İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

15 Aralık 2013 Pazar

YAŞAMAK NEDİR SİZCE?

Yıllarca; ''Nefes almak değildir yaşamak.'' Derken, ne büyük bir laf ettiğimi 51 yaşımda yeni öğrendim ve 'Bildim.' Bilmenin en büyük ruhsal zenginlik olduğunu, insana insan olmayı öğreten bu yaşam yolculuğumda öğrendim. 
İlk hikayem Zoe'nin. 
Zoe çok güzel bir bebek. Maviş gözleri nasıl da bebek bebek bakıyor çekilen fotoğraflarında. 12-14 aylıkken farkediyor maması bir gariplik olduğunu. Yürüyemiyor Zoe... 
Doktorlar, tahlillerden sonra nadir rastlanan bir hastalık teşhisi konuyor. Zoe şu an tam bir bez bebek görüntüsünde. Gözünüzde canlandırmaya çalışın lütfen. Annesinin kucağında, eklemleri olmayan bir bez bebek… Hortumla besleniyor. Fiziksel hiç bir aktivitesi yok. Yaşayan bir ölü Zoe. Sadece nefes alıyor. Maması, babası, kardeşi çok seviyorlar kendisini. Mamasının söylediği bir cümle çarpıyor béni: ''O'nun da yaşamaya hakkı var. Ne kadar yaşarsa O'na ihtiyacı olan şeyleri vermek istiyorum.'' Ben, en çok da çağlayan gibi sınırlanamayan sevgilerini sunuşlarına hayran kaldım. Bugün beş yaşında Zoe… Oysa biliyorlar ki büyüyemeden ölecek Zoe… Ve 'Bildim' ki bazen, sadece nefes almaktır ''Yaşamak.'' 
 8-10 yaşlarında tekerlekli sandalyeyle yaşamaya mahküm olan bir genç kızın hikayesi var sırada. Babasının yok saydığı, sevgisini esirgediği, terkettiği bir evlat. Yine maması yanında. Bir de erkek kardeşi var sağlıklı. Hastalandıktan sonra kızının varlığını yok sayan bir baba ve evlatlarına kanat geren bir ana. Aklı yerinde, son derece zeki, eğitimine devam eden bir yaşam kahramanı bu genç kız… 
Kızının hastalığından sonra ailesini terk eden, bir baba müsfettesi artığı da var bu hikayede. 
Hayran olduğum şey ananın mücadelesi ve genç kızın azmi… 
İşte buyrun; size başka bir 'yaşamak' hali… 
Bazen sadece 'Yaşamaktır' aslolan, 'Bildim.' 
Ve benim hikayem; ''Yaşamak nedir?'' sorusuna cevap olarak… 
28 Yıldır davetsiz misafirim olan spondylarthrit-ankylosant'la 'Bildim' ki; evinin temizliğini bitirdikten sonra, kahvesini pişirip o mis kokan yuvasında yaşadığı için sevinçle dolmaktır YAŞAMAK! Yemek yiyebildiği, görebildiği, yürüyebildiği için şükretmektir YAŞAMAK! Tuvalete yürüyerek gidebildiği, tuvaletini yapabilmek için giysilerini ağrısız indirebildiği için mutlu olmaktır YAŞAMAK! Temizlik, alışveriş, yemek yapamasa da yiyebildiği, görebildiği, yazabildiği, radyodan dinleyicilerine seslenebildiği için kendini şanslı görüp şükretmektir YAŞAMAK! Ağrı krizleri dayanılmaz olduğunda, bu hayata son vermeyi düşünüp gitmeyi istese de sevdiklerini üzmemek adına soluk almaya devam etmektir YAŞAMAK! 
Yaşamak nedir? Diye sordum çünkü üreterek yaşamlarını anlamlandıran, sadece kendisi için değil Dünya için, herkes için daha güzel, eşit, adil, özgür bir yaşam kurmak için mücadele edenler sıkça şunu söylerler: ''Nefes almak değildir yaşamak!' 
Ben de yıllarca birçok diyaloğumda kullandım bu cümleyi sonuna kadar inanarak. 
 Oysa bugün 'Bildim' ki bazen; sadece nefes almaktır YAŞAMAK! Hayatın gizi, bu 'Bilgide' saklı olmasın? Anjel Dikme Paris 


20.11.2013 Merceredi 05:12

10 Kasım 2013 Pazar

Անցում Դուլյանի հետ 01.11.2013

http://www.youtube.com/v/mfOXkJuRlQw?autohide=1&version=3&showinfo=1&attribution_tag=OPcw7r7FcQIyVVHO4skwKQ&autohide=1&autoplay=1&feature=share

14 Eylül 2013 Cumartesi

Georges Moustaki - Le Métèque

John Lennon - Imagine - Lyrics

John Lennon in Imagine! with Lyrics!

Lyrics:

Imagine there's no heaven
It's easy if you try
No hell below us
Above us only sky
Imagine all the people living for today

Imagine there's no countries
It isn't hard to do
Nothing to kill or die for
And no religion too
Imagine all the people living life in peace

You, you may say
I'm a dreamer, but I'm not the only one
I hope some day you'll join us
And the world will be as one

Imagine no possessions
I wonder if you can
No need for greed or hunger
A brotherhood of man
Imagine all the people sharing all the world

You, you may say
I'm a dreamer, but I'm not the only one
I hope some day you'll join us
And the world will live as one

jacques Brel _ La Chanson des Vieux Amants

Beyhude (Hümeyra)

12 Eylül 2013 Perşembe

Kaybedecek Zaman Yok!

Hallaç nedir bilir misiniz? 
Yeni nesil gençliğin bilmediğini düşünerek açıklamam gerektiğini düşünürüm. 
Çocukluğumda; sırtında pamukları hallaçlamaya yarayan basit bir aletle sokaklarda sesiyle geldiğini duyururdu hallaç. 
O zamanlar yorganlarımız, döşeklerimiz, yastıklarımız ya yündendi ya da pamuktan. Yünü de hallaçlar mıydı emin değilim ama pamuğu hallaçladığını çok net hatırlıyorum. 
Yere oturur ve yay gibi bir sopanın uçlarına bağlanmış ip aracılığı ile elindeki tokmakla vurarak pamukları liğme liğme ederdi. 
"Pamuk gibi yumuşak" sözünün anlamını hak etmesi için yaşamdaki uygulayıcısı gibiydi hallaç. 

