İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

22 Temmuz 2010 Perşembe

"Kendin icin bir sey yap"



"Insanin asli gorevi kendi ic isleri olmalidir" diyordu; Ermis, Sorfcu ve Patron kitabinda yazar Robin Sharma.
Kendimiz icin bir seyler yapmak...
Bu benim, hayat yolumda kosebasini donmeme yarayan anahtar cumle olmustu...
O; yasadigim en agir kirizin sonunda ;  dizlerimin uzerine oturarak bildigimiz anlamda sozcuklerle degil, dusunce ile, yani telepati ile benimle konusan ak sacli ihtiyarin cumlesi idi bu...
Ruya degildi, gozlerim acikti, nasil isterseniz oyle inanin ama ben biliyorum ki ilahi bir seydi yasadigim...
Uyanmam, kendimi bulmam, "BEN" e giden yolda yurumeye baslamam icin almam gereken kararlari suruncemede birakmadan , eyleme dokme zamani gelmisti...

Sonrasi ; bugune dek suren ve hala devam eden bir yolculuktur...
O gunlerde; zihnim gecmis ve gelecekle dolu dusunceler bombardimani altinda iken,
 bugun artik; zihnime "sessiz ol" emrini verdigimde  icimdeki sessizligi dinlemenin, hazzina varir oldum...
Ogrendikce,  insanin; daha otesini kesfetmek istiyorum dedigi bir yolculuk bu...

Yunus'un dedigi gibi "Bir 'BEN' var bende benden iceri"...
Nasil guzel bir bilistir bu...
Varolusumuzun anlaminin  ifade buldugu, guzellestigi bir bilincli farkindalik hali...
Egonun hukmunu yitirdigi , BEN'in  VAR olarak , sadece OLMAK halinde kalmanin sadeliginde yakalamak tum bilgiyi, tum GERCEGI...

Insan olarak beden bulmak...
Hazine ve sir bu bedenimizde , bize fisildamak icin  bekliyor...
Bilmek istemek, sormak ve sessizce icimizden gelecek cevabi beklemek , inanarak, cocuk safliginda...
Yapmamiz gereken sadece bu...

2008 / Alfortville

KENDİMİZİ ÖZLEMEK!

Ve o gunden sonra gercek mucadelem basladi...
................................
...................................
.......................................
Noktalar bana kalmasi gereken kismi mucadelenin...
Noktalardan sonra, yeniden dogusu deneyimledim...
Kendimle bulusmalari su son yillarda...
Hani bilirsiniz, hep ozleriz ya bilmedigimiz birisini...
Hani gelecektir ya bir gun...
Ve bizi mutlandiracaktir...
Iste O bekledigimizin, kendimiz oldugunu kesfettim...
Biz icimizdeki "Ben" i ozleriz en cok, bilmeden ...
Bilmeden oylesine uzagina dusmusuzdur ki kendimizden...
Biz, kendimize ihanet ederiz en cok...
Kendimizdir en acimasiz  oldugumuz sevgili...
Icimizdeki yarali cocuklardir en cok aglattigimiz...
Aglamasina kulak tikadigimiz, sagirlastigimiz ses kendi sesimizdir...
Kokumuza yabanciligimiz gibidir sesimize sagirligimiz...
Gozyaslarimiza korlugumuz...
Iste ogrendim; once kendimle bulusmayi, sesimi duymayi, aglayan kucuk kizi dizime oturtup sacini oksamayi...
Bilirim artik; kendi ic yaralarini iyilestirmeden bireyin ne kendine, ne mensubu oldugu topluma, ne de insanliga hayri dokunur...
Bilirim, INSAN olmanin sihri once kendinle barismalarda ve kendinle bulusmalarda gizlidir.
................
......................
.......................
Sevgiyle, dostlukla, kardeslikle ve kendinizle kalin canlar...
Kendinizi asla terketmeyin...

Anjel Dikme
18/6/2009

"ERMENILER'in DEVLETLESME SINAVI"

"Tarih bir bilim degildir; bir hipotezi kanitlamak uzere bir laboratuvarda tekrarlanamaz. Ama, Ermeniler, kararlarini vermek zorunda olduklari dunyayi, Ermenistan ve Karabag'in icinde bulundugu ortami, butun karmasikligiyla elestirel bir bicimde anlamalarina, kendilerinin neleri degistirip, -gerceklik ne kadar cirkin  ve  adaletsiz olursa olsun- neleri degistiremeyeceklerine imkan verecek kadar zengin bir tarihe sahiptir. Ilk felaketin sehitlerine saygi duydugumuzu kanitlamak icin, bir ikinci felaket yasamamiz gerekmez."
 Demis,  Ermenilerin Devletlesme Sinavi adli kitabinda  Gerard J.Libaridian.

Birkac alinti daha yapalim kitaptan.
Ideoloji ve Diplomasi  baslikli bolumden;

"Uzlasmaya varmak icin taviz vermeye niyetli olmayan ve butun istediklerini elde etmeyen kisiler -bunlar arasinda diplomatlarin ve diplomasinin hicbir yarari olmadigini dusunenler de vardir- belli bir ustunluge sahiptir. Yurtsever kisvesine burunup, baskalarini Karabag'i "satmak"la suclayabilirler. Hepsinden onemlisi, tarihte sorumluluk ustlenmezler; eger Karabag'a bir sey olursa, her zaman suclayacak baska birini bulabilirler - ahlaksiz dunya ve onun duzeni, buyuk devletler ve oyunlari. Magdur psikolojisi, insani sorumluluktan kurtarir. Sonra da, ozanlar, hayatini kaybeden yeni kahramanlara ovguler duzebilir, masum sehitler icin yeni agitlar yakabilir."

"Ermeni partilerinin, liderlerinin veya dusunurlerinin hicbiri, her seyi elde etmeyi, her hedefe ulasmayi saglayacak sihirli bir strateji uretememistir henuz."

Strateji konusunu ise  alti maddede topluyor.

