İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

24 Mayıs 2011 Salı

HUKUKI TERIM: INSAN KIRIMI

Bazen soyleyecek cok seyiniz oldugunda  zordur yazmak.
Her bulusmamizda yazdigi anliarini benimle paylasan can dostum Dilvin'in dinlemeye yuregimin dayanamadigi yasanmisliklarindan bir bolumunu daha az  once ogrendim.
Hangi duyu organimla utanacagimi bilememenin, sadece duymakla yasadigim altust olusu ifade etmemi yasananlara saygisizlik olarak gorup kuculdukce kuculmelerdeyim...

Hrant'in oldurulmesinde yasadigim, ulkemden uzakta olusumun utancindan sonra ilk kez boylesine  utanirim...
Bu utancimi, soylemekten bile utanirim...
Hangi hakla  utanirim ki ben?
Onca can sadece daha guzel, daha esit bir dunya istedikleri icin iskencelerden gecirilirken bizler evlerimizde yiyiyor, iciyor, geziyor, sevisiyor, uyuyorduk rahat ve sicak yataklarimizda...
"Ku$ durusu" nedir bilir misiniz?
Ben bilmezdim az once detaylariyla ogrendim.
Hangi $eytan akil uretir bu yontemleri?
Insan fizyolojisini cok iyi bilenler diye cevaplarim kendi kendime. Bu iskenceyi uygulayan polislerin kit akillariyla bunu dusunduklerini hic sanmiyor bu cahil kulunuz.
"Filistin askisi", "Elektrik", "Falaka" okuyarak, duyarak bildigimiz iskence yontemleriydi ama  "Kus durusu"nu hic duymus muydunuz?
Soyle anlatiyor Dilvin'im bu iskenceyi:
Anjelikam, 'kus durusu nasil bir sey, anlat , ben hic duymamistim' diyorsun.  Sozlerle anlatildi mi siradan cok basit bir iskenceymis gibi gorunur. Aslina bakarsan diger yasananlar dusunuldugunde oyledir de. Kus durusunda ellerin degil, isaret parmaklarinin ucu, gozlerin bagli oldugu icin goremedigin bir duvara yaslanir. Vucudunun tum agirligi isaret parmaklarinin ve duvardan tekmelerle uzaklastirdigin ayak parmaklarinin ucundadir. Sen bir yandan o sekilde durmaya calisirken bir yandan da iskenceciler araliksiz olarak her yanindan gectiklerinde seni tekme, tokat ve yumruklarla yere yapistirmaya çalisir. Taciz eden, gormedigin eller de cabasi. Sen direnirsin yine de. Ama oyle bir an gelir ki, parmaklarin artik bedenini tasimaz ve o iki parmak tersine kivrilip, elinin ust kismina yapisip da vucudun istemsiz bir sekilde iyice bukulup yere dogru kayarken 'Dusmek yasaaak!' diye bir bagirtinin ardindan sirtina inen sert bir yumrukla veya asagi dogru egilen  bedeninden sarkan goguslerinden cekilerek yere yapistirilir ve tekrar saclarindan yakalanip ayaga kadirilarak kulagina fisildanan hic duymadigin kufurlerle kus durusuna gecirilirsin. Ve bu saatlerce surer. Senin bikip konusmani bekler onlar umutla. Sen de onlarin bikip, seni yere atip birakmasini ve iskenceyi hic olmazsa oturdugun yerde surdurmesini beklersin umutla. Bir de hayallerim vardi beni ayakta tutan o anda. Artik tersine donmus parmaklarim tutmaz olup da bedenim surekli asagi dogru kayarken, sirtima vurulan siddetli bir yumrukla coook diye yere yapistirildigim o ana kadar annem beni ziyaret etmisti kus durusunda her seferinde ama niyeyse hep onumde, goremedigim duvarin onunde acilan bir pencerede perde arkasindan bana huzunle bakar ve ben onunla konusmaya calistigim anda ardarda acilan pencereler icinde kaybolarak sonsuzluga dogru giderdi. Annemi benden alip gotururlerdi. Ben de bagirirdim arkasindan, 'Kurtar beni! Beni birakma anneee!' Saclarimdan tutulup tekrar kus durusuna gecirildigimde bir sure sonra tekrar cikar gelirdi annem yanima. Ve ellerimi duvarda tutabildigim surece bakardi bana tuller arkasindan. Kus durusuyla bedenini, o sirada sana soyledikleri ve yaptiklariyla ruhunu yaralarlardi.
Kus durusu diye anlattik mi okuyana, dinleyene belki basit birsey gibi gelir ama kus durusunda hic pozisyon bozmadan beklerken, bir yandan arkandan surekli olarak gecen iskencecilerin elleriyle taciz etmeleri senin en dokunulmaz kabul ettigin vucudunun her noktasina futursuzca dokunmalari, kulagina yakasi acilmadik kufurler siralarken seni asagilamalari da belki de kus durusunun ne oldugunu anlamaya yetmeyecek...
Sen artik gucsuzlesen isaret parmaklarin tersine cevrilmis ve neredeyse elinin ust kismina yapismis vaziyette 'DIRENMEYE" calisirken yavas yavas asagi dogru kayan ellerin ve one dogru egilen belin seni tasimazken ya sirtina inen bir yumrukla ya da one dogru sarkan iki gogsunden asagi dogru cekilip yere kapaklanirken, bitti mi? diye dusundugun anda tekrar saclarindan yakalanarak kaldirilman  ve ayni islemin dakikalarca degil, saatlerce surmesi bedenini tuketiyordu...Biliyordum bana gelen her darbe ile bedenim yara aliyordu, biraz daha bugunki sakatliklarima  zemin hazirliyordu ama ya ruhum?
Ya incinen ruhum?
Ya kus durusunda gozlerim bagli parmaklarimin degdigi, goremedigim duvarda acilan bir pencereden, tulun arkasindan gorunen anneme ruhumla "Anne gel beni kurtar!" diye bagirirken annemin ic ice benden uzaklasan pencerelerde benden uzaklasmasi?
Buna ragmen bugun yine de tebessumle (mutlulukla) karsiladigim bir dusunce gelir beni bulur ve rahatlatir.
Kus durusu da neydi ki aslinda?
Daha neler neler yasadik ben ve ben gibi binlerce insan.
Bedenlerimiz de bere aldi ruhlarimiz da cok incindi o an... ama yine de ayaktayim.
En onemlisi ruhum ayakta...O an ruhumu ne kadar asagiya cekmeye calisirlarsa calissinlar, bugun ruhum hala ayakta."
Diye anlatti Dilvin'im bir kez daha benim icin, bu insan goruntusundeki mahluklarin yaptiklarini.
Peki ESTUY nedir bilir misiniz?
Soyleyim; ekmek, su, tuvalet, uyku, yasak!
Sirtlarina yapistirilmistir hangi uygulamaya tabi tutulacaklari.
Kimisi sadece acliga mahkumdur, kimisi susuzluga, kimisi tuvalet yasagina, kimisi de Dilvin gibi ESTUY'a yani uykusuzluga da mahkumdur...