Neden yazdım bu girişi diye merak ediyorsunuz biliyorum. Anlatayım:
Ruhların hallaç pamuğu gibi atıldığını, paylaştığım yazılara gelen yorumlarda gördüm içim acıyarak. Kimi; İstanbul’dayken bire bir tanıdığım bir dosttan, kimi sadece beni facebookdan izleyen okuyucu ve dinleyicilerimdendi bu mesajlar. 
Ermeni'si, Kürt’ü, Türk’ü bilmeden ne kadar aynı olduklarının; ortak bir saldırı halindeydiler. 
Ki; bu yazıyı yazma nedenim oldular. 
Tek tek cevap vermek bana yakışmayacağından; bu bireylerin tutumlarıyla çok net gözlemleyebildiğim, toplumumuzun getirildiği yere dair düşüncelerimi yazmanın daha işlevsel olacağını düşündüm. Facebook ve tweeter sayfalarımı kapadım. 
Demagojik, sonuç getirmeyecek tartışmalar bana göre değil. Nicelikten çok niteliğe olan sadakatimden kaynaklanan bir duruştur tercihim olan... 
İlki İstanbul’da yaşayan bir Ermeni vatandaşın saldırısıydı: İlk mesajı suydu: "anjel hanım anladığım kadar olay adliyeye ulaşmış.dedikodu yapmayında" Şok olmamak elde değildi çünkü "Dedikodu" diye yaftaladığı olay vahimdi, ülkemizin adalet anlayışı adına. 
Sevag Balıkçı’nın katili bir gün bile hapis cezası almazken bunu haber yapan gazeteci Cevat Sinet'in; katilin avukatları tarafından açılan mahkeme nedeniyle tutuklanmasıydı konu ve şu mesajla duyurmuştum olayı faceden: 
ÇANLAR 5 KERE ÇALINSIN!! HERKES DUYSUN!! DUYANLAR DUYMAYANLARA DUYURSUN!! ADALETİ YİNE ÖLDÜRDÜLER! KATİLLER SERBEST BIRAKILIRKEN, KATİLE "KATİL" DİYEN GAZETECİ TUTUKLANIR! CEVAT SİNET DOSTUMUZ SABAHTAN BERİ TUTUKLU! MAHEMEYE ÇIKARILMAYI BEKLİYOR... SEVAG BALIKÇI'NIN HABERİNİ YAPTIĞI MAKALEDEN DOLAYI, "DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAKLA" SUÇLANIYOR. VAY O DEVLETE Kİ GERÇEKLERİ SÖYLEYENLERDEN KORKAR! VAY O DEVLETE Kİ BİR GAZETECİNİN HABERİYLE YIKILACAK KADAR CILIZDIR!!! :((( 
İşte dedikodu yapmakla suçlandığım duyurum. Sekiz aylık hamile eşinin bütün bir gün yaşadığı acıya, endişeye, korkuya bire bir şahit olan bir birey olarak kaleme almıştım bu satırları. İnsanlara bunca acı çektirmenin hakkını kim veriyordu egemenlere?
Benim zihnimi meşgul eden esas soru buydu o satırları karalarken... Bu beye cevaben sunu yazdım: "X bey sizin okuduklarınızı doğru anladığınızdan şüpheliyim. Öyle olmasaydı Yiğit Bulut'un başkanlık danışmanı olmasını "Hayırlı olsun" diye karşılamazdınız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak hastalığına siz de yakalanmışsınız... Ne yazık ki yapabileceğim bir şey yok siz ve sizin gibiler için. "Dedikodu" dediğiniz; olayın mağdurlarından olan Cevat beyin sekiz aylık hamile eşinin bütün gün yaşadığı kâbusun şahidi olup, adaletsizliğe susmayı yüreğime, onuruma, yazar kimliğime yakıştıramadığımdan duyurmaksa dedikodu, bu "dedikoduları" hep yapacağım. Hoşunuza gidip gitmemesi umurumda bile değil!! Korkaklardan yoruldum... Sizler adına utanmaktan yoruldum... Siz gibilere rağmen, sizler için bir şeyler yapmaya çalışmaktan yoruldum!!!" 


Sonra; yazılarını okumadığım, tanımadığım bir yazarın sırf içeriğini doğru bulduğum makalesini paylaştığım için her ırktan saldırının hedefi oldum. Kürt olan bir izleyicimin yazdıkları en vahimiydi. "Anjel Hanım takke düştü kel göründü, artist olmaya çalışmayın, herkes için en iyisi ortadan kaybolun" Diyordu kısaca. 
Bir başkası çelişkili buluyordu genel duruşumla bu paylaşımı yapmamı… 
Yazının içeriği neydi biliyor musunuz? Kız çocuklarına eşit haklar tanınırsa başarı oranlarının yüksek olduğunu anlatan bir yazıydı. Sadece bu nedenle, yazının ana fikrini beğendiğim için paylaşmıştım. Meğerse yazarı, herkesin nefret ettiği bir isimmiş bilemedim. Soyadı Özdil'di aklımda kaldığı kadarıyla. 

Facebook ve tweeter hesaplarımı kapatmama vesile olan, yani bardağı taşıran son damla eski bir dosttan özelime gelen mesajdı. Şöyle yazmış beni büyük hayal kırıklığına uğratan eski dost: "Anjel gönderdiğin sayfalardaki ırkçı ve faşist Kürtleri okumaktan bıktım, bunları sırf ermeni davasına destek veriyorlar diye mi arkadaş ediniyorsun.
Ermeni olaylarında en boktan rolü üstlenen, pisliklerin en büyüğünü yapan işte bu kafalar zaten" Hadi buyurun bakalım... 
Zihinlerin nasıl da hallaç pamuğu gibi atıldığını görür müsünüz? 
Egemenlerin hakkını teslim edip, tebrik etmek (!) gerek bu başarılarından ötürü! 
Kimseye yaranamamak; gerçeği arayıp, yazanların ortak kaderi gibi. 
Birilerine yaranmak gibi bir derdim hiç olmadı, olmayacak da... 
Gerçeğin peşindeyim sadece… 
Her konuda gerçeğin avcısı olmaktır tek amacım... 
Bir örnek vermek isterim;
mesela ben Hitler'in Kavgam kitabından okuduğum bir sözü paylaşayım: "Bir Çinli gelip Almanca öğrenirse Alman mı olur?" Diye sormuş binlerce insanın katili. Şimdi bu cümlenin, geçerli bir mantığı olmasına dayanarak bunu paylaşırsam ben bir Hitler hayranı mı olacağım? 
Bir başka mesaj: "neden sevan nişanyana arka çıkıyorsunuz bırakın ne hali varsa görsün" 
Uzun bir süre Ahmet Altan yazılarını paylaştığım için saldırıya uğradım. 
Benim için Ahmet Altan; kadını en iyi anlayan ve insana dair çok iyi sorular soran bir kalemdir. 
Bu beyinleri örümcek bağlamış zihinlere göre; Ahmet Altan AKP'yi savunan bir yazarsa "Kötüdür ve dışlanmalıdır." 
Bir dönem AKP yönetiminin yaptıklarının doğruluğuna inandığı için bunu yazan kalemin, bizlere yarayacak başka bilgilerin de kalemi olmasını neden es geçmeliyiz? 
Neden faydalanmayalım kendisinden? 
Kişisel olarak Ahmet Altan'dan çok şey öğrenmiş bir insanim ve bu bağlamda eleştiririm bu bağnaz tutumları. 
Bu ne ahmakça bir bakış tarzıdır. 
Nasıl da kısırdır 'düşünmek' denen eylem adına... 
"Düşünmek zor iştir bu nedenle çok az kişi düşünür."*  
Gelelim bunca satırı neden karaladığıma... 
Derdim ve endişem şudur: Geçmişte ırklarla bölündünüz, dinlerle bölündünüz ve yönetildiniz. Bugünse; gözlemlediğim hallerinizle çok daha vahim bir durumdasınız. 
Artık sevmediğiniz bir yazarı, sevmediğiniz bir şarkıcıyı paylaşanla düşman edilebiliyorsunuz. Zihinleriniz; esaret altında görmez misiniz? 
Ruhlarınız; yolunu kaybetmiş yolcuların yolculuklarıyla, zaman kaybında görmez misiniz? 
Ve bütün bunların tek sorumlusu sizsiniz. 
AKP'li, CHP'li, MHP'li Ermeniler! 
Kemalizm denen garabetin peşine takılan Türkler! 
Halkının ispiyonculuğunu yapan, kendi halkına mensup bireyleri din adına katleden Kürtler! Hepinizi, tüm halkları aynı sepette taşır egemen güçler bunu ne zaman anlayacaksınız??? 
Bana uymasa da şu an tek bir şey demek gelir içimden: Ne haliniz varsa görün, müstahaksınız buna!!!! 
Çünkü yorarsınız beni boş yere… 
Çünkü hastalığımın bana bıraktığı kaliteli yaşam zamanlarımı; sağlıklı algılamalardan yoksun, okuduğunu ve gördüğünü doğru değerlendirmekten yoksun bireylerle harcamaktan yoruldum… Bu nedenle sizlere ne haliniz varsa görün derim ve devam ederim gerçeklerin ve inandıklarımın anonsunu yapmaya… 
Anlaşılmak ya da onaylanmak gibi bir derdim yok çünkü bilirim ki gelecek en adil yargılayanıdır bugün söyleyip, savunduklarımızın... 
Bu nedenle kaybedecek zamanım yok benim! "
"Ayinesi işidir kişinin, lafa bakılmaz." Sözü tek rehberimdir. Bu böyle biline… 



