İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

11 Aralık 2012 Salı

SON AGAMIZIN ADI: DEVLET AGA



"Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır.
Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür.
Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil; insanlar arsında devletin kendini yeniden üretemediği yeni ilişkiler, özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir "hayat tarzı" kurularak yıkılabilir. Asıl olan "iktidarı almak" değil, gündelik hayat devrimleridir.
Zira, yaşanacak bir hayatımız vardır. " ABDULGAFFAR EL-HAYATI


Yazımın başlığına bakıp da sakın "Devlet" denen aygıta kızacagımı düşünmeyin.
Neden kızayım ki "Devlet" koruyucusu olanlara?
Onların, kendilerince geçerli nedenleri var biliriz hepimiz.
Peki bizlere ne demeli?
Bu, suni yaratılmış aygıta bilmeden hizmet edenlere ne demeli?

"Devletin kendisini her gün yeniden üretmesine" izin veren bizlere, sana, bana, onadır sorum…

Son zamanlarda yaşadığım 3 örnekle anlatmayı deneyeceğim derdimi.
Adlarını saklı tutarak, sadece başharflerini vermekle yetineceğim. Onlar bilecekler kendilerini.

İlki; çok eski bir bayan dinleyicim(di).
S.G. 
Face de sayfamdaki katılımcılardan birinin paylaşımından hoşlanmamış ve yorumlar yazmış beni mahkum eden… Çok sonra haberim olduğunda cevap verme gereği duymadım çünki samimi bulmadım yorumlarını. Bana direkt olarak hiçbir eleştiri getirme cesareti gösteremeyip, bire bir tanımadığım birinin paylaşımının  altına yorumlar yazarak, beni listesinden sildiğini duyurmasını fazlasıyla korkakça buldum. Beni, radyo programlarımdan neredeyse 13 yıldır dinleyen, özel haberleşmelerimizde ortak birçok acımızı dile getirdiğimiz bu insanın, bana tek soru sormadan gidebildiği noktadır "Devletin kendini yeniden ürettiği" an…

İkincisi; okuyucularımdan biri R.Ş. Hakkettiğimi düşünmüş olmalı ki bana; anacığının ve ablasının o güzel elleriyle işledikleri oyalarla işlenmiş yazmalar yollayandı.
Ölüm oruçları sürerken, ne zaman ki evladı ölüm oruçlarında olan bir babanın feryadını paylaştım sayfamda, ne zamanki kendisinin inandığı, savunduğu görüşlerle ters düşen görüşleri aldım sayfama
O da beni listesinden sildiğini bildirdi…

Üçüncüsü; yine 13 yıllık dinleyicilerimden Dr.A.R. Bire bir görüşme imkanını bulduğum ve tanımaktan son derece mutlu olduğum bir şahsiyet. Herşeyden önce "İnsan" olabilmeyi başarmış bir birey olduğunu düşündüğüm bu insanın bana olan küskünlüğünü cuma günü yaptığım son radyo programımda yolladığı iletiyle öğrendim. Beni, ses çıkarmadan dinlermiş yıllardır ve bu programda ilk kitabımın adının "Kimlik İstemem" olduğunu öğrenınce bana yazmadan edememiş. "Kitabına bu adı veriyorsa benim tanıdığım Anjel bu"  demiş olmalı…O  da kırgınmış bana yıllardır.
Nedeni; yıllar önce yaptığım 24 Nisan özel programımda söylediklerimmiş.

Şaşırmadım dersem  yalan olur ama en yoğun hissettiğim duygu büyük bir hayal kırıklığı idi.
O programımı hatırlıyorum…  Sadece yaşanmış acılardı anlatılan… Ne bir öfke, ne de bir suçlama yoktu dilimde…İstediğim tek şey duygularda buluşabilmekti…Acılarımızda ve duygularımızdaydı aynılığımız... Tüm  dünyadan dinleyicilerim; ağlayarak ortak olmuşlardı insanlığın bu ortak acısı ve yüzkaralığına…
Ne olmuştu da bu aydın, okumuş bireyler sağır ve kör olmuşlardı gerçeklerin ifade edilmesine?