"Birincisi, son birkac yuzyilda buyuk, super veya cok guclu devletlerin ahlaklilik duzeyi pek degismemistir." "....Eger gecmiste dunya ahlaksizsa -kimilerine gore, bu durum, Ermenilerin gecmiste ugradiklari kayiplari aciklamaktadir- bugun de oyledir ve bu, degismeyecek bir olgu olarak degerlendirilmelidir."

"Ikincisi; ............Ermeniler kendi islerini kendileri duzeltmelidir. Temel politika meseleleri duygularla cozume kavusturulamaz. Hic kimse, siyasette duygulari, bir ulkenin, kendisi acisindan onemli meselelerde neler yapacaginin bir gostergesi sayma yanlisina dusmemelidir."

"Ucuncusu; ideolojiye donusturulen ve diplomasi diye ortaya surulen Turk aleyhtarligi refleksleri bir strateji olusturmamaktadir - tipki Rus aleyhtarligi ve ABD taraftarligi icgudulerinin boyle bir nitelik tasimamasi gibi. Boyle bir zanna kapilmak, ulusal cikarlari tanimlama yetenegini kaybetmenin, dusunme ozgurlugunden vazgecmenin ve baskalarinin oynattiklari kuklalar olmanin en emin yoludur. Eger hasim taraf bir cozumu kabul ederse veya bir cozum onerirse, bu durum, yani yalnizca hasim tarafin benimsedigi veya onerdigi bir sey olmasi, o cozumu Ermeniler acisindan kabul edilemez hale getirmez. Belki soz konusu cozume supheyle bakilabilir, ama ille de kabul edilemez sayilmasi gerekmez."

"Ermenilerin butun enerjilerini, Turkiye'yi veya Azerbeycan'i uluslararasi platformda sikintiya sokmak icin  harcamalari bir zaman kaybidir."

"Dorduncusu; hayalleri ve hedefleri ortaya koyan sozler soylemek, strateji olusturmak anlamina gelmez; o sozlerin daha guclu ve sert olmasi, strateji olusturmaya yaklasilmasi demek degildir. Cekilen acilari ve sikintilari siralamak da, kuskusuz, bir argumani daha inandirici kilmaz."

"Besincisi; bir stratejinin hedefi, ahlaki ustunlugu, benimsenen ideolojinin safligini, oteki ideolojilerin kabaligini kanitlayan yeni argumanlar kazanmak, magdur psikolojisinden duyulan rahatligi mesrulastirmak veya yeni sehitlik mertebelerine erisme sansini elde etmek degildir."

"Altincisi; zekice atilan bin taktik adim bile, bunlarin sonuclarinin neler oldugu ve baskalarinin stratejileri ve hedefleri acisindan ne anlam tasidigi bilinmiyorsa, bir strateji olusturmaya yetmez."

"Iyi bir stratejinin olcusu, basarisidir. Iyi diplomasinin olcusu, ihtiyac duyulanin asgarisini ve kazanilabilenin azamisini elde etmektir. Ne daha fazlasi, ne de daha azi."

Uygun zamani secebilmenin de stratejide onemli oldugunu vurguluyor  Libaridian; 
"Iyi bir strateji, elinizde en iyi kozlarin oldugu zamani secmeyi de icine alir. Bu zamanin belirlenmesi, liderin/devlet adaminin zorlu gorevlerinden biridir. Soz konusu zaman, muzakereleri temel olusturmak uzere sunulan herhangi bir onerinin ayrintilarindan cok, bir anlasmaya varilmasi gerektigi yonundeki siyasi iradeyle ilgilidir."

Ermenistan ve Turkiye arasinda imzalanan protokole gosterdikleri tepkilerden, hala yuzyil oncesinin siyasi korlugunu surdurduklerini gozlemledigimiz EDF 'lilerin bu davranislarinin altinda yatan sosyal, psikolojik, politik, tarihi nedenlerini Ermeni halkinin tum bireylerinin anliyor ya da biliyor olmasini varsaysak bile bu onlara ayni hatayi ikici kez tekrarlamanin getirecegi buyuk sorumluluktan kurtaramaz...

Ben; duygusal davranabilir, yazabilir, konusabilirim...Bu kimsenin yasamini ya da gelecegini etkilemeyecektir...
Pek pek beni taniyan dostlar "Bizim kiz cosmus yine" diyeceklerdir hepsi bu...

Ama halkinin sozculugunu yapmaya soyunmus, yapacaklari seyler ya da edecekleri kelamlarla bir halkin gelecegini belirleme yetkisini kendilerinde gorenlerin, duyguyla degil akilla hareket etme sorumluluklari olmalidir...
Bu her kim olursa, hangi sifatla, ya da parti adiyla halkini temsil etme gorevine talip olursa olsun gecerli olmasi gereken kriterdir diye dusunuyorum...
Son sozu yine Libaridian'a birakiyorum.

"Hasmin mesru cikarlarini dikkate almayan bir cozum, kalici bir cozum olamaz. Ermeniler, trajediyle bas ettikleri gibi, zaferle basa cikmayi da ogrenebilecekler mi?"

......"Bugunku mucadele, pragmatik dusuncelere dayanan normallik  arayisi ile ideolojik yaklasimlardan olusan buyukluk vizyonlari arasinda yapilmaktadir. Bu mucadele, Karabag ve Ermenistan icin, Ermeni ulusu icin verilmektedir; dilerim, onlari kaybetmek gibi bir bedel dogurmaz."



Anjel Dikme
Alfortville-Fransa
29/10/2009

Kaynakca: Gerard J. Libaridian -Ermenilerin Devletlesme sinavi (Bagimsizliktan Bugune Ermeni Siyasi Dusunusu) Iletisim Yayinlari 2001

Anaide Ter Minassian

Ermeni Devrimci Hareketi'nde Milliyetcilik ve Sosyalizm 1887-1912  Iletisim Yayinlari 1992



15 Temmuz 2010 Perşembe

"Solitude Solidarité"*


"Kişi YAZARsa; kendisiyle dayanışmayı bilmeli ve böyle yaşamayı becermeli." diyor Alber Camus...



Hele bir de KADINsa bu YAZAR, öncelikle öğrenmesi ve inatla vazgeçmemesi gereken tek tutum budur diye bir eklemeyi de ben yapmak gereği duyuyorum...