Anjel Dikme 
Paris
*H.Ford

16 Ağustos 2013 Cuma

"Ermeni piçinden şehit olmaz"

Şehitliğiniz sizin olsun, insanlığımız bizim…
Askerlik görevini yaparken 24 Nisan 2011 de er Kıvanç Ağaoğlu tarafından öldürülen er Sevag Balıkçı’nın annesi Ani Balıkçı’nın; "Hristiyan’ı şehit saymıyorsan, niye askere alıyorsun?" sorusuna karşılık yazılan yorumları okudum bugün.
Yapılan yorumlardan birkaç alıntı:
"o soruyada şu cevap verilir.madem askerlik yapmıyorsun ne diye memleketimin nimetlerinden faydalanıyorsun.dünyada hristiyan ülkemi kalmadıda burdasınız.burdaysanız kurallara uyacaksınız.hem her türlü şehit haklarındanda faydalanıyor.sadece dinen şehit olamıyor.
"ermeni mantığı işte"
"tamam dini inancı ermeni ama sonuçta vatanını savunmak için askere gidiyo ınş ALLAH katında şehittir ki öyle dua edelim"
"musluman olmadıktan sonra sehıt saysalar ne olur cennetemı gıdecek"
" oldu başka emriniz cennete müslüman gider kafir değil bunu söyleyenlerin imanı sıfırdır"
"o mertebe müslümana ayittir ha tazmınat ve kurumsal hak avrsa dıyecek bir şey yok...orda durun bazı kanunlar dını ve mııletın örflerıen göre konulmalı dogru bır karar.."
"Gayri Müslüm vatandaşı Zaten Askerde pasif görev yapar. Nerde nasıl ölmüş merak ettim."
"Peygamberimizin.s.a.v zamaninda Medine'de baska inanislara sahip insanlarda vardi ama medineyi savunmak icin beraber savasirdilar peygamberimize sordu sahabeler biz ölürsek sehit bunlarin akibiyeti ne peygamberimiz.s.a.v dediki ancak allah yolunda savasip baska hic bir şey beklemezse sehit olur ama bunlar kendi mallari ve canlari icin savavasiyor bunlar icin cehennem atesi vardir"
"ermeni picin den şehit olmaz"
"burda yaşıyorsa tabiki yapacak askerliğini neden almasın götlerinidemi biz bekliyek ayrıca üzüldüm asker olduğu için sadece"
"Allaha inanmadan imanetmeden nasılşehit olunuyosa idda edenler açıklasınlar lütfen."
"müslüman olamayan şehid olamaz, olur diyenler müslümanlıktan çıkıp küfre girmiştir. iman tazeleyip, nikah kıysınlar."
"yasal olarak tabıkı hayrısmulumde olsa o elbıseyı gıymişse devletın tanıdığı butun ımkanlardan yararlanmalı bız bunun dındekı hukmunden bahsetmişdım.siizn bakışından haklısın"
Yorumları yazıldığı gibi aktardım.
Yapılan imla hatalarından, Türkçe diline hâkimiyet düzeylerinin anlaşılabilmesi için.
Her makalenin, video ya da şarkının altına yazılan yorumlardan halkın nabzını tutmak mümkün.
Fikirden çok küfrün yarıştırıldığı, "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" hastalığına tutulmuş bir toplum görüyoruz tüm bu yorumlarda.
Evladının haince katlinden sonra yüreği yanan Ananın seslenişine; "Düşünce" adına yapılan yorumlarda gördüğümüz tablo içler acısı.
"Şehitliğin" din adına savaşırken ölenlere verilen bir mertebe olduğunun bile bilinmediğinin, Kürt-Türk her iki halk da Müslüman olduğuna göre bu kirli savaşta canını kaybeden hiçbir gencin şehitlik mertebesini hak etmiş olmadıklarının bilinçsizliğinde, sistem tarafından acımasızca kullanıldıkları gerçeğinden uzakta uyutulduklarının farkındasızlığında yasamaya devam ettiklerini görmek çok acı kendileri için…
"…ama bunlar kendi mallari ve canlari icin savavasiyor bunlar icin cehennem atesi vardir"
Sizler bugün ne için savaştırılıyorsunuz gençler?
Yorulacaksınız(!) ama üşenmeyin ve hiç olmazsa bu soruyu düşünün…
Sadece kendi aile tarihi 1300-1400 yılı bulan Sasun'lu babam, "Halkımızın 4.400 yıllık" tarihi geçmişi olduğunu anlatırdı.
Ermenilerin anavatanının bu topraklar olduğundan bi haber;
"Başka Hristiyan ülkelere gitmelerini" öneren; üzerinde yaşadığı topraklara mensup halklara dair kara cehaleti görmek, ne utanç verici kendileri için…
"Dini inancı Ermeni" derken, din ve ırk kavramlarının iki farklı kavram olduğundan bir haber arkadaşımız, toplumun kavramları ne yazık ki tanımadığından düşünce denen eylemi eksik yerine getirdiklerinin çarpıcı bir örneğini sergilemiş ne ayıp!
Neden mi ayıp? Düşünce tembeli oldukları için çok hem de çok ayıp.
Tanımadan, bilmeden savunmaya çalıştıkları İslamiyet’te, Hz. Muhammed’in en önemli sözlerinden birinin şu olduğunu unuttukları için ayıp: "OKU!"
Okuma tembeli olduğunuz için çok ayıp!
"Allaha inanmadan iman etmeden" cümlesi kendi dinlerini bilmedikleri gibi Hristiyanlığa dair de hiçbir şey bilmediklerinin, kara cehaletlerinin bir örneği olarak acınası bir hal kendileri için!
"ermeni picin den şehit olmaz" diyerek faşizan ruhunu sergilemiş olan bu kişinin şahsında kendisi gibi düşünenlere şunu hatırlatmak isterim: Dili kullanmak çok önemlidir hele kendi anadilini…
Mensubu olduğu halka sahip çıkmak önce diline sahip çıkmakla olur.
O "Ermeni piçleri"nin, yıllardır sürüldükleri yabancı ülkelerde yaşayanlarının bile Türkçeyi siz gibi beyni nefretle uyuşmuşlardan çok daha doğru kullanmaları kanınıza dokunmuyor mu?
Türkçe’nin en basit imla kurallarından bile habersiz olmaktan, ikinci çoğul şahıs ekiyle başladığınız cümleyi ikinci tekil şahıs ile bitirmekten, de-da, den-dan eklerini yanlış kullanmaktan utanmanız gerektiğini biliyor musunuz?
Sevag Balıkçı’nın katledilişinden sonra ailece yasamak zorunda bırakıldıkları haksızlıklara karşı acili, yüreği yanan bir annenin isyan çığlığı olarak dile getirdiği bu sorunun cevapları bunlar değildi bilemediniz!
Derdimiz şehitlik falan değil hiç mi anlamadınız?
Ne deyim?
Şehitliğiniz sizin olsun, insanlığımız bizim…

29 Temmuz 2013 Pazartesi

DUSUNMEK ZOR ISTIR! BU NEDENLE COK AZ KISI DUSUNUR.*

Bir film izledim.
Adi; Hanna Arenth.**(14 Ekim 1906 - 4 Aralık 1975)
Yahudi asilli bir Alman dusunur.
Kendisine siyaset bilimcisi denmesini tercih etmistir su nedeni one surerek: "Felsefenin "bireyin kendisi"ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiştir. Siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemesinin sebebi çalışmalarının "Tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa" odaklanmış olmasıdır.