Ne mi olmuştu?
Onlar bilmeden, Son  Ağamız dediğim Devlet denen aygıtı yeniden beslemişlerdi tutumları ile.

Bu canların ikisi Türk asıllı biri Kürt…
Emin olun Ermenisi, Fransızı için de değişen bir şey yok!

Hepimiz ablukaya alınmış yeni köleleriyiz SON AĞA(LARI)MIZIN!
Ben Ağalarımıza kızmayı bıraktım bu günden kelli…
Madem ki bizler bunca sağırız, bunca empati yoksunuyuz birbirimize karşı, hak ederiz bize yaşatılan her acıyı, her muameleyi… 
İnce Memed gibi;  öldürerek ağaların, ağalığın  biteceğini düşünme naifliğinde değilim, ki hiç olmadım…

Devam edin "Kör kuyularınızda merdivensiz kalma" hallerinize…
Devam edin; Türk, Kürd, Ermeni, Fransız, X  olarak beslemeye, yeniden ve yeniden  Devlet Ağalarımızı üretmeye…

Yolunuz açık olsun… İnsanoğlunun felaketinde her birinizin payı olacak…
Kendine sol, komunist, Trockıst, Lenınıst dıyerek teorilerde didişip duranlar!
Kendini bir halka mensup sayıp, diğer halklara çöp muamelesi yapanlar!
İnandığı dinin en doğrusu olduğunu düşünüp, diğer inançlara yaşama hakkı tanımayanlar!
Devam edin, Son Ağalarımızı beslemeye söylev ve tutumlarınızla!
Devam edin, gerçekleri konuşmayı reddetmeye!
Sakın ola yüzleşmeyin gerçeklerle olur mu?
Saklanın; egolarınızı besleyen yalanlardan örülmüş duvarların arkasına olur mu?
Aman ha! zarar gelmesin bu ıskambil kağıdından şatolarınıza!
Nasıl olsa yaşanacak "Sadece bir ömrünüz var!"
Devam edin! Edin ama sakın ola şikayet etmeyin!
Çünkü buna hiç hakkınız yok!
"Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır.
Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür."
Devlet Ağamızı; beslemeye, güçlendirmeye ve bizleri sömürmesine, öldürmesine ortak olduğunuz gerçeğine uyandığınız gün sizlerle yeniden buluşurum…
Dilerim; insanoğlu için  çok geç kalmış bir uyanış olmaz bu...


Anjel Dikme
Paris
11-12-2012
03-02











4 Kasım 2012 Pazar

"Dunyanin tum sesleri birleşin" demeye devam edin cocuklar!


Alintilar yaparak cevaplayacagim; buram buram paranoya kokan makalenin yazarinin sahsinda, kendisi gibi dusunenlere cevabimdir yukardaki basligim.

Boylesi basarili(!) bir carpitmayi, dezenformasyonu nasil beceriyorsunuz, en cok bunu merak ediyorum biliyor musunuz?
Kuruldugu 2008 yilindan beri bu genclerle birlikteyim.
Yaptiklari her yayini dinliyorum. (Ben de Namag programini hazirlayip, sunuyorum. Bunu yazma geregi duydum cunku hani belden asagi vurmalari cok seversiniz ya! Benden duyun, "Bakin soylemiyor program yaptigini" deme zahmetine dusmeyin diye;)
Nor Radyonun web sayfasinda, ilkelerimiz basligi altinda su yazar: "Nor Radyo tüm halkların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve kültürlerini paylaşabilecekleri bir internet radyosu projesidir.
Nor Radyo, çok kültürlülüğün ve bir arada yaşamın sesidir. Bu bağlamda milliyetçiliğe, her türlü, ırksal, etnik, cinsel ayrımcılığa karşı barış, özgürlük, eşitlik ve kardeşlikten yana tavır alır.
Bu ortak paydaları paylaşan ve kültürel zenginliğini paylaşmak isteyen tüm dostlar bu özgür platforma davetlidir."