Tuvalete cikmama cezasi olan sorgudaki erkeklerden  biri tuvalete gitme ihtiyacini belirttigi icin dovulmeye baslanir.
Uzerinde ziplayan sorgucunun yorgunluktan artik kisik kisik gelen soluklari duyulmaktadir. Gozleri bagli,  sorgu icin orada bulunan digerleri yillar sonra bile o an, orada sahit olduklari vahsetin durdurulmasi icin  hicbir mudahalede bulun(a)madiklarinin vicdan azabini duyacaklardir.
 Caresizlik en cok inciten degil midir hep INSAN onurumuzu?
Neden mi vicdan azabi duyarlar?
Tuvalet yasagi oldugu halde, tuvalet ihtiyacini soyleme cesaretini gosteren kisinin uzerinde zipladiklarinda buyuk ve kucuk idrarini yapmistir.
"Biz size cisinizi yalatir, sictiginizi yedirtiriz dememis miydik?" 
diye bogurur iskenceci.
Ve soylediklerini yaparlar.
Yuzunu bokunun icine bastirip "Hadi ye!" diye bagirirlar.
Iskence gorenin iste  o an attigi ciglik hep utandiracaktir o cigligi duyanlari.
"YETEEEEER!"
"Boyle bir cigligi hayatim boyunca duymadim, tanimlayamam." diyor Dilvin'im 
gozpinarlari tasarak...
.......
........
Gunlerce ara verdim bu yaziya.
Yazamadim...Elim varmadi...
Yasanan acimasizliklari dinlemeyle bile altust olan kendime kizdim.
Anlatmaliydim...
 Onlarin yerine ben  haykirmaliydim gayri...
Dunya'nin sagir kulaklarina onlarin cigliklari ulasmadi, belki benim cigligim ulasir diyerek .
Gunler, haftalar gecti bu anlarin ustunden ve ben okudum bu konudaki sahitlikleri icim aciyarak.
Ilki; bir roportajdi Fehim Isik hocamin yaptigi.
www.ilkehaber.com/haber/tabaklardaki-diskilari-kasikla-yedirdiler-16476.htm
Dilvin'imi dinlerken dusmustu mesajlarima bu haber...
Her seye mistik anlamlar yukleyen bu kulunuz " Anjel yazmalisin, duyulmayanlarin  sesi  olmalisin." demelerde kalmisti yine, bu mesajin gelis zamanina atfen...
Savunmalari okudum ...
"DEHAK'LARIN ZULUM YAPTIGI BIR ULKEDE KAWA'LAR DA CIKAR"
yaziyordu sitenin basliginda.
Sonra; Sirri Sureyya Onder'in  "Uc Kibritle Baslayan Aydinlanma" baslikli yazisi...