Filmde; yakalanan bir nazinin yargilanmasina katilip, gozlemlerini anlatan bir yazi yazmasi istenir kendisinden.
Gorevi onemlidir. Amerika'da yasamaktadir esiyle birlikte.
Durusma boyunca notlar alir.
Ve kendi dusunce suzgecinden gecirerek yazdigi makalesini yollar gazeteye.
Yazdiklarini okuyan herkes soktadir.
Israil'de yasayan kardesi dahil tum dostlari sirt cevirir kendisine.
Olum doseginde ziyaretine gittigi kardesi yuzunu ote yana  doner, affetmez Hanna'yi.
Oysa ne cok severlerdi birbirlerini bu yazisindan oncesine kadar.
Ne mi yazmisti Hanna Arenth?
Durusmalarda, yargilanan kisi bir émir eri oldugunu anlatmistir hep, neden yargilandigini anlamayan saskin yuz ifadeleri ile…
Sorarlar kendisine:"Nereye gittigini bilmiyor muydunuz bu insanlarin?"
"Biliyordum ama ben sadece bana verilen emirleri uyguladim."
Diye cevap verir.
Izler mimiklerini, dusunur soylediklerini Hanna ve adamin sucsuz olduguna karar verir.
Iste herkesi ofkelendiren O'nun bu dusuncesidir.
Nasil sucsuz bulabilmisdir bir Naziyi?
Sunu savunur Hanna; "Dusunmeyi bilmiyor bu nedenle suclu gorulemez."
"Siddetin siradanlasmasi" da der buna.
Bense tam tersini dusunurum.
Dusunme yetisi her insanin sahip oldugu bir ozelliktir.
Bunu kimileri iyilige, kimileri kotuluge hizmet etmek icin kullanir.
Ozgur irade dedigimiz seydir bu.
Gezi parki olaylarinda, polisin émir aldigi kimsenin bilinmezi degildir.
Aldigi emirleri yerine getirir biliriz ama hedef alarak ates etmek tumuyle kendi insiyatifinde olan bir secimdir. 
Bilmez miydi goze hedef aldiginda kor birakacagini bu insanlari? 
Bilirdi elbette ama tereddut bile etmedi bunu yaparken cunku secimi buydu…
Onlar beyinlerini, dusunce kapasitelerini kotuluge hizmet icin kullanmislardi.
Bir baska ornek; 1915 de canlari pahasina komsularini saklayan insanlar vardi.
1955'de 6-7 Eylul olaylarinda komsularini koruyan insanlar vardi.
Demek ki adaletin yaninda tavir alabilmemiz icin birazcik dusunmemiz, birazcik vicdan yeterlidir.
Bu baglamda kolayciliga kacip; dusunmemeyi, vicdanini emekli etmeyi secen bireyleri ben masum gormuyorum…
Goremiyorum!
Sucludurlar; dusunme tembeli olduklari icin. 
Sucludurlar vicdanlarini emekli ettikleri icin...
Bu nedenle; yeryuzunde yasanan tum acilardan, her birey sorumludur diye dusunurum.
"Emir kuluyum." demek, sorumluluklarindan kacma kolayciligidir ki hosgor(e)mem!
Ne demis Descartes bilirsiniz: Dusunuyorum oyleyse  varim!
 Descartes önce dört kural saptadı:

1. Açık seçik ve belirgin fikirler dışında hiçbir şeyi kabul etmemek
2. Her sorunu çözümü için gerekli sayıda parçalara ayırmak
3. Düşünceleri basitten karmaşığa doğru sıralamak
4. Gözden kaçmış bir şey olup olmadığını sürekli kontrol etmek

Sonra bu kuralları izleyerek şöyle düşündü (bunları düşünürken bir sobanın karşısında oturuyordu):

-Duyularımız bazen bizi aldattığına göre, hiçbir şeyi göründüğü gibi olmadığını farzetmeliyim.

-Burada sobanın karşısında oturduğumu nasıl bilebilirim.

-Bundan emin olamam. Rüya ya da hayal görüyor olabilirim.

-Ya da muzip bir şeytan benimle oyun oynuyor olabilir.

-Kuşku duymayacağım tek şey, bir şey düşünüyor olmam. Rüya gördüğümü, benimle alay edildiğini ya da bir bedenim olmadığını bile düşünsem, bu böyle.

-İşte buldum! Düşünüyorum, öyleyse varım!
Gordugunuz gibi dusunmek zor istir!
Bu nedenle cok az kisi dusunur ve basimiza ne gelirse dusunmeyi bilmeyenler yuzunden gelir.
Istediginiz konuda tembel olma hakkina sahipsiniz ama dusunce tembeli olma hakkina sahip degilsiniz cunku bu tembelliginizin bedelini tum Dunya'lilar odemektedir…

Talat'i, Hitler'i, adini sayamayacagim tum fasistler tek baslarina asla gerceklestiremezdi insanlik tarihinin yuz karasi olan soykirimlari.
Onlara destek cikan tum dusunce tembelleri suc ortaklaridir.
Diktator, fasist dedigimiz liderler bir kisiydiler, sadece bir kisi!
Ya onlara hizmet éden émir kullari?(!)
Dusunce tembelleri??????

Anjel Dikme
30-6-2013
Paris
07:24

*Henry Ford

5 Haziran 2013 Çarşamba

FİRARİ

Sayın Başkan beyim
Bu mektubum size,
Vaktiniz elverirse
Belki okursunuz diye.

Ordudan bir emir geldi
Çarşamba akşamdan önce
Deniyor belgelerde,
Savaşa gidecekmişim.

Sayın Başkan beyim,
Hiç niyetim yok buna,
Birkaç adam vurmaya 
Gelmedim ben bu dünyaya.

Şunu iyi biliniz,
Sizi kızdırmak değil derdim,
Kararımı çoktan verdim,
Firar edeceğim !

Doğduğumdan beri
Babam ağabeylerim,
Gidip, ölüp dönmediler,
Hep ağladı bebekleri.

Yalnız acı verdi anneme
Mezarına girene kadar
Şimdi yattığı yerden
Alay ettiği bombalar.

Hapisteyken bir yerlerde
Benden karımı çaldılar,
Orada ruhumu aldılar,
Bütün geçmişimle birlikte.

Ama yarın sabah erken,
Kapım kapanacak
Ölü yıllarımın üzerine,
Yollar, benimle tanışacak.

Hayatımı bir dilenci gibi
Fransa yollarında gezdireceğim
En kuzeyden, ta güneye
Ve herkese şunu diyeceğim:

"İtaat etmeyin,
Yapmayın söyleneni
Reddedin, reddedin
Savaşa gitmeyin. "

Eğer illa akacaksa kan,
Mutlaka gerekliyse bu,
Önce sizinkinden bir damla
Görelim sayın Başkan.

Ve eğer düşecekseniz peşime
Silahsız olduğumu 
Söyleyin erlerinize
Ve söyleyin
İsterlerse bassınlar tetiğe.