Budur tam da sizi korkutan degil mi?
Nerede; "Baris, ozgurluk, esitlik, kardeslik" sozcuklerini  gorseniz sitmalar tutar sizleri degil mi?..
Hele hele; "Cok kulturlulukten, bir arada yasamin sesi." olmaktan soz eden, haddini bilmez (!) genclerin varligi zavalli ruhlarinizin paranoyalarini nasil da provoke eder degil mi?
Demissiniz ki:
"Yalandan, kandan, kinden ve bedavadan ge­çinme arzusundaki bu bir kısım Ermeni ve Er­menici grubun 1915 olaylarının 100. yıldönümü hedefleri için yürüttüğü faaliyetler teorik düzlemde tamamlanmış gibi gözüküyor."

Bu cumlelerinizde cevap verecegim iki sozcuk vardir: "Bedavadan gecinme."
Bedavadan gecinme oyle mi?
Hadi gelin bir yolculuk yapalim birlikte.
Osmanli neden fetihlere(!) cikardi? (Sizce; Osmanli yapinca fetihtir(!) istila degildir ya hani )
Hazine bosalinca!
Git komsu memleketlere, al kadinlarini kizlarini, al mallarini, biriktirdiklerini ganimet olarak ve dön ulkene(!) yaşa bedavadan.
Ganimetcilikle geçinen kimdir tum Dunya biliyor.
(Hos sizler de biliyorsunuz ya neyse.)
Osmanli'da en cok calisan, ureten halklardan biri Ermeni toplumunun bireyleriydi. Gidin Anadolu'ya dinleyin Kurd yaslilarini, anlatsinlar size asirlarca ekip, bicenin kim oldugunu…
 Ayakkabicisindan, terzisine, tas isciliginden, ipek isciligine, discisinden, fotografcisina, porseleninden, gumus-altin isciligine, tiyatrosundan, muzigine, mimarisine kadar her biri baslibasina sanat olan bu dallarda calisip uretenler Ermeni halkiydi. Insanlik tarihi boyunca ureten, insa eden bu Zenaatkar-Sanatkar halka " Bedavaci" deme densizliginizin altinda yatan korkunuz nasil da cirkince siritiyor bir bilseniz.
Bu halkin o topraklarda binlerce yildir uretip, insa ettiklerini inkar mi ediyorsunuz? 
Peki, kabulumdur ama  bir sartla:
Nasil ki; yeryuzunun ilk kiliseleri olarak insanligin tarihi, kulturel ortak mirasi sayilan binbir Ermeni Kiliselerini yiktiniz. Nasil ki; "Gavurdan kalma degirmenler haramdir, kullanilmaz." Deyip; geride biraktiklari, ekmeginizi oguteceginiz degirmenleri bile yiktiniz. 
O halde:
Yikin Mimar Simon ve dort kusak Balyan Ailesinin yaptigi mimarlik harikasi eserleri!
Kopruleri, camileri, saraylari, kasirlari. Yikin hepsini!
Kutahya seramikleri, Kayseri halisi diye ovundugunuz; seramikleri yapmayi, halilari dokumayi birakin!
Madem ki; Dolmabahce Sarayi'nin kapisina, "Ermeni Balyan Ailesi" tabelasi asmak yerine, "Italyan Ballini" yazisini asacak kadar nankorsunuz…
Yikin o halde bu halkin binbir emekle yarattigi, ovundugunuz, yuzunuzu agartan tum sanat eserlerini… Yikin!!!
Daha fazlasini yazmiyorum.
Sadece mimari eserleri yikin, bakalim geriye ne kaliyor ovunebileceginiz mimari adina.
Gorsun; yuzyildir igrenc yalanlarinizla manipule ettiginiz memleketim insani gercegi.
Gorsun; bilsin ki namaz kilip, dua ettigi her bir cami Ermeni mimarlarin eseridir.
Korkunuz budur degil mi?
Musluman Turk halki bilirse gercekleri, dusman degil hayran olacak, saygi ve minnet duyacaktir bu halka degil mi?
Akliniz cikar, sizin bildiginiz tum gercekleri sivil halkin ogrenmesinden degil mi?
"Korkunun ecele faydasi yok." Diye ne guzel soylemis atalarimiz.
Gunesi balcikla sivama cabalariniz bosunadir.
"Bedavaci" diyerek iftira attiginiz bu halk bir de "Bedavaci" olmazsa neler yapardi? Diye sormadan edemiyorum dogrusu.
Aziz Nesine sormuslar: 
"Neden insanlar hep kendilerine iyilik yapanlara ihanet ederler?
En buyuk kotulugu neden bu insanlardan goruruz?" 
Cok guzeldir cevabi.
"Cunku der; insanoglu alacaklilarini sevmez. Birine iyilik yaptiginizda, bir şey verdiğinizde O'nu borclandirirsiniz.
Borclu hisseder kendini size karsi. Bu nedenle insanlar alacaklilarini sevmezler."