Destek beklememeyi...


İnandığı doğrular için mücadele verirken, en yakınındakiler tarafından cesaretlendirilmeyi ummak gibi, zaman kaybından başka ise yaramayan beklentilerinden sıyrılmayı, ruhunu manipüle eden tüm ezberlerinden kurtulmayı, arınmayı, saflaşmayı ve tüm bu uzun çalışmalardan sonra özgürleşen ruhuyla yeniden, yeniden ve yeniden ise koyulmayı bilmeli...


Tek başına becermeli...


Düşünüyorum da; sadece yazarlar için mi geçerli bu kural?


Son zamanlarda sık sık Zeki Müren'i düşünür oldum...


Yaşamının son yıllarındaki yalnızlığını, herkesten uzakta yaşamayı seçisinin nedenlerini...
Halkının "Sanat Güneşi" iken, inzivaya çekilmesini...


Neler hissetmiştir o yalnızlığında?


Neden herkesten uzaklaşıp, kendisiyle baş basa kaldığını düşünüyorum...


Ve O'nu anladığımı fark ediyorum ta en derinlerinde bilincimin...


Çok uzun bir iç dökme olmayacak bu...


Sizlere sadece sunu söylemek isterim ki; yalnızlık sanıldığı kadar ürkütücü değil inanın ...


Aslında hiç değil...
Zaven Biberyan'in çok sevdiğim cümleleriyle bitirmek isterim bu yazımı...


Diyor ki: "Esas yalnızlık, insanların arasındayken hissettiğindir. Ben biraz da, bu yalnızlıktan kaçtım. Yapayalnız yaşayarak bu yalnızlıktan kurtuldum. Yapayalnız olduğun zaman ancak, kendinle bas basa kalır, her bakımdan kendinle arkadaş olursun. Ve dünyadaki her şey canlanır, seninle beraber yasar."


Neden mi yazdım bu satırları?


Bir karar aldım...


Yıllardır bilmeden, Albert Camus'nun kişisel dayanışması ile gelmişim bu günlere ama bugün bilerek ve isteyerek Zaven Biberyan'in öğüdünü yerine getireceğim...


Kendimle arkadaşlığa ve dünyadaki her şeyin canlanıp benimle beraber yaşamasınadır randevum...


Gidiyorum...


Gecikmeden randevuma...


Sadece ; üretmek, üretmek, üretmek için...


Anjel Dikme


Paris


01:46:54

14 Temmuz 2010 Çarşamba

" Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil"... demiş Fuzuli.


KONUK YAZAR: HARUT ÖZER'den BİR ALINTI


Söylesem tesiri yok, Sussam, gönül razı değil...
demiş Fuzuli.


Bu deyişi Malatya Hay gurubundan bir arkadaş göndermiş umarım kendisi gönlü razı olmayanlardandı r. Söyleneceklerin tesirli olacağından şüphesi olmasın. Orada çalışma gösteren tüm arkadaşların imza kampanyasına kendileri aileleri ve iletişimde oldukları çevrelerini de katarak destek olmalarını bekliyoruz.


Sevgili Arkadaşlar Merhaba;
Bir şeyler yapılıyor, dava açıldı, Toplumumuz ayakta ve birşeyler yapmak istiyor, herkes elinden geleni yapmalı, Ruhanilerin yaptıkları yanlıştan dönme şansları var, Parerarların da ortadaki yanlışı yani seçim hakkımızı geri almamız için kendi enstrümanlarını kullanma hakları var. Ancak elbette ki en önemli hak gurubu Ermeni toplumunun bizzat kendisi. Seçim isteyen herkesin ortak Metnin kapsayıcılığında seslerini imzaları ile duyurabilme şansları var.
Hiç kimsenin siz karışmayın büyüklerimiz bu işleri hallederler demesi ya da "Göreceksiniz üç beş cılız ses onlar da yakında susar diyerek bu toplumu hakir görmeye hakkı yok.
Bu durumun Kilise düşmanlarının ekmeğine yağ süreceği iddiaları nereden temelleniyor acaba, her olayda bir düşman üretmek yerine görüş ayrılığı desek daha doğru olmaz mı?

Eğer temel mesele Kilisenin kendi gelenekleri içerisinde çözüm üreteceği tezi üzerine kuruluyorsa zaman zaman tıpkı bugün olduğu gibi Ermeni toplumuna ve onun temsilcilerine ve hatta aday olarak bu görevi yapmak isteyen Srpazanları hiç yoklarmış gibi değerlendirip istişare dahi etmeden iki yıl Badriarkın hastalığının ilerlemesini izlerken herşey kontrolümüz altında diyenler günü geldiğinde 24 saat içerisinde gelen önermeyi emir telakki edip toplumun seçim hakkını çiğneyenleri eleştirenler Kilise Düşmanlığı mı yapıyorlar? Yoksa Ruhanilerimiz de toplumun Badriark seçmesinin artık değişmesi ve bunu kilise çatısı altında din adamlarının mutlak katılımıyla yapılmasının doğru olduğunu bu duruşları ile ifade mi etmek istiyorlar.
Çaba gösteren kişileri farklı mecralardan haklarını arıyorlar diyerek Kilise ve Din düşmanları diye etiketlemeye hiç kimsenin hakkı yok. Bu türden ifadelerden kaçınmaya ve birbirimize karşı biraz daha duyarlı olmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Bugün için ortak metine imzalarıyla katılan dostlara iki nedenle teşekkür etmek isterim;
Öncelikle atalet içinde olmayan önemli sayıda birey olduğu için;
İkincisi hedeflerinde Hükümetin aldığı yanlış kararın geri alınmasını temin edebilecek direncin kendilerinde olduğunun bilincinde oldukları için.

İmza atan arkadaşlarımızın isimleri tasnif ve kontroller bittikçe listeye ekleniyor, sadece bir tepki olarak görmeyin lütfen her birinin farklı sebepleri olsa da imza atanlar öncelikle seçme haklarının ellerinden alınmasına izin vermeyeceklerini beyan etmişlerdir. Eğer bir kenarda oturur ve beklersek hiç kimse mevcut durumun değişmesi için emek sarf etmezse gelecekte yaşayacaklarımız bugün olanlarla kıyaslanmayacaktır.

