen degil.

Türk olabilmek için, sadece müslümanım, Türküm demek yeterli mi? Onu da bilmiyorum. Ama; keçinin ben koyunum demekle koyun olamayacağını biliyorum.

Bir Ermeni örneği daha. 12 Eylül Cuntası döneminde yüzbinlerce insan gözaltına alındı ve haftalarca işkence gördü. Ama bunların arasında Garbis Altunyan isminde birisi vardı ki sadece solcu olduğu için değil, aynı zamanda Ermeni olduğu için de tam 270 gün işkencede kaldı. Bunun 34 gününü aslan kafesinde geçirdi. Yıllarca cezaevinde yattı ve şu anda işkenceden sakat kalmış bir insan olarak yaşamını Avrupada sürdürüyor.

İbrahim Aydın

4 Ekim 2011 Salı

Guzelligin bedeli, dogulan ilk gunden baslanir odenmeye

"Akıl ve güzellik abideleri, dik duruşlarıyla öfkelendirirler...  Bu;  yersiz ofkelerin ardinda saklanan  feodal genlerden beslenen, kopleksli bir korkudur...
Oysa ki o mabetlerin karanlığında gizlenmiş gözü yaşlı kiz çocuklari vardır...
Sadece sevgi, SAF SEVGI ile saçlarının okşanmasını bekleyen...
Anjel
Paris 12.1.20011

30 Eylül 2011 Cuma

Konuk yazar


  • Tarık Akan, Hrant Dink'i tehdit etti mi?



Kurşunkalem 
Tarık Akan, Hrant Dink'i tehdit etti mi?
Hükümet, sürpriz bir kararla azınlık vakıflarının taşınmazlarının iade edilmesine karar verdi. Buna göre azınlık vakıflarının askıda olan tüm malları ile tarihi mezarlıkları iade edilecek.
Üçüncü kişilere geçen mülkler için ise devlet, eski sahiplerine tazminat ödeyecek. Türkiye'de son birkaç gündür bu konu tartışılırken bugüne kadar pek az kimsenin bildiği; ancak dillendirmekten ısrarla kaçındığı bir konuyu geçen bir gazeteci arkadaşımdan dinledim. İnanasım gelmedi doğrusu, ama dostum ısrar etti haberin doğruluğunda. Hatta ailenin ve onun yakın dostlarının da olayı doğruladığını ifade etti. Dostumun bugüne kadar söylediği her şey doğru çıktığından bu vahim iddiaları burada kamuoyuyla paylaşıyorum.
1989'da Bakırköy'de Taş Mektep olarak bilinen bir zamanların Rum Ortaokulu'nu kiralamak için iki ünlü yarıştı. Ünlü sinema sanatçısı Tarık Akan ve Hrant Dink, okulu almak için kısa süreli de olsa bir rekabet içine girdi. Dink, Akan'ın Taş Mektep'i kiralamak istediğinden habersiz olarak okulun sahibi Rum Vakfı ile anlaşıp, epey de bir bedel ödeyerek binayı kiraladı. Dink orayı kitabevi yapmak istiyordu. Akan ise o zamanlar boya deposu olarak kullanılan ve aynı zamanda ilkokulu okuduğu binayı harap halden kurtarıp okul yapmak istiyordu. Dink'lerin orayı kiraladığını öğrenince, okulu kendisinin çok almak istediğini bizzat yanlarına giderek iletti. Ancak bu rekabete hiç beklenmedik isimler yani mafya karıştı. Yine iddialara göre Tarık Akan, dönemin ünlü mafya babası Dündar Kılıç'ı devreye soktu. İki ünlü isim arasında bir müddet gerilimli günler yaşandı. Sonunda iş tatlıya bağlandı! İki tarafı Beşiktaş'ta buluşturan Kılıç, sorunu kökünden çözdü ve binanın yeni kiracısı Tarık Akan oldu.
Yine aileden bir kaynağın ifadesine göre Hrant Dink, ünlü bir yazar olarak tanınmaya başlanınca Tarık Akan olaydan duyduğu üzüntüyü ifade etti. Dink ailesi bu konunun haber yapılmasına da konuşulmasına da karşıymış. Ancak kapalı kapılar ardında yıllardır bu konunun konuşulduğu da bir gerçek; ancak gerçekler neden gizleniyor onu da anlamış değilim. Dink ailesi haklı olabilir, bu konuyu gündeme getirip tekrar o günlerin hatırlanmamasını isteyebilir. Çünkü çok haksızlığa uğradılar, azınlık olmanın ızdırabını yıllaraca yaşadılar. Sonra da Hrant Dink'i kurban verdiler. Hrant'ın acısı aileyi derinden sarstı. Fakat bir gün aile bu okul konusunda konuşmalı ve gerçekleri kamuoyuyla paylaşmalı. Ha bu arada ünlü sinema oyuncusu Tarık Akan'ın bu konudaki görüşünü merak ediyorum. Eğer zahmet edip konuyla ilgili bir açıklama yaparsa bu köşede yayınlamaya hazırım.
Unutmadan şunu da belirteyim: Özel Taş İlköğretim Okulu iki binadan oluşuyor. Biri tarihi bir bina. 1884'te Fransızlar yapmış, 2. derece tarihi eser statüsünde. Yapıldığı yıllarda Fransız Karakolu olarak kullanılmış, sonra da Aya Yorgi Kilisesi'ne bağlı "Rahibeler Okulu" olarak hizmet vermiş. Kısa bir süre sonra da Rum Ortaokulu olarak kullanılmaya başlanmış.
Bakırköy'deki Rumların azalmasıyla birlikte, kiliseye bağlı çalışanlar ve yoksullar için bir aşevine dönüştürülmüş. Sonra da boya deposu olmuş. 1991'de Tarık Akan tarafından kiralanarak Taş Mektep olarak eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren okul, bugün Türkiye'nin en iyi ve en pahalı eğitim kurumlarından biri. Akan, verdiği röportajlarda kendisini okula vakfettiğini söylüyor.
Murat Mihci