BORIS VIAN

GEZI PARKI GENCLERINEDIR BU MEKTUBUM!

Merhaba gencler ve "Her zaman genc kalanlar."
Bildigim ve bilmedigim tum dillerde merhaba…
Amacim; biraz sohbet etmektir sizlerle. 
Sozlerime; gerceklerin tum dunyayi ozgur kilacagina olan inancimi belirterek baslamak isterim.
Cunku; Yalan=Karanlik, Gercek=Aydinlik. 
Kafamdaki basit formul budur.
Benim cocuklugumda ve gencligimde sadece TRT kanali vardi.
Devletin radyosunu dinlemek ve televizyonunu izlemekten baska secenegimiz yoktu.
Siyah-beyaz televizyon zamanlari cocuktum ve koca koca adamlarin "Ermeni diye bir halk yoktur. Ermeni dili yoktur." yalanlarini dinleyerek buyudum.
Sonra; renkli televizyon  ve ozel kanallar donemi basladi.
Ilk ozel kanal haberleri geldiginde nasil da umutlanip, sevindigimi bilemezsiniz.
Sevinmistim cunku nihayet, birilerinin bizi yalan haberleri dinlemekten kurtaracagini sanmak yanlisligina dusmustum.
Oysa renkli goruntulerden baska degisen hicbirsey olmadi cocuklar.
Resmi yalanlari, artik renklenmis olarak izliyorduk hepsi buydu olan.
Gecmisimize dair yasananlar, etnik kimligimiz  ve inancimizdan dolayi bire bir bildigim ailemin ve mensubu olarak dogdugum halkin gercekleri inkar edilirken, dedelerimize yalanci denmesini susarak dinlemeye mahkum edilmis magdurlardik. 
Her inkarda her yalanda yeniden ve yeniden katlediliyorduk…
Hissettigimiz buydu… Tekrar ve tekrar oldurulmek, yok edilmek!
Ana dilini cocuklara ogrettigi icin koy meydaninda dili kesilen genc kadin ogretmenin hikayesini bilirdik. Bilirdik Ermeni dilinin oldugunu. Dil varsa halk da var démektir ama susmak; atalarinin yasadigi acilardan sonra, geride kalanlar icin bir korunma aracina donusmustu. 
Susmak ve yalanlari dinlemek, bu yalanlarla kandirilip bize karsi dusmanlastirilan Turkiye'li musluman halklarin hic de hak etmedigimiz hakaret ve kufurlerine maruz kalarak, onlarda devlet mekanizmasinin tum kurumlariyla calisarak olusturdugu nefreti izlemek, tahammul etmek zorundaydik.
Ermeni sozcugu en buyuk kufurdu artik "yuzde doksan dokuzu musulman" olan ulkemde.
Basarmislardi.
Sonraki yillarda Kurt Halki'na yasatilan acilar inkar edildi.
Insanin, dogarken sahip oldugu haklari gaspetme yetkisini kendilerinde gorenler, insanlara ana dillerini yasakladilar , yaslilarini koy meydanina toplayip insan diskisi yedirdiler, binlerce koy yakilip insanlari goce zorladilar asirlardir yasadiklari topraklardan. Tipki daha once Yunan ve Hay(Ermeni) halklarina yaptiklari gibi acimasizca, utanmazca, haksizca, vicdansizca... 
Yuzde doksan dokuzu musluman halklara Kurtler de dahildi ama oylesine ustaydilar ki otekilestirip, dusmanlastirip, bolerek yonetmekte. Kurt olmak da nefretle anilan sozcukler listesine eklendi.
Bunu da basardilar.
12 Eylul rejiminden once de olan ama bu donemde siddetini sistemli olarak artirarak uygulanan iskence tezgahlarindan binlerce insan sakat birakildi, olduruldu, mahvedildi.
Onbinlerce failli mechuller hala koca bir kara leke olarak duruyor devlet denen aygitin anlinin tam da ortasinda.
Bunu da inkar ettiler surekli olarak.
Diyarbakir cezaevinde, mamakta yasattiklari insanlik utancini hep inkar ettiler. 
Yasadiklarini anlatma cesaretini gosterenleri yeniden hapsettiler.

Roboski'de katledilenler icin yapilan dokumanter filmini izlediniz mi?
En buyugu 40'li yaslarindaydi. 
Aglayarak izledim. Bir kez daha utanarak insanligimdan…
Evlerine ekmek goturmek icin yollardaydilar.
Ekmek nedir bilir misiniz cocuklar?
Emegidir, alinteridir, yorgunlugudur, ozgurlugudur ve onurudur insanoglunun…
Halklarin tek derdi budur… Evine ekmek goturebilmek… Ozgurce!
Sonunda sira sizlere geldi guzel ve cesur cocuklarim benim.
Bilirim; istediginiz tek sey ozgurlugunuzdur. 
Nereden mi bilirim?
26 yasinda bir ogul anasiyim. Sizler gibi deli cesur...
Canimdan candir, vazgecilmez tek sevdamdir ozgur ucmalari ogrettigim…
Gercek sevgi, sevdigini ozgur birakir canlar… Hapsetmez, iskence etmez, ne yapacagini emirlerle dayatmaz, nasilsa oyle sever, degistirmeye istedigi kaliba sokmaya calismaz.
Ben gibi olacak, ben gibi yasayacak, ben gibi inanacak, ben ne istersem onu yapacaksin diye asla dayatmaz…
Saf sevgiyi tadan bilir ki sevmek demek; oldugu gibi, renkleriyle, farkliliklariyla, kalite ve defolariyla sevebilmektir… Gerisi yalandir, inanmayin…
Bu bir haftadir ne yazik ki sizler de devletin siddetini, yasayarak ogrendiniz.
Sizin kusak da  yanli basin denen, satilmis ruhlar kulubunun suskunluguyla, zalime alkis tutusunun sahitleri oldunuz.
Gorerek, bu acilari yasayarak ogrenmemeniz icin hayatimi verirdim inanin. Ne yazik ki yasam irmagi boyle akiyor yataginda. Biz sagirlastikca baska canlarin acilarina, bizleri de ayni acilardan gecirerek ogretiyor dersini…
Anlamayip, duymamak icin yureklerini bilinciz bir inatla sagir edenleri yeniden ve yeniden bu sinava tabii tutuyor.
Mektubumu bitirmeden soylemek istedigim son birkac sey var.
Bir ananin cocuklarina nasihati gibi okuyun bu satirlarimi lutfen.
Kimsenin sizlere ne yapacaginizi, nasil yasayacaginizi, neye inanacaginizi-inanmayacaginizi soylemesine, yasaminiza mudahale éden emirler vermesine izin vermeyin!
Kimsenin, hickimsenin askerleri, polisleri olmayin!
Askerlik, polislik émir kulu olmaktir, koleliktir.
 Kullanilmaktir. Egemenlerin cikarlari icin masumca olmek ve masumlari oldurmektir. 
Ne olur bunu cok iyi dusunun.
Asirlardir yikilmaz sanilan onca imparatorluk son bulmussa, o donemde mevcut sinirlari korumak ya da genisletmek icin olen gencler neden??? Ne icin??? olduler diye sorun kendinize.
Hep sorun… Sorgulamadan, arastirmadan ana-babanizin bile soylediklerinden suphe duyun.
Unutmayin ki onlar da bu sistemin icinde buyuyen cocuklardi bir zamanlar.
Kendi yasamlarinizin efendisi, belirleyeni sadece siz olun…
Gunumuzde karsi durmaniz gereken tek seyin, yikilmasi icin mucadele edilmesi gereken tek seyin kapitalizm ve fasizm oldugunu asla unutmayin ve bilin ki asirlardir butun halklara yasatilan bunca acinin tek nedeni egemenlerin doymak bilmeyen para ve iktidar hirslariydi.
Antropoloji bilimi "Irk diye birsey yoktur, yaratilan kulturler vardir." der.
Asirlarin birikimiyle yaratilan kulturleri ureten topluluklara saygi duymak yerine, o toplumlari yok edip  hazira konarak, irk kavraminin sahteliginde bolerler sizi dikkat edin.
Din tacirligi en marifetli olduklari daldir. Vatikan'in Dunya'nin en buyuk mafyasi oldugunu, cami ve kiliselerin ticarethaneye dondugunu, imanin; inananla Allah arasinda olup, araciya ihtiyaci olmadiginin bilincinde olun…Ne din adamlarina ne de mabetlere ihtiyaciniz yok. Yureklerinizdir mabetleriniz.
Bir haftadir bire bir yasayarak ogrendiginiz, komun yasaminin guzelligiydi bizlere unutturmak icin cabaladiklari sey. 
Paylasmanin, anlayisin, empatinin guzelligini, insani INSAN yapan degerleri unutturup, birbirimize yabancilastirip, otekilestirdiklerimizden korkarak tuketecegimiz yasamlar icinde bogulmamizdi hedefledikleri ama beceremediklerini oyle guzel gosterdiniz ki…
Buradan oyle guzel gorunuyorsunuz ki cocuklar, sizlerle gurur duyuyorum.
Ne olur sizleri yeniden bolmelerine izin vermeyin.
Hala mevcut olan hic bir politik akima yamalanmadan gelecegin dunyasini insa edebilirsiniz.
Bir haftadir yaptiginiz gibi Musluman canlarin seccadelerini siz vérin, Jesus, Isa , Musa, Ali, Buda, Ateist, diyenlerinizle, siyahi, beyazi, sarisini hepinizin sadece INSAN ve DUNYALI oldugu tek gerceginden hareketle, suni yaratilmis kimliklerinizden soyunarak sarilin birbirinize sonsuza dek.
Asirlardir ozledigimiz ozgurluk ve barisin hukum surdugu, emegin ozne oldugu yasamlari sizler kuracaksiniz. 
Sizlere olan sonsuz guvenimle rahat uyuyacagim artik…
Halki kucuk gorenlere, halkin zekasiyla alay edenlere, nasil da guzel cevap verdiniz…
Halka émir vermek degil, hizmet etmek icin secildiklerini cesurca haykirdiniz.
Sloganlari ve sloganvari konusmalari oldum olasi sevmemisimdir.
Bugun bir ilk yaparak sizlere cok bildik bir slogana dair algiladiklarimi yazarak son verecegim mektubuma.
"Susma! Sustukca sira sana gelecek." Cumlesini pratige doktugumuzde, hayatin icinde icsellestirdigimiz dogal bir durum haline getirdigimizde, iste o zaman emekcinin, uretenin, yaratanin haklarinin nihayet korunmaya, kollanmaya baslayacagina ve bu dogrultuda isleyen sistemler olusturabilmeye dogru ilerleyebilecegimize olan inancim sonsuzdur.
Bunu sizler basaracaksiniz!
Sevgimdesiniz her dem, her biriniz.
Ne mutlu fedai,  eskiya, gerilla, capulcu olup  halklarin ozgur yasamasi  icin mucadele edenlere…
Ne mutlu INSANIM ve DUNYALIYIM diyenlere… Ne mutlu…