Oysa bir bilseniz iyilik yapan insan; ne karsilik ne de tesekkur bekler. 
Ama nankorluk de olmasin be kardesim…
Nankorlugun bu kadari da olmuyor be kardesim…
1915'de el degistiren, gaspedilen mallarin sozunu  bile etmeyecegim.
Varlik vergisi felaketiyle, 6-7 Eylul trajedisiyle el degistiren Yahudi'nin, Rum'un, Ermeni'nin mallarinin ustune konanlara denir "Bedavaci."
Haylarin*; asirlarin emegiyle biriktirmis oldugu tum zenginliklerinin ustune konarak bugunku zenginliklerine sahip olanlarin, tum bunlari kaybetme korkusuyla, bir halkin yasadigi korkunc  soykirimi inkar edenlere denir "Yalanci ve Bedavaci."
"Soykirim olmustur diyenin yuzune tukururum." Diyenlerin asirlik Ermeni Kiliselerinin sahibi(!) oldugu ortaya cikinca, kimlerin "Bedavaci" ve neden inkarci olduklari cirilciplak bir gerceklik olarak halkimizin gozu onundedir gayri.


Demissiniz ki:
"Arazi çalışmaları ise paravan dernekler ve gençlik platformlarınca başlatılmış durumda. Ermenici cep­henin, gayrimüslim azınlıklar ve PKK/BDP çevreleriyle bir süredir sürdürdüğü gizli ilişkilerini artık açıktan yürüttükleri gözlemlenirken, bir taraftan da çeşitli etnik kimliklere sahip Müslüman halklar ara­sına da sızılmaya çalışıldığı ortaya çıktı."

Vay! vay! ve vay!
"Ortaya cikti." oyle mi?
Niye? Gizli miydi ki ortaya cikti?
Benim bildigim ve kuruldugu gunden beri bu radyoyu dinleyen tum insanlarin da bildigi gibi; cok sesli, cok dilli, birlestirici bir dusunce yapisiyla yayin yapan bu radyoda Cerkezceyi bir Cerkez'in, Ermeniceyi bir Ermeni'nin, Lazcayi bir Laz'in, Kurtceyi bir Kurd'un, Rumcayi bir Rum'un, Zazacayi bir Zaza'nin, Hemsinceyi bir Hemsin'linin konusmasindan daha dogal, daha guzel ne olabilir?

Yok ettiginizi sanirken,  Anadolumun zenginligi olan tum bu dillerin baris ortaminda bir araya geliyor olmalari yine korkuttu sizi degil mi?
"PKK/BDP" diyerek yine her zamanki cirkin, ucuz, bildik oyununuzu sahneye koymaya bu sefer de siz mi elci secildiniz?

Yillar once Istanbul'da bir Iktisat Haftasi'na dinleyici olarak katilmistim.
Orada anlatilanlari asla hicbir basin ve yayin organinda okumadim, dinlemedim.
Bunlari halk bilmemeliydi anlasilan. "Vatan'in guvenligi ve bolunmez butunlugu icin."(!) tabii ki.
Eski bir buyukelcinin su sozlerini hic unutmadim.
"Cumhuriyet tarihi boyunca bu bir devlet politikasidir. Bir ic dusman ve bir dis dusman yaratilir."
Ne guzel degil mi?
Sivil halk her dem diken ustunde olmali ki devletin asli gorevlerinden olan; saglik, egitim gibi hizmetler icin talepte bulunma refleksini gosteremesin.
"Vatan, millet, Sakarya" masaliyla uyusup, uyusun ki siz sistemin egemenleri dilediginizce at kosturun. Halk ekmege hasretken, yirmili yaslardaki cocuklariniz, sirketlere, filolara sahip olsun.