Aylar önce her yazdığım yazıda Şerefleri Haysiyetleri ayaklar altına alınmaya ve Cemaat dışına atılmaları gerektiği söylenen Müteşebbis Heyetin Şapkadan Tavşan çıkartmak için orada olmadığını bildikleri halde, mevcut mevzuata uygun davranmaya çalıştıkları için hedef tahtasının ortasına yerleştiren arkadaşlarımız halen bu sorunun onlar söz dinlese ve kafalarının dikine gitmeselerdi hiç yaşanmayacağını iddia edecek kadar gerçeklikten uzaklaşıyorlar. Bunun için ellerine bir tek enstrüman var hiçbirimizin bilmediği bir kaynaktan verilen söz.

Ülkemizde bugüne kadar kayıtlara geçmiş "Eş Patrik Seçme" hakkının olmamasının çok da önemli olmadığını kapalı kapılar ardında kendilerine hem başbakan hem de İçişleri Bakanının söz verildiği yazılıyor burada. Bu söz kime verilmiş, ve verenler niye dönmüşler. Bizim sorunlarımız halen mücadele ile alınacak yasal haklara değil de bürokratlar ve bazı yöneticilerimizin iki dudaklarının arasındaki sözlere endekslenebiliyorsa vay bize. Acaba karşılığının ne ile ödenmesi isteniyordu.

Toplum iki dilekçeden birine cevap geleceği beklentisine sokulduğunda henüz diğer adayların buradaki ziyaretleri başlamamış ve onlar toplumun ilgisine mazhar olmamışlardı. Ancak gelişleri toplumu çok heyecanlandırdı ve bir anda bir avuç insanın değil Ermeni toplumunun oylarının Badriarkı seçeceği hatırlandı.Bu durumda eldeki tek çare kullanılarak bir atama yapıldı.
Parerarlarımız henüz bir beyanda bulunmadılar, onlara göre herhalde bu yaşananlar olması gerekenin icraatı !!. Umarım onlar da şartların değişemez olduğu fikrinden kısa zamanda vazgeçip sadece maddi koşul sağladıkları için değil toplum mutluluğu ve birlikteliğin üreteceği sonuçlardan duyulacak haklı gururlarını yaşamak için Yönetici olduklarını unutmazlar.
Yönetim Kurulu üyelerimiz de bölgelerinde toplumu duyarlı olmaya davet etmeli ve örnek olma adına kendileri öncelikle bu hak talebine imzaları ile katılmalılar.
Sevgiyle
Harut Özer

5 Temmuz 2010 Pazartesi

ANJEL DIKME ROPORTAJ:ALFORTVILLE ERMENILERI

Nedir DIYASPORA Dedikleri?



Yillardir duyardim bu sozcugu. 
Turkiye’de iken; sozlu argumanlarda diyaspora sozcugu kullanilirken ,  masa ya da sandalyeden bahsedilir gibiydi.
Ya da;  soyutlastirilmis birer kavram gibi cansiz, ruhsuz, anlami tam da yuklenmemis, oylesine "BIR SEY" den bahsedilir gibi kullanilan bir sozcuktten ibaretti.

 " Diyaspora "  denen 'SEY' in 'INSAN'lardan olustugu gerceginin unutuldugu, unutulmak ve unutturulmak istendigi argumanlar... 
Hem de yeryuzunun, belki de en acili, en kahirli insanlarindan olusan …

"Bir kitap okudum hayatim degisti " cumlesini hatirliyorum.
 Bir kitap ismiydi sanirim. 
Yanlis hatirliyorsam duzeltin lutfen.
 Ben size hayatimi degistiren bir kitaptan degil, ' Degisen hayatlari ' anlatan bir kitaptan soz etmek istiyorum…
Neden degisir hayatlari insanlarin ?
Neden kaybederler tum sahip olduklarini ?
Binlerce yillik emekle olusturduklari kulturel miraslarini,  ekonomik birikimlerini neden birakirlar arkalarinda ?
Kanla, aciyla, gozyasiyla birakirlar ustelik…
Neden?

Ve ; yeniden baslarlar yasamaya.
Asilirlar hayata, inadina !
Iste bunlari anlatan, basit, konusma diliyle yazilmis bir kitap okudum ve  diyasporaya bakan penceremdeki goruntuler degisti…
Paylasmak isterim…
Kitap Alfortville’le ilk gelen Ermenileri anlatiyor…
Kah  aci duyarak, gozlerim yasararak, kah gulerek okudum  oykuleri… Tam bir " Koyden indim sehire " sahneleriydi onumde sergilenen (geldikleri ulkenin dilini bilmemelerinden oturu yasanan komiklikler)…

 Once gemilerle Fransa’nin guney sehirlerinden Marsilya’ya getirilmisler…
Is yok, ev yok, sokaklardalar…
Birileri duymus  "  Paris ‘te is var. "diye…
Alti kisi gelmis Paris ‘e, gitmisler Ermeni Kilisesi’ne (Jean Goujon)…
" Biz geldik, is ariyoruz. " dediklerinde…
Onlara; " Alfortville’e gidin, orda fabrika var ."  cevabi verilir...

VE; boylece baslar Alfortville'deki Ermenilerin hikayesi.
Yil 1923.
Alfortville bir tarla.
 Birkac ev var yalnizca…

"Ne is olursa yaparim" modundaysaniz, hemen is bulursunuz, bilirsiniz bunu…
Fabrikada calismaya basladiktan sonra haber salarlar onlari bekleyenlere; "Gelin buraya." derler, "Bizim koye benziyor burasi." 

Geldikleri,terketmek, arkalarinda birakmak zorunda kaldiklari topraklara, vatana benzeyistir en cok aradiklari...

Alfortville  bir koy…
Alfortville’de bir sey yok…
Degersiz Alfortville…
Bu kimin umurunda "Bizim Koy'e" biraz da olsa benziyor ya, yeter bu...