'Tabaklardaki dışkıları kaşıkla yedirdiler' diye anlatiyordu Zeynep H. Kıllı Diyarbakir Cezaevi'nde yasadiklarini...
Tum bunlari okurken ve okuduktan sonra hissedip, dusunduklerimi anlatmayacagim sizlere cunki bu yazinin  yazilis amaci bu degildir.
Nedir mi amacim?
Gec olmadan adlandirmak olanlari, hukuki bir  terimle...
Hukuki terimlerin kullanilmaya baslandigi tarihlerle dogru orantili teslim edilen vicdan borclarini dilenmeye mecbur birakilmasin diye bu cigliklarin kahramanlari tez elden bir sozcuk bulmaliyiz diyedir  telasim canlar...
Yasananlara  sahitlikleri dinledikce, okudukca goruruz ki sadece Diyarbakir cezaevinde degil, Mamak'ta ve hemen her cezaevinde ayni yontemler uygulanmistir.
Gelecekte bugunun iskencecilerinin savunuculari olmasi muhtemel torunlarina acik kapi birakmamak, bugun  ustumuze dusen gorevdir gibi gelir bana...
Jenositten vahim, utanilasi bir durumdur bu insanlik icin ...
Iskence bir halkin yok edilmesi cabasi degildir, daha otesidir.
Tum dunyada uygulanan bir INSAN KIRIMI yontemidir.
Adini simdiden koyalim ki borclu duruma dusmeyelim gelecek yillarda...
Neyi merak ederim bilir misiniz?
Tum bu iskenceleri yapan polisler, askerler hepsi kendi cocuklarinin da polis ve asker olacagini mi dusunmuslerdir?
Ya cocuklari, torunlari onlar gibi dusunmeyip, sistemin disina duserlerse?
Hani aklima Nihal Atsiz gelir de .
O da; bir bucuk yasindaki oglu Yagmur'a fasizmin kisa tanimi olan vasiyet mektubunu birakmisti...
Ey akil neredesin?

Anjel Dikme
Paris

24-05-2011
3:53:49





BEN INSANI ISTE BUNDAN SEVERIM! (IV.)

O'nun adini veremem size cunki  ovulmeyi hic  sevmez bilirim...
O istemese de ben yazmadan edemem iste...
Omurunun yarim asirini tamamlamaya bir yili kalmis  bu  kulunuzun tum yasami boyunca tanidigi en yarali, en akilli, en kulturlu, en saygili... Su an yazarken farkina vardim ne cok 'en' leri olan bir insanla karsi karsiya oldugumun...

Neden severim O'nu bilir misiniz?
Bu yaziyi tam da bunun icin yazarim iste...
Yazilarimi yayinlamadan once  okumasi icin yolladigim ilk insandir...
Bir iki yazar arkadaslarla da paylasirim yazilarimi,  toplumla paylasmadan once...