Once; Ermenilerdi dusman.
Kufurdur hala dilinde bu sozcuk Anadolumun. Becerdiniz. Bravo!
Sonra; Ermeni kalmayinca, yillarca Yunanistan ve Rumlari dusman ilan ettiniz.
Onlar da kalmayinca sirada "Din kardesiniz" Kurtler vardi.
O da yetmedi; kendisini "Musluman Turk" diye tanimlayan kesimleri "Laik" ve "Dinci" diye bolup, birbirlerinden nefret eden, supheyle, korkuyla bakan bir toplum yarattiniz.
Basardiniz. Bravo!
Ama bunca basari(!) size yetmedi, yetmiyor degil mi ?
Simdi de bir avuc; buram buram insan kokan, her din ve her irktan, kendi dillerini yasatmaya calisirken, barisi cagiran bu piril piril, ulkemizin guzel bir gelecege sahip olmasi  icin mesai harcayan cocuklarimiza mi diktiniz gozunuzu?
1,5 milyon yetmedi, Hrant Dink yetmedi, Sevag Balikci yetmedi, Dersimler, Maraslar, Sivaslar ve kisa kesmek icin yazmadigim onlarca kan kokan sayfalariniz yetmedi oyle mi?
…………………..

Demissiniz ki:

"Aleviler ise her zaman olduğu gibi yine Ermeni siyasetince kullanılma­ya çalışılan Müslüman çevrelerden. "
Bunun cevabini ben vermeyecegim.
Alevi toplumunun aydinlarina, sozculerine devrediyorum cevap hakkimi.

Yazinizda dile getirdiginiz dusuncelerinize soylenecek oyle cok sey var ki…………
Ama son cumlelerimle susuyorum bugunluk…
Birbirlerinin irki, dini, dili, inanci ne olursa olsun aldirmayip, kendisinin ve arkadaslarinin tum bu ust  kimlikleriyle barisik, insanogluna yakisan bir duyarlilikla biraraya gelmis, guzel islerin yontucusu nor radyo genclerinden uzak durun!
Onlari yedirmez artik size Anadolum…

Anjel Dikme
13-10-2012
04-37



"YAZIK Kİ ‘ALEVİCE' DİYE BİR DİL YOK"

"İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden bir grup öğrenci ve İstanbul'dan bir grup Ermeni gencinin oluşturdu­ğu platformun, internet üzerinden sekiz dilde yayın yapan bir de radyosu bulunuyor. Nor Radyo geçti­ğimiz günlerde yeni yayın dönemini açtı. Radyo'da müziğin yanı sıra ekolojiden siyasete, kültür-sanat­tan cinsiyetçiliğe, medya tartışmalarına uzanan geniş bir yelpazede yayınlar yapılacağı duyuruldu. Radyonun yayın yaptığı diller Ermenice, Türkçe, Kürtçe, Hemşince, Lazca, Adigece, Çeçence ve Zaza­ca. Radyo'da bu dönem Kürtçe program sayısının artacağı ve ‘politik baskı gören ve bu baskılara ce­vap veren tüm Kurdî unsurların konu edileceği' bildirildi. Açıklamada, Alevilerle ilgili konulara da her zamanki gibi yer ayrılacağı kaydedildi."



Ermenicilerde 2015 hazırlığı

1915’in 100. yıldönümü için hazırlık yapan Ermenici çevrelerin iletişim kanalları üzerinden Kafkas­lar’daki etnik grupları etkilemeye çalıştığı, edebiyat, spor ve müzik gibi alanlara el attığı öğrenildi.

Yazı Boyutu:  12 14 16


resim265661_2.jpg

Ermeni destekçisi sözde aydın-yazar-çizer ta­kımından cesaret alan, bir kısım ermeni genci mikro düzeydeki faaliyetlerini artırmaya baş­ladılar. Hesaplar 1915'in 100. yıldönümü üze­rine kurulmuş durumda.