Anjel Dikme
5-6-2013
Paris
04:52





15 Mayıs 2013 Çarşamba

YENI SEYLER SOYLEMEK LAZIM


16 yasimdaydim Kumkapi'dan Bakirkoy'e tasindigimizda.
Karsi komsularimiz Turkan abla ve Mehmet agabeydi.
Mehmet abinin anlattiklarini dinlemeyi cok severdim.
12 Eylul'de torba torba kitabini apartmanin kazaninda yakmak zorunda kaldiginda cok uzulmustum…
Beni korumak adina tek bir kitabini vermemisti okumam icin.
Sadece anlatirdi.
Cevremdeki herkesten farkliydi.
Kavramlardan, ideolojilerden bahseden tanidigim ilk insandi.
Her sohbetimizde yeni birseyler ogrenirdim kendisinden...
Bu sohbetlerimizden birinde bana Marksizmi, komunizmi anlatiyordu.
Dinliyordum saygiyla, yutarcasina soylediklerini.
Beynimse durmadan sorular soruyordu her anlattigina dair.
Sorularimdan birini sesli dile getirdim: 
Iyi guzel soyluyorsun Mehmet abi ama ya basa gelen insan kotu biriyse? Kendi ic dunyasinin yansimalari olmayacak midir uygulamalari? Kotu insanlar kotu seyler yaparlar…
O ise "Devrimin yakin oldugu" hayalleriyle sarmalanmis hayranligini aktarmaya devam ediyordu bana, komunist sistème dair…
Cocuk yasta sordugum bu soruyu sormaya omrum boyunca devam ettim...
Cahildim, hicbirsey bilmiyordum ideolojilere dair. Icimdeki bir sesti, bir sezgiydi bana konusan.
Yillar sonra Stalin'in halkina yaptiklarini ogrendigimde, Soljenitsin'in Gulak Takim Adalarini okudugumda hakli ciktigima uzulmustum…
Hakli cikmak buyuk bir sorumluluk yukler insana...
Sezgilerinizin birseylerin belirtisi, hatta cogu zaman gercegin seslenisi oldugunu deneyimlemis olmaktan gelen bir urpertiyle yasarsiniz surekli…
Sussaniz susamazsiniz, konussaniz anlasil(a)mazsiniz…
Gercegi anlatmaya, bulmaya dairse hissettiginiz tum sorumluluk, susmalarda kalmaniz cok zordur.
Cunku susmanizin, insanliga ihanet olduguna inanirsiniz.
Ve; "Yazmaya devam." dersiniz…
Yeni birseyler soylemek uzere cikarsiniz yola yeniden…



Anjel Dikme
6-5-2013
Paris
4:08

Yine, yeniden Kurd halkina seslenirim bilincli bir israrla…


Kurd aydinlarina ve Kurd halkina mektubumdur yazima aldigim olumsuz tepkilere cevaben yazma geregi duydum bu yazimi.
Soyle demis yorum yazan bir arkadas:
"Anjel Dikme gibi akli basinda bir aydinin boyle bir yazi yazmasini gercekten anlayamadim... Eger Kurd halkini Turk devletinin (ozellikle Osmanli veya Turkiye yazmamak lazim cunku onlarda devletin devamliligi soz konusudur) suc ortagi goruyorsa buyuk bir yanilgi ve insafsizlik yapmis... Turkun Kurdleri katliam tarihi soykirimdan da oncelere dayanir ve Turklerin o donemlerde kimlere neler vaaddetigi ve kimleri kullandigi da ortadadir...