O; en acimasiz elestirmenimdir. 
Gozumun yasina bakmaz.
Bana duyduklari sevgiden, kalemime duyduklari inanctan ovguler dizen diger dostlarimdan farklidir O.
"Bu yazi sana yakismamis, cok siradan " dediginde dusunup  hakli olduguna karar verdigim birkac yazim oldu ve degistirdim ya da sildim.
Yazimin basliginda derim ya hani "Ben insani iste bundan severim diye.
O'nu, bana: "Kalitesin be arkadaşım gün geçtikçe demlenirsin tadına doyum olmayacak bu gidişle.
Büyük medya organlarının köşelerini tutmuş soytarılara ders olsun yaklaşımların. Maaşları yüzbinlik dolarlarla ölçülen patron -iktidar uşaklarının boynuna asmak lazım bu yazını."  dedigi icin sevmem...

Ben O'nu trajik bir sekilde yitirdigi esinin olumunden sonra cocuklarina sahip cikip, yasamini onlara endeksli kurdugu icin severim.
Babaligini hakkiyla yerine getirdigi icin sever ve sayarim.
Agirbasliligidir en cok etkileyen beni...
 En muzur ruh hallerimi, zekice espirileriyle, korkusuzca savusturmalarina hayranim...
Bir bilgiyi benimle paylasmak icin; "Bak bu yaziyi bir oku"  dedigi anlardaki, dogru zamanlamasina hayranim...
Hangi konu uzerinde calisiyorsam tam da bu konuya dairdir cunki paylasimi, garip bir empatiyle yapar bunu, aciklamasini bilmedigim...
 O'na dair soyleneceklere kisirdir sozcuklerim...
Bilirim ki susmak,  tum guzel anlamlari yukler dostlugumuzun tanimi icin gereken ifadeye...
Bu kadarini olsun yazmak istedim senin icin gicik, mikrop ve degerlim benim... :))
Hep kal olur mu? 
Sensiz eksik kalirim ki kimse dolduramaz bu eksik yanimi bil istedim...
"Baslama yine"
Sustum tamam... :))
Ne cok duyarim bu; "Baslama yine" diyen  korku dolu iki sozcugu bir bilsen dost...
Oysa hep baslasak, hep yasasak, hic korkmadan nasil kolay ve guzel olurdu hayat...
Ogrenirsiniz bir gun, ogrenmek tek kaderimizdir.
Ustadim, ogretmenim.
Zenginligimi olusturan hazinemin en degerli parcalarindan birisin...
Konusurken susturabilirsin ama yazarken beceremiyorsun bak...
Hak ettigine olan inancimdir yazdiran bana bu satirlari.
Gidiyorum sozcuklerime,  diger ifadelerimi bulmaya...
Bu yazi bitti...Bitmeden...
Hani cogu zaman istediklerimizi degil de yapmak zorunda olduklarimizi yapariz ya;  iste bu da o anlardan biri oldu ki cokca aliskin oldugumuz, tercihimiz olmasa da...
Sustu parmaklarim...
Sevginle, varliginla, degerlerinle  dolu...

Anjel Dikme
Paris
24-05-2011
01:00:38

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Gidenleri yolculamak midir cesaret isteyen yoksa gelenleri sevme cesareti gostermek midir yeniden?
Yuregimiz kavrulurken, siginma istegi midir serin esintilerle dolu sevilme istegimizi besleyen sozcuk ve bedenlere?
         Anjel Dikme

20 Mayıs 2011 Cuma

Sevgili Ruken Ozbek'e kitabim icin yazdigi bu yorumdan oturu tesekkur ederim.



Sevgili Anjel,
Seninle, kitabın elime ulaştığında hissettiklerimi paylaşmak istiyorum öncelikle. Sevgili Arkadaşım Mustafa ile kitap teslimatını gerçekleştirmek üzere görüştük Bunu tüm içtenliğimle söylüyorum ki, seninle ve kitabı bana gönd...eren İlhami Abi'yle tokalaşmanın sıcaklığını hissettim adeta ve inanılmaz mutlu oldum. Bunu o an Mustafa ile ve teşekkür için İlhami Abi’yi aradığımızda onunla da paylaştım. 