Önümüzdeki günlerde daha da hızlandırılma­sı beklenen faaliyetlerle, sözde soykırımın ön­celikle toplumun gündemine sokulması, son­ra kabul ettirilerek inkar edilemez bir (sahte) gerçekliğe büründürülmesi, mümkünse ka­nunlaştırılması ve zihinlere yerleştirilmesi planlanıyor. Bundan sonraki aşamada ise ül­kemiz aleyhine davalar açılması, dikte ettiril­miş bir yalan uğruna, Türkiye'nin, bir başka milleti (Ermenileri) sonsuza kadar ödeyeceği tazminatlarla adeta beslemesi öngörülüyor. Yalandan, kandan, kinden ve bedavadan ge­çinme arzusundaki bu bir kısım Ermeni ve Er­menici grubun 1915 olaylarının 100. yıldönümü hedefleri için yürüttüğü faaliyetler teorik düzlemde tamamlanmış gibi gözüküyor.

TEORİDEN PRATİĞE GEÇTİLER

Arazi çalışmaları ise paravan dernekler ve gençlik platformlarınca başlatılmış durumda. Ermenici cep­henin, gayrimüslim azınlıklar ve PKK/BDP çevreleriyle bir süredir sürdürdüğü gizli ilişkilerini artık açıktan yürüttükleri gözlemlenirken, bir taraftan da çeşitli etnik kimliklere sahip Müslüman halklar ara­sına da sızılmaya çalışıldığı ortaya çıktı.

GÜRCÜLER YÜZ VERMEDİ

Öncelikle, İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimden faydalanarak Musevi vatandaşlarla ilişkilerini gelişti­ren Ermenici çevre, daha sonra Gürcü vatandaşları yanlarına çekme faaliyetine giriştiler. Dini bağları da bulunmasına rağmen Gürcü vatandaşlardan yüz bulamayan Ermenicilerin şimdilerde ise Müslüman­ların içindeki bazı etnik unsurlara kanca atmaya başladıkları görülüyor. Bu etnik unsurların başında ise Kürtler ve Çerkezler geliyor. Aleviler ise her zaman olduğu gibi yine Ermeni siyasetince kullanılma­ya çalışılan Müslüman çevrelerden. 

KAFKAS DERNEKLERİNE SIZMAYA ÇALIŞMIŞLAR

Daha önce Kafkas Dernekleri Federasyonuna bağlı faaliyet gösteren, Kafkas Derneği'ne sızma girişimle­ri olduğu, bundan rahatsız olan dernek yönetiminin, derneğin adını bu sebeple Çerkez Derneği'ne dö­nüştürdüğü öğrenildi. Kafkas dernekleri içindeki lobi faaliyetlerinden de bir sonuç elde edemeyen Er­menici cephenin, edebiyat, sanat, spor ve müzik gibi iletişim yollarını kullanarak Çerkez gençleri başta olmak üzere Kafkasya kökenli gençlere yöneldiği ortaya çıktı. 

ERMENİCİ BAAS'ÇILAR UYANIYOR

Bu faaliyetler için oluşturulan Nor Zartonk (Yeni Uyanış) adındaki platform, amaçlarını “Türkiye Erme­ni Toplumu'ndan yola çıkarak, Türkiye halklarının entelektüel gelişimlerini sağlamaları yönünde çalış­malar yapar” şeklinde açıklasa da, Türkiye ve Kafkas halklarının Ermenicilerden öğrenmesi gerekenle­ri, kanlı bir şekilde, sırtından hançerlenerek öğrendiği hatırlatılıyor. Platformun adı, ‘yeniden doğuş' anlamına gelen BAAS'ı çağrıştırıyor.