Benim icin bu yazi hergun gordugum katili birakip mazlumun yakasina yapisan anlayistaki onlarca yazidan birisidir, belki biraz kibarca yazilmisi... Yahudi genocide siriasinda bir cok yahudi caninin bagislanmasi karsiliginda kendi soydaslarina zulum yapmak zorunda birakilmisti... yahudileri, yahudilere yapilan soykirimin suc ortagi mi gorecegiz? Bugun korucular devletle is birligi icinde, benzer asiretler vaadlerle kurdluge ve kurdistana ihanet icinde ne diyecegiz? Yazinin basligi "KURD HALKINA VE KURD AYDINLARINA" olunca daha da vahim... sorumlu Kurd halki ve aydinlari mi? Soykirimda Alman emperyalizminin rolu, kandirilmis Kurd asiretlerinin rolu, onun rolu, bunun rolu derken Ittihat ve Terakki nin rolunu, Turk ve devletinin rolunu konusmaz olduk... simdi tek derdimiz yuz yildir sosykirima ugrayan Kurd ulusunun soykirima ulus olarak ortak oldugunun ispati mi?
Anjel beni bu yazisiyla hayal kirikligina ugratti... onun gibi aydinlarin gorevinin mazlumlarin arasinda derin ayriliklar yaratmak degil, en ufak bir ayriligin uzerine aydin bilinci ile gidip gidermektir..."

Cevap olarak sunu yazdim kendisine:
X arkadas merhaba.
Lisede edebiyat hocamiz okumamiz icin bir metin verirdi ve daha sonra ilk sorusu su olurdu: "Yazinin ana fikri nedir, kim anladi?" Parmaklar kalkardi, genelde 60 kisilik sinifta bilen 1 ya da 2 kisi olurduk.
Bir yazinin ana fikrini anlamayanlara ne not verirdi ne de soz hakki. Edebiyat ogretmenimin yolunda giderim ve prensip olarak yazilarimin ana fikrini anlamayanlara cevap vermem.
Bugun bir ilk yaparak size yaziyorum . Zeki ve iyi niyetli oldugunuzdan suphem olmadigindandir bilesiniz.
Sizden ricam yaziyi onyargisiz tekrar okumaniz.
Ana fikri dogru degerlendirdiginizde , diger elestirilerinize dair dusuncelerimi de seve seve belirtirim.
Hadi gelin size bir tuyo vereyim. Degerli dostum Dilvin Semizer hocamin yorumu size isik tutsun.
Bosuna degildir yuregine kurban olmam. Simdi bir de aklina hayran diyecegim Dilvin hocama... :))
Cevaben su geldi:
Sayin Dikme,

"Yazinizin ana fikrini cok iyi anladigimi ve cevabimi da zaten o "ana fikre" karsi verdigimi cok iyi biliyorsunuz. Ama cevap vermek yerine "edebiyat" yaparak hakareti seciyorsunuz... Yuzlerce Kurd insani yazdiklarinizi ayni sekilde anladi... Herkesin zekasiyla alay edeceginize cevap verebilirdiniz. Bakiniz, sizin edebiyat hocaniz anlattiginiza gore bir zalimmis... neden? Anlamayana ne not verirmis ne soz hakki... Bu mudur cevabiniz? Bu mudur gercekten 22 saat sonra yazacaginiz?

Ben bir Kurd degilim, Ermeni de degilim... on yargima da yok. Ama on yargi sizin satirlarinizda sakli bu cok net goruluyor. Zaten "ana fikrinizi" vurgulamak icin "Kurd aydinlarina mektubumdur diye baslik attim cunku yillardir kendilerine sormayi istedigim tek bir sorum var." diye de vurgulamissiniz ve yazdiklariniz cok net. Benim gibi ana fikir yakalamakta zorlanacaklar icin bile cok net. Bugun Ermeni soykirimini taniyan, bu buyuk gunaha karsi cikan, ozur dileyen, tanzimini savunan Kurd aydinlarinin 30-40 yildir TC devletinin zalimligi neticesinde bu noktaya geldigini mi ima ettiginizi anlamadim? Yoksa Kurdlerin ulusal olarak bati ermenistani yutabilselerdi bu soykirimin uzerine yatabilecek bir millet olduklarini ima ettiginizi mi anlamadim? Siz soyleyin, aciklayin su son paragrafinizi da ben yanilgilarimi su yazdiginiz dili cok da iyi anlamayan birisi olarak bu sefer "ana fikri" yakalayabileyim."

Benim ikinci cevabimi da sizlerle paylasiyorum.

Ben sizin kadar cabuk degilim diye kizmayin lutfen... 
Ermeni, Turk, Kurd degilsiniz bilirim... Laz halkindansiniz...
Sorumu Kurd aydinlarini ve halkini baz alarak sormam bu sorularin tum insanliga sorulabilecegi gercegini gozden kacirmaniza neden olmus.
Onlara sordum cunku onlarla komsuyduk asirlardir.
Onlarin bu soruma verecekleri samimi cevap tum halklari olusturan bireyler icin ogretici ve yol gosterici olacaktir.

Yazimin altinda ekte verdigim 1915 Ermeniler, 2015 Kurtler??? 2115 Turkler??? Ya sonra kimler??? baslikli yazimla baglantilidir dusuncelerim. Ana fikrin ruhunda tasidigim endisemi dile getirir.
Daha basit, acarak anlatayim.

Beni tam da ilgilendiren; sizin de belirttiginiz gibi aydin sorumluluguyla dogru sorulari sormaktir.
Canimizi acitsa da, tokat gibi gelse de, insana dair dogru sorulari sorarak, dogru cevaplarla cozume varabilmektir.
Yazimda bir cumle var: "Neden birileri cani pahasina korurken komsularini, digerleri oldurur, katleder?"
Neden????
Cevabini aradigim soru budur.
Neden basimiza gelmeden baskalarinin acilarini icsellestiremeyiz?
Neden???
Neden birisi sehit, digeri terorist cenazesidir???
Oysa bu kulunuz icin sadece genclerdir olenler...
Korpecik canlardir yitenler...
Ruhlarimizin derinliklerindeki hangi karanliklar ya da aydinliklar belirler davranislarimizi?
Neden vicdanla muhakeme bazilari icin insan olmanin bas sarti iken, bazilarinda sadece "kendinden olanlar" icin vazife basina gecer?

Mazlum halklar demissiniz...
Kimdir mazlum halk?
Yahudi soykirimini yasamis olan, Israil'in Filistin halkina yaptiklari ortada dururken, su mazlum halk kavramina cok da guvenmem.
Neden mi? Bilirim ki gucu ve iktidari eline geciren 'mazlum' zaliminden daha zalim olabilecek...

Tarih bunun ornekleriyle dolu.
O halde bizlerin birey olarak; yeryuzunde yasanan her olayda kendi sorumlulugumuzun bilincine uyanmamiz gerek diye dusunurum.

Liderlere, sistème, dine, ekonomik, sosyal kosullara sucu atarak kacmak kolayciligina dusmeden yasanan her sucta her bireyin sorumlulugu oldugunu bir kez daha ustune basa basa soyluyorum....

Simdi sizden ricam yazimin ana fikrine samimiyetle cevap vermenizdir...


Su ana kadar hala cevap gelmedi. Belki dusunuyordur hala. Belki daha cok kizmistir bilemiyorum.


Yeniden ve inatla soruyorum sorumu: Bunca acilari yasamasaydiniz, anlatacak miydiniz Ermeni komsulariniza yaptiklarinizi?
Bu cok onemli bir sorudur canlar. Hepimiz icin.
Kurd halkinin da dunyaya, insanliga birligin yolunu gostermek icin secilmis halklardan biri  olduguna inanirim. Iste tam da bu nedenle onemlidir bu cevap. Insanlik icindir onemi, ben kulunuz icin degil iyi anlayin lutfen...
Bana ya da baskasina soylemek zorunda degilsiniz. Siz bilin yeter  cevabinizi…
Aslolan ic dunyanizin sesidir. Gercek orada saklidir. Seslenir size tum ciplakligiyla, duymak icin aciksa ucuncu gozunuz…
Bu soruya "Evet soylerdim…Acinizi hissederdim ve utanirdim insanligimdan." diyebilenler insa edecektir insanoglunun, hepimizin ozlemi olan; baris, esitlik ve emegin ozne olacagi gelecegini…

Simdiden selam dururum sizlere canlar…
Bu cevabinizla umut degil, umudun  ta kendisisiniz bunu da bilesiniz…

Anjel Dikme
2-5-2013
Paris
23:46


Newroz Gazetesi, Hur Bakis ve Aykiri Dogrular'da yayinlanmistir.