Kitap kapağındaki resmin daha önceden gördüğüm bir resmindi; ama dokunarak bakmak ve ayrıntıları görmek bambaşka bir şey. Mesela bilgisayar ekranında boynundaki haçı görmemiştim. Yani karşımda boynunda minik haçıyla bir çocuk otursa vereceğim ilk tepki şu olurdu (kendimi biliyorum): "Oyy Allahhh!!! Kurban olurum ben o haçın sahibineee!!" tepkim kesinlikle bu olurdu … Ve ben, her defasında o resme baktığımda o küçük kız çocuğunun gözlerindeki hüzne kilitleniyorum ve içim burkuluyor Kim bilir senin gibi kaç çocuk içinde o miras hüznü barındırdı ve kim bilir kaç çocuğun yüreğinde sendeki gibi yaralar açıldı? 

Şimdi geleyim kitabının bana hissettirdiklerine... Geleyim de, hissettiklerime sözcükler giydirme konusunda senin gibi usta değilim ki!  Hissettiklerim aktarabildiklerimin çok ötesinde; emin ol...
Kitabını oluşturan parçaların bir kısmını, blog sayfanda ve Facebook'ta okumuştum, ama hepsini bir arada ve dokunarak okumak apayrı bir zevkti. 
Temo Dede'min hikayesi çok hüzünlü çok yürek burkucuydu ve onun şahsında öğrendiğimiz bu hikayeyi ne çok insan yaşamıştır değil mi? Ya da Işık Kadın'ın (Lusna Hatun) hikayesini… Kitabını okuduğumda Tuncay gibilerini yetiştiren, destekleyen zihniyetten bir kez daha nefret ettim. 1971'de var oldukları gibi, hala çokça varlar. Ben onları hiç anlayabilmiş değilim. Aslında ne zor değil mi sevgisiz ve saygısızca kendileri dışındakilere tahammül etmeyi beceremeden yaşamak? Akıcı üslubunla birlikte, radyo yayınlarında dinlediğim o hüzün sarmalanmış sesin, her sözcüğünde sessiz çığlıklar gibi yazdıklarına da yansımıştı.
Mensubu olduğun halka karşı sorumluluğunu yazarak yerine getiriyorsun Anjel... Senin yaşadıkların ve dilllendirdiklerin aracılığıyla sade bir Ermeni bireyin duygu dünyasını tanımış oluyor okurların. 
Aslında benim zaten toplumunuza karşı hiçbir zaman olumsuz yargılarım olmadı. Babamın ortaokul son sınıftayken memleketinden kaçıp  büyük şehre -İstanbul'a- geldiğinde evlerinde çalıştığı Ermeni aileyle ilgili güzel anılarından ve tehcir zamanı babamın ailesine emanet edilmiş ve maalesef aileleri geri dönmediklerinden, ailemizin çocukları olarak büyümüş Ermeni çocuklarının buruk hikayesindendiraşinalığım toplumunuza...İlk Ermeni arkadaşım sensin. Büyük mutluluk duyuyorum seni tanıdığım için. Dilerim günün birinde Feride Abla ve Birsen Abla ile olduğu gibi biz de gibi ete kemiğe büründüreceğimiz bir arkadaşlığa sahip oluruz.
Yazın yolculuğunda seni destekleyen, İlhami Abi'ye, Şeyhmus Diken Bey'e ve seni bu konuda tetikleyip bizimle buluşmanı sağlayan tüm dostlarına gönülden teşekkürler.

"İNSAN OLMANIN ERDEMLİ DURUŞUNU ÖĞRENMİŞ" güzel yüreğinden öperim. Sağlık, mutluluk ve başarı hep seninle olsun..

Ruken Özbek
vendredi 20 mai 2011

11 Mayıs 2011 Çarşamba

SAYIKLAMALARIM

Yaslandikca her sey nasil da guzellesir...


Siradanligin basit ama derin keyiflerinde 


yolculuklara cikmalardan olsa gerek 


bu naif ruh halleri...


                                                Anjel Dikme

Sayiklamalarim

Cevaplari merak etmeden sadece

sormalardaysaniz, bilgelesme yolundasiniz 


demektir... 


Yanilgilar toplamindan baska nedir ki hayat?
        
                                                   Anjel Dikme