YAZIK Kİ ‘ALEVİCE' DİYE BİR DİL YOK

İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden bir grup öğrenci ve İstanbul'dan bir grup Ermeni gencinin oluşturdu­ğu platformun, internet üzerinden sekiz dilde yayın yapan bir de radyosu bulunuyor. Nor Radyo geçti­ğimiz günlerde yeni yayın dönemini açtı. Radyo'da müziğin yanı sıra ekolojiden siyasete, kültür-sanat­tan cinsiyetçiliğe, medya tartışmalarına uzanan geniş bir yelpazede yayınlar yapılacağı duyuruldu. Radyonun yayın yaptığı diller Ermenice, Türkçe, Kürtçe, Hemşince, Lazca, Adigece, Çeçence ve Zaza­ca. Radyo'da bu dönem Kürtçe program sayısının artacağı ve ‘politik baskı gören ve bu baskılara ce­vap veren tüm Kurdî unsurların konu edileceği' bildirildi. Açıklamada, Alevilerle ilgili konulara da her zamanki gibi yer ayrılacağı kaydedildi.

Osman Yiğit / Yeni Akit













  1. Ermenicilerde 2015 hazırlığı - En Doğru ve Güncel Haber
    www.habervaktim.com/haber/ermenicile... - Traduire cette pagePartager
    5 gün önce –
    Ermeni destekçisi sözde aydın-yazar-çizer takımından cesaret alan, bir kısım ermeni genci mikro düzeydeki faaliyetlerini artırmaya başladılar.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Kayip kita Mu


Bu gece Türk kardeşlerimin argümanlarını izledim ve okudum.
Türklerin kayip kita  Mu'dan geldiklerini one suruyorlar. 
Asla hayir demek gibi bir niyetim yok.
Saygiyla izledim her anlatilani, öncelikle bilinsin isterim…
Bu görüşler; béni daha fazla düşüncelere ve sorulara gebe birakti gece gece.
Gelişmis bir medeniyetin batan adayla yok olduğu, burada yaşayan insanlarin Asya'ya, Meksika'ya göç ettiklerini savunuyorlar.
Hepsini doğru kabul ediyorum. 
Aksini iddia etmek gibi bir haddini bilmemezlik yapmayacağım, uzman kimliğim olmadığından.
Konunun bana düşündürdüklerini paylaşacağım siz okurlarımla.
Atlantisten daha önce battığı söylenen bir ada bu.
Adadan öte, bir kıta olduğu  da duyduklarım arasında.
Bu kıtadan ılk söz éden James Churchward '(Mu, le continent perdu,
J'ai Lu, coll. " L'aventure mystérieuse ", 1969 (1ère éd. 1926))*(1)
Hala dinlemeye devam ettiğim programa göre, 'Tarih bir
 silahtır.' 
Çin uygarlığının 'Türklerin inşa ettiği piramitleri ağaçlandırarak, doğal birer tepe görüntüsü vermeye çalışmasının nedeni, kendisinden önce bir başka uygarlığın izlerini kapama çabasıdır.'
'Tarih bir silahtır' sözünün içeriği budur, programcı ve konuğuna göre…(2)
Kafama soruların üşüşmesi için bu kadarı bile yetiyor.
Farzedelim ki bu gelişmiş halk mecbur kalıp yeryuzune yayıldı.
Benim anlayamadığım bu kadar gelişmiş medeni bir halk neden göçmek zorunda kaldığı topraklardaki öteki kavim halkları yok etmeye çalıştı?
Neden var ederek değil de, yok ederek sürdürmeyi seçti yeni yaşamını?
Anlatılanlardan; doğal afetler sonucu göçmek zorunda kaldıklarını anlıyoruz.
Yani bir savaş değil ülkelerini, medeniyetlerini kaybetmelerinin nedeni.
O halde neden saygı duyma yetilerini hiç ederek, yaklaşmışlardı tüm karşılarına çıkan halklara?
Sorarım bu soruları çünkü medeniyet bana göre; öteki denerek suni yaratılmış olana, empati edebilme becerisiyle ölçülür.
Daha onceki bir yazımda da vurgulamıştım, tekrar soruyorum: Tüm DÜNYA müslüman Türk olsa, yeryüzümüzün güncel yaşadığı sorunların tümü çözüm bulacak mı?
Bu mudur derdimiz?
Müslüman Türk olmak mıdır?
Hallolacak mı açlık?
Hallolacak mı emeğin sömürüsü?
Babanın kızına tecavüzü bitecek mi?
Emperyalizm dedikleri kabusa son verebilecek misiniz?
Doğayla iç içe yaşamayı seçen insan kardeşlerinize, sınır var, yasa var demeden hakları olan özgürlüğü sağlayabilecek misiniz?
Paranın, bir kağıt parçasının krallığına son verebilecek misiniz?
'Çok zor mu diyorsunuz?' 
O halde boşa konuşuyorsunuz…
Haylar da bilmem kaç bin yıllık tarihleri olduğunu söylüyor. 
Kürtler keza öyle…
Avrupa medeniyetinden(!) hiç söz etmiyeceğim.
Tüm halklar ne kadar eski tarihleri olduğunun ıspatı için yarışta adeta.
Eeee ne olmuş yani?
Hepiniz çoooook eski, köklü uygarlıklarsınız anladık.
Bugün ne yaparsınız ona bakalım derim ben…
Bügün kime hayrınız dokunur?
Savaştan, kandan, yasaktan, kötülükten başka bir  marifetiniz var mıdır?
Hali ortalık yerde durur insanoğlunun...
Bu mudur 'Köklü uygarlık' dediğiniz?
Bu mudur mirasınız?
Onca sahiplenmeye çalıştığınız atalarınızdan hiç mi utanmıyorsunuz?
Onlar adina benim yaptiklarinizdan ve sizlerden utanan...
Anjel Dikme
Paris
28-7-2012
01:20
*(1) http://www.oeildusphinx.com/lemump_03.html
(2) http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&v=8hVFOIoaEik&NR=1
(3)http://www.youtube.com/watch?v=GaZU9x-4KOU