KURD HALKINA VE KURD AYDINLARINA MEKTUBUMDUR


"Ne  var idi ise, olacak odur; ve ne yapildi ise, yapilacak odur, ve gunes altinda yeni bir  sey yok."
Eski ahit:VAIZ Bap 9


2002 yilinda Paris'e goctum…
En zoru dilsizlikti; kirk yil yatirimini entelektuel birikimine yapan  ben icin…
Kagit yok, calisma hakki yok, formasyon hakki yok.
Oturdugum semtin belediyesinin verdigi dil kursuna katilmak tek secenegimdi.
Pazartesi ve persembe aksamlari iki saatlik bu kursa yazildim…
Sinifta her ulkeden insanlar vardi.
Hayatin garip bir cilvesi ilk Fransizca ogretmenim Ermeni asilli, ailesi Bursa'nin Cengeltsi  koyunden bir insandi; madam Sarkisyan.
Ilk kitabimda yer alan "Nedir Diaspora?" baslikli yazimin kaynagi olan roportajimi  yaptigim kisidir…
Bu kursta Turkiye'li- Kurd asilli insanlar da vardi.
Zohre bunlardan biri idi…
Bir aksam kurs bitiminden sonra  otobus duraginda  beklerken Zohreydi ilk konusan.
Fransizca, ogrenmesi cok zor olan bir dil oldugundan sikintiliydi.
-Ne isimiz var burada? Neden bu dili ogrenmek zorundayiz ki?
Dedi.
Kirk yasindan sonra gurbette yasamak zorunda kalan ben, ayni sancilari ceken ben, kendini yasaminin sifir noktasinda; gecmissiz, sarkisiz, turkusuz, siirsiz eksik hisseden, anladigi dili duymaya hasretleri yasayan ben; uzuntuyle:
-Haklisin Zohre, neden buradayiz biz?
 Buyukleriniz daha akilli olsaydi bugun ne sen buradaydin ne de ben… 
Deyiverdim.
-Buyuklerimize toprak sozu vermisler… Ama sozlerini tutmadilar…Din kardesiyiz diye kandirmislar.
Dedi ihanete ugramislarin hayal kirikligiyla.
-Bak Zohre; sen ve ben su kurs sirasinda birbirimizi tanidik, bir kahve icmisligimiz bile yok degil mi?
-Evet yok.
-Paraya da ihtiyacimiz var degil mi?
-Evet.
-Biliyor musun  onume milyar serseler, bir kahve icmisligim bile olmayan seni olduremem ben.
Degil ki asirlarca komsuluk edip,  ekmegini yedigim insanlari………….
Ikimiz de acilarimizin utancindaydik o an…
-Ben zaten dinimden de milletimden de utaniyorum.
Dediginde, susmakti payima dusen.

Son haftalarda memleketimdeki manzaralar o kadar yuz yil once yasananlara benzer ki urkerim bu baristan, korkarim halklar icin…
Yine gizlide verilen sozler var, yine dogal insan haklarina olan taleplere "Tamam" dème halleri var.
Yuz yil once cekilmis bir fotograf vardir zihnimde hepinizin bildigi. Hani; mesrutiyetin ilanindan sonra her dilde ozgurluk siloganlarinin tasindigi pankartlarla yuruyen Beyoglundaki kalabaligin umut dolu, sevinc dolu fotografi.
Tasnak Partisi'nin secimlere birlikte girecek kadar guvendigi  Ittihat ve Terakki'nin ihanetini, Tasnaklara attigi dost kazigini hatirlarim. Tasnaklar'in uzagi gorememe handikaplarinin faturasini Ermeni halki odedi ne yazik ki. Yuz yildir; hala yedikleri bu dost(!) kaziginin travmasini yasamaktalar ki yasananlara bir faydasi yoktur gayri. Olan olmustur...

Yukarida alintiladigim  sozlerinde Vaiz hakliysa diye korkarim…
Ya gercekten "Gunesin altinda yeni birsey yoksa." ????
Sahnedeki oyun hep ayniysa ve sadece oyuncular degisiyorsa?
Ermenilerden sonra sira Kurd halkindaysa?
Ya onlarin da liderleri Tasnak Partisi liderleri gibi yaniliyorsa?
Liderlerinin yanlis kararlarinin bedellerini yine halk odeyecek diye korkarim…
"1915 Ermeniler, 2015 Kurtler, 2115 Turkler mi?"* baslikli yazimda sordugum sorularda dolanir zihnim, yanilmayi herseyden cok isteyerek.
Kurd aydinlarinin omuzlarinda tasidiklari sorumlulugun buyuklugunu bu baglamda degerlendirdiklerini umuyorum...

Ekonomik, sosyolojik, lojistik, jeopolitik, uluslarasi emperyalist cikarlarin  literaturune dair kitabî sozler etmeyi cok  da anlamli bulmam cunku bilirim ki Enver ve Talat pasalar, Hitler gibi liderler tek baslarina birakilsalar, bu buyuk insanlik ayiplarini isleyemezlerdi. Lideri olduklari  toplumu olusturan bireylerin her birinin sorumlulugunu unutarak, trajedilerle biten sonuclari doguran nedenleri incelemek, en onemli  noktayi gozardi etmek olacaktir.
Bireyin kisiliginde dugumlenir ya da cozulur tum sorunlari insanligin.
Dini duygulari, kiskanclik, intikam, nefret duygulari basrolu oynar bu suca ortak olan bireyin her eyleminde.
Neden birileri saklarken komsusunu,  bir digeri oldurur?
Neden; VICDAN kimi yureklerde hukum surerken, kimi yureklerde kayip ilanlariyla aranir olur?
Bana gore cevaplanmasi  gereken soru ve sagaltilmasi icin careler aranmasi gereken bu  olmalidir…

Kurd aydinlarina mektubumdur diye baslik attim cunku yillardir  kendilerine sormayi istedigim tek bir sorum var.
Samimiyetle cevaplamalari gereken onemli bir sorudur bu:
Sayet Diyarbakir cezaevinde yasanan iskenceler olmasaydi, koruculuk denen ihanet olmasaydi, faili mechuller yasanmasaydi, bosaltilan binlerce koy olmasaydi, dilinizi konusup, cocuklariniza Kurdce adlar verebilseydiniz  ve   vaad edilen topraklar, Ermeni kiyimindan sonra din kardesleriniz tarafindan size verilseydi, bu gun yine de ozur diler miydiniz Hay komsularinizdan?
Filla komsularinizdan diler miydiniz bu ozuru,  suc ortakliginiz icin ?
Yoksa susup,   inkarda da suc ortakligina devam mi ederdiniz?
Yuz yil once Kurd halkina vaad edilen Bati Ermenistan'i elde etmis olsaydiniz,  Ermeni halkinin yasadigi acilari hissederek, ta yureginizde duyacak  miydiniz?
Bu sorunun cevabinda gizlidir insan olmanin onurlu durusu ya da utanci…


Anjel Dikme
24-Nisan-2013
Paris


*http://anjeldikme.blogspot.ch/2011/01/1915-ermeniler-2015-kurtler-2115.html


Bu yazi Newroz Gazetesi icin yazilmis, Hur Bakis ve Aykiri Dogrular sitelerinde yayinlanmistir.