Baslarlar calismaya. Once "Teneke Palace'i" kurarlar…
Neden " Teneke Palace?"
Kiralamak istedikleri yer, bir ahir gibidir.
 Mal sahibi, " Tamam burayi kiraliyoruz"  dediklerinde ; ' deli bunlar' anlamiyla dolu  bakislarla bakar yuzlerine…
Ama , onlar  ne yaptiklarini, ne yapacaklarini, kendilerini ve ne istediklerini bilerek tutarlar bu yeri…
Kadinlardir pazarligi yapan,  kadinlardir en cok calisan…
Tenekeyle onarirlar damini, her yerini…
Bu nedenle "Tenekeden Saray laridir onlarin…
Gabuyd Hac’in (Mavi Hac)* mekanidir oncelikle…
Okuldur , cematin toplanti mekanidir ayni zamanda…
 Toplantilar, sosyal, kulturel tum aktiviteler burda yapilir…
Sandalyeleri yoktur…Kilise’deki sandalyeler, Pazar ayininden sonra buraya tasinir…
Sandalyeler bir Kilisede , bir Teneke Palas’da hizmet gorur…
Toplanirlar;  once birinin, sonra digerinin evini , hep birlikte insa ederler…
Yasamlari hep bir paylasimdir, yardimlasmadir…
Sanki, unutmuslardir daha dun olanlari.
Neden burda olup, yeniden bir ev, yeniden bir yasam kurma kavgasi icinde olduklarini…
Zaman dusunme vakti degil, calisma vaktidir, bilincsizce bilirler…Bilirken bilmezler…Yasamaktir aslolan…Ve yasarlar…Oncelik ; yasamindir cunku…

Radyo kurulur…Adi radyo Azk’dir…
Merkezi Paris’tedir…Hasmig ve Arsaluys’a (kitabimizin yazari) , radyoda program yapmalari teklif edilir…"Tamam " der Arsaluys "Ama ne anlatacagim ?"
Hasmig ; " Sen Alfortville’lileri iyi taniyorsun, onlarla konus ve bunu anlat " der…
Aklina yatar Arsaluys Sarkisyan’in ve baslar ev ev gezmeye, sormaya, ogrenmeye gecmisi, yasananlari…

Yil 1983’den 1984’e kadar ev ev dolasir…
Ve her sohbetini, o hafta radyodan anlatir…

Gelirler 2007’ye…Fransa’da Ermenistan yilidir…
Yine Hasmig oncu olur " Kitaplassin, anlatilanlar " der…Alfortville Belediyesinin destegiyle yayinlanir kitap…
Okunmasi kolay, fotograflariyla zenginlesmis, benim gibi bes yillik Fransizcasi olan bir okurun bile anlayabilecegi bir dille yazilmis bu sahitlik belgesi cikar ortaya…

' Diyaspora ' dedikleri, tam da bu insanlardir…
" Merci la France, merci la France " diyorlar… "Savaslardan sonra , insana ihtiyaclari olmasaydi bizleri kabul etmezlerdi, ruya gormeyelim " diyen… 
Sokaklarda, elma yiyerek beslenen... 
Hayatta  kalma savasina devam eden. 
Hayvanlarin kalmayacagi; rutubetli, islak yerlerde yasamak zorunda kalan (ki cogu varlikli aile cocuklariydi 1915’den once)" Insanlar toplulugu " demek diyaspora…
Kendi halkindan, Turkiye’li Ermenilerden ,Turkce tek bir kelime duydugunda ofkeden deliye donen, " Siz Turksunuz !" diye saldiran, horgoren bu insanlarin, bugun evlerinde Turkiye televizyonunu izledikleri gercegiyle karsilastiginizda daha bir anliyorsunuz  tepkilerinin kaynagini…(Ozelikle Hrant'in oldurulmesinden sonra bu oranin arttigini gozlemliyorum)
Kisi nefret ettigi insani gormek istemez…
Neden izliyorlar Turkiye televizyonlarini ? 
Ozlem... 
Sevmedigini  ozler mi insan?
Hasret…
Peki insan sevmedigi birseyin hasretini ceker mi?
Merak…
Insan sevdigini mi merak eder  dostlar, yoksa sevmedigini mi?… 
Nefret, asla dogru sozcuk degil inanin, ofkelerinin kaynagini, altinda yatan psikolojik gercegi anliyorsunuz  tum bu gozlemleriniz sonucunda…
Diyaspora dedikleri bu insanlar, hala cok aci cekiyorlar…
Hala ; 1915’in  acilarini dunmus gibi yasiyorlar…
Rahmetli Hrant'in dedigi bir sozu hatirlatmanin tam da zamanidir "Ben kendimi Turk'lerle yasadigim icin sansli sayiyorum " demisti…
Ne cok hakliydi…Nasil da derindi soylediginin anlami...
Neden mi ?
Cunku ; bizler Turkiye’yi , ata topraklarini terketmeyen buyuklerimizin cesaretinin semerisini suruyoruz. 
Biz Turkiye'li Ermeniler, Turkiye’de  1915’den sonra da yasama sansina sahip oldugumuzdan iyilestik...
Ermeni’yi hic tanimayan, on yargili komsularimiza  Ermeni’yi , sanciyla, aciyla, tanitirken iyilestik.
 Ermeni’yi dusman bilen okul arkadaslarimiza,  Ermeni’nin de kendileri gibi  "Insan" oldugunu  gosteren, anlatan bir 'ornek olma' cabasi icindeyken iyilestik…
Ve bizler, ayni ortam icinde yasamis buyuklerimizin, yaslanarak olmesini izledik…
Ofkelerini bile tanimadik...
Sadece hep endise icindeydiler, iflah olmaz bir korku, bizler  ve gelecek kusaklar icin, hepsi bu…
Oysa ki "Diyaspora" dedikleri insanlar toplulugunun ikinci, ucuncu kusagi buyuklerinin cogunun delirerek  olmesini izlemek sansizligini yasamislar…
Bu gercegi ogrendigimde; asirlik aciyi  tum hucrelerimde bir kez daha  hissettim, bir kez daha utandim insan kimligimden...