Sayiklamalarim

Sizleri unuttum sanmayin sakin.
Yoktum suresiz zamanlarda.
Doneli  birkac gun oldu.
Anlatacak ne cok seyim vare bir bilseniz.
Kayip ruhlarlaydim bir aydir.
Kendime en cok su soruyu sordum: hangisi daha zor?
Bedenin agrilariyla yasamaya mahkum olmak mi yoksa ruhun acilarina mi?
Cevabini bulamadim.
Ruhunuz kayipsa siz yoksunuz. Gordum...
Bedeniniz hep agriliysa, eksik olmamak icin cabalarsiniz bilirim...
Ruhunuzu korumaya alirsiniz surekli.
Ne zor bir kavgadir bilmezsiniz.
Bilmediginiz bir sey daha var canlar; ne kadar sansli oldugunuz, ne kadar zengin...
Iste boylesi bir hallerdeyim.
Yazmak isterim sizlere gunlugumle paylasir gibi...
Agrilarimdan yorgun dusmedigim gunlerde...
Su an sabahin 4:18'i ve ben sorgulamalarimdayim cevapsiz....


30.9.2011
Paris

16 Ağustos 2011 Salı

Sen kalirsin yuregimde; gozyaslarima arkadas

Sen kalirsin yuregimde;
gozyaslarima arkadas...

Gittin!
Gittim!
Gittik!!
Yaralarimiz, korkularimiz, suphelerimizle bogusarak!

Tek basimayim!
Tek basinasin!
Tek basimizayiz!
Gecmisimizin zayifliginda cirpinarak!

Kabulumdur!
Kabulundur!
Kabulumuzdur!
Lilit ve Adem olamamanin bir kez daha utanciyla bogularak!

Bilirim!
Dunyaya sulh gelmez BIZ barisamazsak!

Barisin anahtari Lilit ve Ademdedir...
Ozgurce, guvenle, saygiyla,sevgiyle yasayacaklari anlarda bulusursak!

4 Ağustos 2011 Perşembe

Vazgecmek

"Bazen kırıldım,Bazen de kırdım.


Hata insana mahsustur dedim, kusmedim. 


Ben hiç kimseyi kaybetmedim sadece VAZGEÇMESİNİ Bildim..." Can Yucel






Vazgecmek; bazen kendine yasam alani

yaratmaktir.

Vazgecmek; bazen gercek sevgi ve sevgiliyle 


bulusmaktir...

Her sonun, yeni bir baslangica gebe oldugunu 


bilmektir...

Gercek cesaret bu vazgecmelerdedir...




Anjel Dikme






3-Agustos-2011


Paris

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Kadin-anayim aglarim... Tum vakitsiz ucan turnalar icindir gozyasim...Sevgimin rengi yoktur... Gozyasim gibi...


Anjel Dikme
Paris
16-7-2011
06:06:57

EY INSAN KARDESIM UYAN ARTIK ! INSAN HALKIM UYAN GAYRI!


