
İnsan nedir? Kime insan denir?
Her iki gözü, iki ayağı olan insan tanımına girer mi?
Geçenlerde dostlarla yaptığımız bir tartışmada konumuz insandı...
"Her iki gözü , iki ayağı olan insan değildir. İnsan olmak öğrenilesi, süreci
sancılı ve uzun , zor bir iştir" dedim diye kızdı bazı dostlar bana...Hatta
bu cümlemden, insanlara "dört ayaklı insan" dediğim sonucuna varan
oldu...Hala anlamış değilim bu sonuca nasıl vardığını...
Dostumuz diyor ki!
"Kalbi kin ve nefret dolu bir insani bile kotu olarak nitelendiremeyiz. O
insanı yargılamak bile bizim görevimiz değildir. Acaba o insan nerelerden
gelip, ne şartlar altında yaşadı acaba? O kötü ruhlu insan dediğimiz insanın
iç dünyasına girdiğimiz zaman da acaba aynı fikirde mi olacağız?"
Bana söylenen her sözü düşündüğüm gibi , bunları da düşündüm...
Ben ki; "yargılamayın ki yargılanmayasınız" sözünü rehber yapmışım
kendime...
Ben ki; "bir yanağına vurana, öbür yanağını çevir" sözünü rehber yapmışım
(sadece iki yanağımız olduğunun bilincinde ,çoğunluğun es gectiği bir nokta
sanıyorum ) ... Sorulardan kurtaramadım kendimi...
Sorular, sorular , düşündükçe üşüşen, üşüştükce karmaşıklaşan sorular...
Mesela dedim; çok sevgili Türkiye'mizden her yıl, en az birkaç tane
"babasından hamile kaldığı için, hakkında kalemı kırılıp, öldürülen
körpecik kızların haberlerini okuduğumuzda, kıza acıyıp üzülmeyi bırakıp
"acaba baba hangi ruh hali ile bunu yaptı " diye sormalı mıyız? Üstelik
İslamiyet dört kadın alma hakkını vermişken, hangi nefs? nasıl bir ruhtur ki
evladına uyanır? diye sormamalıyız öyle mi?
Sonra; Avrupalı , zengin ve yaşlı beylerin; torunları yaşındaki sübyanların
bedenlerinde hayvanı şevhetlerini söndürmek için, uzak doğuya
seyahatlerini, o körpecik bedenlere dokundukça , ruhlarında açtıkları
onarılmaz yaraları sorgulamaktan vaz mı geçmeliyiz?
Sordukça sordum, düşündükçe düşündüm...
Canlı canlı derisi yüzülen fokları gördünüz mü siz?
Gözpınarlarım, gözyaşlarımdan utanmıştı o gün!
Kürkü bozulmasın diye , canlı canlı derisi yüzülen foklar...
Bir kamyonete
canlı canlı atılıyorlardı, üst üste, acı içinde ölmeye
terkedilerek...Ağlamaktan utandığım gündü o gün...
Simdi ben sorgulamamalıyım öyle mi?
Hangi yürek para için böylesi bir vahşete figüran olabilir? diye...
Hangi hatunlar, günümüzde; örtünmek için her türlü materyale sahipken bu
giysileri satın alma ihtiyacı duyar? diye...
Yapmayın ne olur!
Diyojen; günün aydınlığında, elinde fener, pazara iner...O'nun bu halini
görenler "Ne yapıyorsun sen, günün ışıağında fenerle gezmekte ne? " diye
sorarlar... "İNSAN arıyorum" der Diyojen...
Delirdiğini düşünürler, pazar insan (!) kaynıyordur..."kalabalığı
görmüyor musun?" derler...
Diyojen; ne aradığının bilincinde "Ben İNSAN arıyorum" der...
Kızgınlığa neden olan cümlemin anlaşılabilmesinin yolu, sanıyorum öncelikle
Diyojen'i anlamaktan geçiyor dostlar...beni değil...Diyojen'i anlamaktan
geçiyor...
Tıpkı; Gomidas'in delirerek öldöğünü öğrenen Türkiye'deki borazan basının
attığı "Deli papazın heykeli dikildi" başlığa cevaben , Agos'un attığı
başlık misali "Sahi Gomidas neden delirdi? "
Sahi , Gomidas neden delirdi?
Sahi, Diyojen neden gündüz gözü elinde fener insan aramaya çıkmıştı?
Üzgün Anjel...