Insan yaslandiginda, gecmisini hatirlar , gecmisini konusur ve yasar bilirsiniz…
Iste bu 1915 magdurlari, yaslandiklarinda, insan olmanin kacinilmaz sureclerinden olan yasliligi yasarken o gunlerine donmusler ve sanki o gunleri tekrar yasamislar…
Kimi, on yasinda bir cocuk olmus " Geliyorlar ! geliyorlar ! cocuklari saklayin ! " diye haykirarak, yastikla yuzunu orterek, buzulerek, korkuyla, delirerek  can vermis…
Kimi ; gelen askerlerin tecavuzunden korumak icin, oldurmeye kalkmis, esini…
Ve bu insanlarin, cocuklari, torunlari bunlari gorerek buyumus…
Devlet’in inkar politikasi; hayatlarinin gercegini bilen bu 'INSAN'lar icin ne kadar yaralayicidir anlamak cok zor olmasa gerek, duyarli yurekler icin…
Vardigim sonuc; "Diyaspora" dedikleri ; aglayan bir cift goz, aciyla yanan bir yurek, koparildigi topraga ozlemle kanayan bir yurek…
Kokler hala aciyla kaniyor…
Gordugum, nefret degil  dostlar; ACI !…
Hem de cok derin bir aci…
Dort kusak gecmesine ragmen, hala buram buram Anadolu kokan insanlar demek "Diyaspora"…
(Kendilerinin bile farkinda olmadiklari bir gercek  bu diye dusunuyorum…)
Hala kaniyorlar, oluk oluk…
Ve inkar , bu kanamayi hergun biraz daha artiriyor…



KITAPTAN CEVIRISI YAPILMIS BIR MEKTUP

Meslegi porselen dekoratorlugu  olan, siradan bir adam tarafindan yazilmis acik mektuptur.
Pek muhterem Gazete Idarecisi beyefendiye;

Ben, bir 1915 soykirimi kurbaniyim ama yasamim  boyunca asla siddeti dusunmedim.
Kalabalik bir aile idik. Tanri ebeveynlerime bes kiz, iki erkek cocugu ve uc torun vermisti.
Babam muteahitti, onuc (13) iscisini en iyi sekilde yonetirdi, saygin bir insandi.
Kizkardeslerim, bolluk icinde ve annemin sevkatli oksayislari altinda yasiyorlardi.
Cok cekici ve zarif genc kizlar olmuslardi.
Ovguye deger bir egitim almislardi.
1914'de; buyuk kiz kardesim Snorhig'in bir kizi olmustu, esi Turk ordusunda askerdi.
Ikinci kizkardesim Siranus'un iki cocugu vardi. Kocasi, koyumuzun bosaltilmasi sirasinda Turk jandarmalar tarafindan vuruldu.
Ucuncu kizkardesim; 18 yasindaydi, iyi yetismis, egitimli bir gencle nisanliydi, O da Turk ordusunun hizmetinde askerdi.
Dorduncu kizkardesim Seruzar ve besinci kizkardesim Lusadzine okul caginda idiler.
Erkek kardesim Mihranig 6 yasindaydi.
Herkes surgun edilmisti. Ben ise onlardan uzakta, felcli bir buyukannenin basucunda yapayalnizdim.
Rum ve Turklerin karisik yasadigi bir kasabada, dort yildan beri, sevdiklerimden ayrilmis olmanin acisini cekiyordum.
Aclik ve susuzlugu tadiyorduk, Turk cocuklarinin tacizlerine mahsur kaliyorduk.

Bir gun, yasli bir kadin bana yaklasti ve "Oglum savas bitti, biz evimize donecegiz, siz ailenizi yeniden gorebileceksiniz, eger katledilmedilerse " dedi.
Afallamis kaliyorum,katliam sozcugu beni sok ediyor, anlayamiyorum.
"Fakat neden Madame, 6 yasindaki, masum kardesim ne yapti ki?"
"Oglum, O hicbirsey yapmadi, fakat; O hristiyan bir aileden dogdu hepsi bu" dedi.
Gunu gelince, dogdugumuz koyun yolunu tutmustuk.
Zayif dusmustum, cunki savas boyunca gerekli yiyecegi bulamamistik fakat sanki Allah bana bir guc  vermisti, gruptakilerden daha hizli yuruyordum.
Bes gunun sonunda koyumuzun sinirina vardigimizda ; ayaklarim sismisti fakat acilarima aldirmadan evimize dogru kostum.
Babamin insa ettigi haliyle duruyordu, el surulmemisti, dokunulmamisti. Nihayet kapinin onundeyim, fakat ; bizimkileri asla bulamiyacagim gercegiyle 
karsilasmak endisesi; benim kapiyi vurmama engel oluyordu.
Sonunda, bir yurek carpintisi ile caliyorum kapiyi. Merdivenlerin gurultusunu duyuyorum, kapi aciliyor...
Fakat kim bu insanlar, ailem nerede?
Kizkareslerim, taparcasina sevdigim Mihranig?
Kimse konusmuyor, anliyorum ve aglayarak, bir kopek gibi uluyarak; "sevdiklerimin olmadigi bir evi ben ne yapayim" diye  haykirarak kendimi disari atiyorum.
Ve evi, icinde oturan insanlara birakiyorum.

Halkim beni yalniz birakmiyor, etrafimdalar, beni Istanbul'da bir okula yollamayi kararlastiriyorlar.
Kendimi bir Ermeni okulunda buluyorum, ama ne ogretmeni dinleyecek gucu,  ne de okuyacak gucu bulamiyorum.
Surekli ailemden, sevdiklerimden gelecek haberleri bekliyorum. Uc haftanin sonunda tumuyle umudumu yitirmis durumdayim.
Sonsuz acilarimin, iyilestirici tek tesellisi; ogretmenlerimin bana gosterdigi merhamet, ozellikle OCHAGAN...
Sonra Fransizca dilinin yumusakligi, ruhumu   yatistirmaya basladi.
Okulun muduru bana bir defter vermisti.
 Ilk sayfasina katledilen sevdiklerimin adini yazmistim ve her aksam uyumadan once okuyordum.
 Bu benim duamdi.
 Halbuki Istanbul'da yasayan ogrenciler cok neseli idiler.