Yirmi canı daha öldürdük.
Söyleyecek yeni bir şeyim yok.
Bu satırları yazarım çünkü; okuduğu çoğu metinlerde, sosyal paylaşım sayfalarındaki kişisel yorumlarda gördüğü şey canını acıtır bu kadın-ananın...
Birileri der ki: "Vatanı böldürmeyiz! Kan dökmeye   hazırız!"
Dğerleri der ki: "Özgürlüğümüzü isteriz. Dilimizi konuşmak isteriz!"
Bildiriler yayınlar birileri, birileri kızar, birileri sevinir buna...
Bense; sadece İnsan ve dunyalı olduğumuzu öğrenmek için kaç kuşağı daha harcayacak insan kardeşlerim diye naif sorgulamalarımla izlerim hepsini.
Bir sürü yazı, yorum okudum bugün.
Linklerini sizlerle de paylaşacağım.
Siz de okuyun lütfen.
Üçüncü gözünüz açık olarak okuyun ama...
Sonra "DÜŞÜNÜN"  ve sorun "Ben kime hizmet ediyorum?" 
"Ben bir yasamsever miyim yoksa oölümsever miyim?"*
Ben HALK miyim yoksa sistemden beslenenlerden miyim?
INSAN miyim yoksa bir insan musveddesi miyim?
Dedim; söyleyecek yeni sözüm yoktur benim.
Tekrar edecegim yıllar önce söylediklerimi.
Hrant'in birinci ölüm yiıdönümünde Paris'teki Türk radyosunda yaptığım konuşmadan bir bölümü aktaracağım. 
Hep aynı düşünürüm çünkü...
"Yaşamım boyunca gönüllü ferdi olduğum bu göreve, yalnız olmadığımızı, aslında sanılandan çok daha fazla olduğumuzu göstermek adına talibim…
Sadece sözde kalmayıp, çocuklarımızın geleceği adına, kımıldama vaktimizin çoktan gelip de geçmekte olduğuna inandığım için talibim…
Tarihteki koca koca imparatorluklardan geriye bugün hiçbir şey kalmamışken, o imparatorlukların sınırlarını korumak, ya da genişletmek adına milyonlarca gencin, sevdiğinin tenine dokunamadan, baba olmanın keyfini süremeden, yaşlanamadan, yaşayamadan, evlerinden uzakta, donarak, kılıçlarla doğranarak, silahlar, bombalarla parçalanarak neden öldüklerini bir türlü anlayamadığımdan talibim…
‘Vakitsiz uçmasın’ diye turnalarımız talibim…
Barış’ın dili ‘İNSAN ‘ın dili olduğu için talibim…
Turna: Ermeni kültüründe, genç ölümler için bu tabir kullanılır…
Genç bir ölüm duyduk mu; “bir turna daha uçtu” deriz…
Vakitsiz uçmasın turnalarımız…"
Yine  vakitsiz uçtu turnalarımız görmez misiniz?
Çare, çözüm sizsiniz kör müsünüz?
Bu kulunuz küfür etmeyi beceremedi, beceremez.
Bir tercüman buldum bugün kendime. O'nun attigi çığlıkla seslenirim size gayri:


Abbas Melekoğlu:
"20 ÇOCUK ÖLÜYOR ...AMA SORUMLULUK SAHİBİ, OKUMUŞ (!) VE BİLGİLİ (!)İNSANLARIN ÇIKARDIĞI SONUCA BAKIN : '' BÖYLECE ABDULLAH ÖCALAN 'NIN LİDERLİĞİ BİTMİŞTİR '''....YAHU SİZ 20 ÇOCUĞUN ÖLÜMÜNDEN BU SONUCU ÇIKARACAK KADAR AYMAZSANIZ VE VİCDANSIZSANIZ NE DİYEYİM Kİ....O ZAMAN BU ÇOCUKLAR KURBAN EDİLDİ YİNE...NEDEN : ABDULLAH ÖCALAN' IN LİDERLĞİNİN BİTTİĞİNİ İLAN ETMEK İÇİN......!!!!
 vay ölene...ölüler üzerinden geçinmeyi bırakın efendiller.20 çocuğumuzun ölümünden bu sonucu çıkaranlar tarih önünde hesap vereceklerdir ve lanetle anılacaklardır...siz önce konuşmayı bırakın da bu kirli savaşı nasıl bitireceksiniz onun hesaplarını yapın...yeter artık...yetsin artık...çocuklarımız bir hiç uğruna ölüyorlar...hala ölüyorlar...dün öldüler...bugün ölüyorlar ve yarın da ölecekler....yazıktır...ay ıptır...günahtır...çocuklarımıza kıymayın efendiler...kan emici faşistler...doymadınız mı daha...siz ne şerefsizsiniz...siz ne alçak varlıklarsınız...bu çocukların ölümüne seyirci kim kalıyorsa ve bu uğurda bişey yapmıyorsa ( ben dahil ) namusuzdur...alçaktır...şe refsizdir...insanlık düşmanıdır...yahu hiç mi vicdanınız yok sizin ...hiç mi...hiç mi...ben bugün bir yangına şahit oldum ve orda meğer bir köpek bakıp duruyor..yanan yer derme çatma iki gecekondu gibi etrafı tahtalarla çevrili barakalar...ve küçük bir delikten köpek olduğunu far ettim ve çığlık çığğa barakayı ellerimle indirmeye çalıştım itfaiye yetişti ama ben zaten kurtarmış oldum...ve köpek titrmesini ve korkusunu ilk kez yaşadım..hayvan nasıl da korkmuş...havlamıyor bile...yarım saat onunla ilgilendim , sevdim, okşadım..hayvan nasıl sığındı bana......ve ben bir köpeği kurtarmanın tarifsiz mutluluğunu yaşadım...gözlerim yaşararak...peki 20 çocuğumuzun ölümünden sorumlu olanlar siz nesiniz...siz nasıl bir varlıksınız...siz insan mısınız gerçekten...düşünen insan yani...hani şu konuşan...anlayan...yüreği olan...hani vicdanı olan !!!!!...YETERRRRRRRRRRRRRR RRRRRRRRR....ULAN YETERRRRRRRRRRRRRRRRRRRRR. ....EDİ BESEEEEEEEEEE LOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOO.. edi beseeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee eeeeeeeeeee....."
 Iste budur meramim ...
 Abbas kardesimin çığlığında seslenirim yeniden sağır kulaklara...
 İnsan kardeslerimin asırlardır oynanan oyunu görerek engel olma yeteneğini göstermelerinden başka yolumuz olmadığını bilmelerimdendir çaresizliğim...
 Bugün facebook sayfamda  paylaştığım şu cümlelerle bitiririm yazımı:
  