Bir kac yil gectikten sonra bir gun ogrenecektim ki Turkler koyumuzu yakmislar.
Bu beni hic uzmemisti ama babamin mulklerini, arazilerini dusunuyordum.
Istanbul Baspiskoposu'na (L'Archeveché de Constantinople) bilgileri verdim.
Daha sonra Kemal'in gelmesi ile, bizi Yunanistan'a yolladilar.

1915'den beri, nereye gittiysem; bes kizkardesimin, yegenlerimin, erkek kardesimin ve ebeveynlerimin siluetleri daima gozlerimin onundeydi.
Boylece; buyuk aci icinde , kaygi ve endise icinde yillar gecti.

1915'den beri, gunes benim icin hic parlamadi, ne yilbasim ne bayramim olmadi...
Annemle birlikte olmus olmayi ve  O'nunla gomulmus olmayi isterdim...







                                                                                         Asadur KUYUMCUYAN  
                                         ARSALUYS SARKISYAN
                        Fotograf:SAYAT TOPUZOGULLARI

Bu roportaja konu olan kitap Fransizca yazildi; roportaj Ermenice yapildi ve Turkce kaleme alindi...
Bu bile anlatmiyor mu cok seyi?


Osmanli'nin fetihleri sirasinda, 16. yuzyilda Agn, Ani, Palu gibi  tarihi ermeni sehirlerinden daha batiya kacarlar.
1528'de  goctukleri Bursa'nin bir koyu olan  çengiler  de (Tchenguiller)  bu yeni yerlerden biridir.


Bay Dilsizian, Momdjian; Allaverdian, Narguiledjian ve Nahabédian ; Alfortville'i 1912-1916 yillarinda  kesveden ilk bes Ermenidir. 

Fakat Arfortville'in gercek dogusu;  1923'de calismak icin, ailelerini Marsilya'da birakip geldikleri Paris'te , Jean Goujon Kilisesinden aldiklari  "Alfortville'de fabrika var orda calisabilirsiniz"  bilgisiyle buraya gelen alti çengiler'li ; Gabriel NEDILIAN, Sirun PABOUDJIAN, Sirun MARKARIAN, Mikael ve Takvor BEDROSSIAN  kardesler ve Hampartsoum'la  baslar. (Hampartsoum tek kisidir burada kalmayip, yoluna Guney Amerika'ya kadar devam edecek olan).

 Marsilya'da ipek kozasi imal ederlermis ve Alfortville'e yollarlarmis. 
Ipler Alfortville'e gelirmis.

Bu ipek kozasi imalati durumunun anlasilmasi icin daha eskilere bir goz atmamiz gerekiyor.
Sizlere ; Alfortville'e ilk gelenlerin, Bursa'nin bir koyu olan Cengiler'den (Sen Guler) Fransa'ya goctuklerini soylemistik.
Iste, nufusunun tamami Ermeni olan bu 6-7 bin kisilik  Bursa koyunde halkin gecim kaynagi ipekcilikmis.
Tam bes fabrika varmis.
( Cengiler'le ilgili bir kitapta gordugum, o doneme ait bir fotografta bu fabrika bacalari tek tek sayiliyordu.)
Bu isi yapan aileleri soyle siraliyor Mme. Sarkisyan " Benim ailem, Pabucyan ailesi, Papazyan ailesi, Trayan ailesi, diger isimleri hatirlayamiyorum"

Kitabin bu bolumunden ogrendigimiz onemli bir bilgi de su;
Gomidas Vartabet, onlari dinlemekten,onlarla konusmaktan zevk aldigi icin , koylerine  sik sik ugrarmis.

Iste bu ipek ustalari, 1915'den once urunlerini Marsilya'ya kadar pazarlamislar.
Zenaatkarlari, bankasi,kilisesi,kutuphanesi, tiyatrosu ile son derece gelismis, zengin bir yer oldugunu ogreniyoruz Cengiler'in...

Yuzotuz (130 ) sayfalik bu  kitabi olusturan her hikaye, her yasam oykusu ayri bir  aciya, ayri bir yasamda kalma mucadelesine sahitlik ediyor...
O gunleri yasayanlarin; neden? nasil? "Diyaspora" olduklarinin aci ve gozyasi dolu hikayesini  ilk agizdan ogrenmek can acitiyor...

Kitabin turkce'ye cevrilmesinin,  iki halk arasindaki iletisim koprusunun kurulabilmesi icin gereken empatinin olusturulabilmesine katkisi olacagini  dusunuyorum... 

Mme. Arsaluys Sarkisyan'a;  bu degerli calismasi icin saygim ve sevgimle  harmanlanmis tesekkurlerimi sunuyorum...




Anlatiyor Mme. Sarkisyan;

"Toplantilar once evlerde yapilir, sonra teneke palas'i kurarlar.
Bugunki kilise 1930'da bitirilir.
Mintancan adli biri verir gereken parayi ve yapiminda gencler calisir.

Dersler, Hayahump'ta verilir... 1939' dan 1945'e hayat durur...
Herkes sadece calismayi dusunuyordu...Cunki yasamak gerekiyordu.
1960'dan sonra sosyal hareketler patladi...
Tasnaksutyun ve kizillar cok calisiyordu...
60'a kadar okul ve kilise vardi.
60' dan sonra yavas yavas, bizim kusakla, tarihimizi ogrendik...

Ailemiz savastan cikmisti, savas kusagiydi, hep sustular ve sadece calistilar hayatta kalmak icin...
60-65 den sonra bizim kusak basladi, filimler ve gosteriler yapmaya...
Ve o gunden  sonra, bu gune kadar kimse sesimizi susturamadi...
Ailelerimiz dogal olarak Ermeni irkina mensuptu, oysa biz 'sectik' Ermeni olmayi...
Ermeni kalmayi sectik biz.

Savas bittikten sonra zengin zamani yasadik.
Gercek anlamda  zenginlik degildi ama cok is vardi ve biz mutluyduk.
Bugun ozgurluk var ama mutluluk yok.

Savastan sonra, konfeksiyon isinde calisti Ermeniler, cok is vardi. Bugun is yok.."