YERYÜZÜNÜN HER HANGİ BİR ZAMAN DİLİMİNDE, HERHANGİ  BİR COĞRAFYASINDA AĞLAYANLAR HEP HALKIN TA KENDİSİDİR...


GÜLENLER İSE PLANETİ YÖNETENLER...

GÜN OLUR DEVRAN DÖNER ELBET...

Döner tabii şayet; halkları oluşturan bireyler asırlardır süren bu oyunlara gelmeyecek bilinçli bir farkındalığa ulaşırlarsa...
Bu da bagirip çağırmakla olmuyor ne yazik ki...
Bilgilenmek, okumak çok okumak gerek, üçüncü gözün süzgeciyle yapılan okumalar gerek...
Uyan artık insan kardeşim, ne olur uyan gayrı!
İnsan halkım uyan gayrı!


Anjel Dikme
Paris
16-7-2011
05:19:58

*Erich Fromm
http://www.haberturk.com/gundem/haber/648557-maksat-cozumu-baltalamak
PKK Silvan saldırısını üstlendi
http://www.ensonhaber.com/pkk-silvan-saldirisini-ustlendi-2011-07-15.html/

AYDIN
İddiaya göre dün 13 şehit haberinin alınmasının ardından işçiler arasında çıkan kavgada bir işçi yaralandı.
Aydın Valisi Hüseyin Avni Çoş yaptığı açıklamada, Bozköy’deki bir termal otel inşaat şantiyesinde dün “etnik kökene dayalı gruplaşmaya bağlı” terör konusunda sözlü bir tartışma yaşandığını söyledi. Coş, bugün de yine aynı gruplar arasında bambaşka bir konuda tartışma çıktığını ve dünden devam eden gerginlik nedeniyle tartışmanın iki grup arasında kısa sürede kavgaya dönüştüğünü belirterek, “Taraflar olayı büyütmüşler. Tabii köy halkı da kavgayı duyunca reaksiyon göstermiş. Köylülerin kavgaya müdahil olmaması için jandarma gerekli önlemleri aldı. Köylüler ve işçiler sakinleştirildi. İl Jandarma Komutanlığı ile Emniyet Teşkilatımızdan takviye yaptık. Germencik Kaymakamı Resul Çelik olay yerindedir. Vatandaştan karışmaması istenmiştir. Durum kontrol altındadır” dedi.
Iste budur istedikleri... Insan Halkim da gelir bu oyuna asirlardir surdurdugu aymazligiyla...
Bir de bunu okuyun lutfen.
"Kürdistan Sorunu Türkiye'nin iç sorunu değildir."Kenan Fani Dogan
http://cebaxcor.blogspot.com/2011/07/kurdistan-sorunu-turkiyenin-ic-sorunu.html?spref=fb
http://www.firatnews.com/
Alman basinina yansiyanlar:http://diepresse.com/home/politik/aussenpolitik/678182/Kaempfe-zwischen-tuerkischer-Armee-und-PKK_20-Tote
Bunlar da baska cografyalarda sahneye konan ayni oyun:


Cliquez ici pour soutenir Aung San Suu Kyi
www.avaaz.org
Nettoyage ethnique en Birmanie - LeMonde.fr
www.lemonde.fr