Saatler suren soylesimizin bazi bolumlerini atlayarak geciyorum. 
Bunlarin; ozelikle MCA'nin kurulusu ve daha sonra bu cati altinda gerceklestirilen, kulturel calismalarin , 
toplumunun en verimli, en caliskan hakki odenemez emektarlarindan 
sevgili Hasmig Nadirian-Kévonian'i da anlatacak, derinlemesine islenmesi gereken , basli basina  konular olduguna inandigimdan...

"Size son bir soru sormak istiyorum" dedim "Hrant'in oldurulusu hakkinda ne dusunuyorsunuz?"
Derin bir nefes aldi, daha cok yuzyillik acinin ice cekilmesi gibiydi bu nefes alis...

"Hrant Dink...
Cok uzulduk...
Ne zaman anlayacaklar, bilmiyorum.
Ne zaman anlayacaklar? 
Sonu var mi bunun?
Halk bir gun anlarsa belki birseyler degisebilir...
Biz de yorulduk...
Hic durmadan anlatmaya calismak olanlari...
Butun hayatimiz gecti bununla...
Yeter artik! 
Bizler icin cok zor...
Bitsin artik...Biz de istiyoruz sayfa donsun...
Babamin mamasi son gunlerinde aklini yitirdi ve butun hayatini yeniden yasadi...
Butun kardeslerinin adini verdi babama, kardesi saniyordu O'nu...
Ve; "Cocuklari saklayin! Geliyorlar! Geliyorlar!" diyerek oldu...Unutabilir misin bunu?

Affetmek icin, af dilemek gerek oncelikle...
Tanri bile af dilemeden affetmiyor...
Affetsem de unutamam gorduklerimi.

Bir gun once anlamalilar... Sadece bizim icin degil; kendileri icin de anlamalilar artik..."

Buraya; kitabin 22. sayfasindan bir alinti yapmak isterim ...

"Istanbul'da,  Hacadur, Lusine'nin babasi, askerler 1915'de kendisini goturmeye geldiklerinde bir Turk arkadasi tarafindan saklanir ve yasami kurtarilir.
Zamani gelip, ortalik durulunca, hayatini kurtardigi arkadasini yurt disina yolcularken gozyaslari icinde sunlari soyler yasli adam:
Sizler icin agliyorum Ermeniler cunku;  ben sizleri cok seviyorum ama sizsiz  ne olacagiz diye, en cok biz Turkler icin agliyorum."



"Zamaninda; kizlar kucuk yasta calismaya baslardi ama ben ogretmenimin ogudune uyup bir yil fazla okudum. Bu bir yil bana ilerde ogretmenlik yapma imkani sagladi. Emekli olana kadar da meslegimi yaptim."
O'nu tanimama vesile olan meslegine nasil basladigini bu sozlerle anlatiyor Mme. Sarkisyan. Benim de ilk fransizca ogretmenim oldu Paris'te. 2002 yilinda basladigim aksam kursunda ogretmenim olarak girdi hayatima. 
   
Isil isil, insan insan bakan mavi gozleri, kisiyi sevgiyle sarmalandigi hissiyle bulusturmaya yetiyor. Konustugu konu her ne olursa olsun; inanarak, samimiyetle,  beden dilini de katarak kendini ifade edisi, O'nu her dinleyip izledigimde bana; 'Buram buram Anadolu kokuyor' dedirtmistir. 
Varligiyla bulundugu ortami zenginlestiren, mutevazi kisiligiyle, her zaman ornek alinasi bir sembol, tanimaktan onur duydugum bir sahsiyet...Arsaluys Sarkisyan.
Bu roportaji yaparken tek amacim, yuzyillik aciya son verebilmemiz icin ihtiyac duydugumuz tek seye ; EMPATI'ye biraz olsun vesile olabilmekti...
Tarih diye adlandirilan su eski , kuf kokan kitabi iyi okudugunuzda,  "halklarin dusmanligi "gibi bir kavramin olmadigi gercegiyle bulusuyorsunuz...
Yasananlarin,yasamak zorunda birakildiklarimizin tumunun, egolarinin esiri bireylerin; iktidar hirslarinin tatmini ile egolarinin doyurulmasi cabalarinin dogurdugu sonuclar oldugunu gorebiliyorsunuz.
1915' i bire bir yasamis buyuklerimizden hep duydugumuz o cumleyle bitirmek istiyorum, son soz onlarin olsun: "GITSIN O GUNLER BIR DAHA GELMESIN, ALLAH  DUSMANIMA DAHI YASATMASIN"...

ARSALUYS SARKISYAN'IN BIYOGRAFISI:

23.12.1943'de Crèteil'de dogar. (Paris )

Babasi; Garbis Pabucyan (  Dogum yeri  Konya- ),
Mamasi Luiz Dervartaryan (1924 Fumel/Fransa).

1957-58 okul

1965    Harutyun Sarkisyan ile evlenir.

1967    Gabuyd Hacuhi olur

1968    ilk cocugu Vartan Sarkisyan  dogar

1969    ikinci cocugu Varujan Sarkisyan'in dogumu

1969     MCA' yi kurarlar (Maison Culture Arménien)

Ocak-1970 resmi acilis gerceklesir.

1976'da  Yapinin insasi biter.


Emekliliginden sonra da halkina hizmetlerine devam etmektedir.

Bir yandan; Gabuyd Hacuhi olarak calismalarina devam ederken, diger yandan da
           
MCA'da (Maison Culture Armenienne)  Ermenice ogrenmek isteyenler icin duzenlenen kurslarda ogretmenlik gorevini surdurmektedir...

Mme. Sarkisyan'in kitabina attigi imzadir:
 "Nerden geldigimizi bilmek; kim oldugumuzu ve nereye gittigimizi anlamamizi saglar"
                                                             Arsaluys Sarkisyan
                                                            22 / 3 / 2007 - Paris
    à Angèle;
Savoir d'où l'on vient, permet de comprendre qui l'on est et où l'on va... 
                                                    Bien affectueusement
                                                        
                                                       Arsaluys  
"Nerden geldigimizi bilmek; bizim kim oldugumuzu ve  nereye gidecegimizi anlamamiza olanak saglar..."