1 Temmuz 2012 Pazar

Lilith'in kizlari uyanin gayri, yoksa ortacağ ateslerinde cadi diye yakilmamiz yakindir!


Günlerdir  izlerim, okurum söylediklerini, ettiklerini 'Bay Erkeklerin'.
Yok efendim; "Fasulyeyi haşlamadan pişiren" kadınların varlığının
 ne kadar vahim(!) olduğunu toplumumuzun geleceği icin. 
Yok efendim; "Kürtaj ve sezeryanla doğum cinayetmis."

En başından başlayalım durumu okumaya ne dersiniz?
Kürtaj nedir?
Hamile kalan bir kadinin çocuğunu aldırmasıdır.
Peki neden, nasil hamile kalir bir kadin?
Cinsel birleşmeyle değil mi?
Peki bu nasil olur?
Erkek ve kadin ikilisiyle.
Peki bir erkek istemezse bir kadin hamile kalabilir mi?
HAYIR!
Kocasının istemediği bir çocuğa sahip olabilmek için 
ne gibi yollara basvurduklarını çokca dinledim hemcinslerimden.
"Sarhoş olduğu bir gece hamile kaldim ve ikinci (üçüncü… vs.) 
 çocuğumu doğurdum."  diyen çokca kadın bilirim.
Bu ne démektir?
Şu demektir ki; cinsiyetini belirleyen erkek olduğu gibi, hamile birakabilen de erkektir.
O istemediği sürece hamilelik denen olay yaşanamaz.
Bu durumda ne yapmaliyiz?
Erkekleri eğitmeliyiz sayin basbakan.
Hamileliğin bütün sorumluluğunu  kadınlara yıkıp kurtulamazsiniz.
Amacınızı bilirim sizin.
Haklısınız kadınlardan korkmakta.
Lilith'in kızları korkutur sizi, asırlardır hemcinslerinizi korkuttukları gibi.
Havva'nın kızlarını seversiniz siz bilirim.
Kolaydır Havva Kızları ve onların yetıştirdiği, tek tip insanları idare etmek.
Kolaydir dişiliğinden utanan, bastırılmış kimlikleriyle "Saçı uzun aklı kısa " dediğiniz Havva Kızlarını gütmek.
Ama bitti artik o saltanatınız.
Bitti; sahte gündemler yaratarak oyaladığınız Anadolumun kadınlarınlarının körlüğü.
Bitti; ortaçağda verilen  "Cadıdır bu yakılmalıdır!" emirlerinin gücü.
Kadınları meşgul ederek istediğiniz kanunları geçiriverdiniz meclisten, görmedik mi sanırsınız?
HES'e karşı  direnen köylülere neler yaptığınızı, ölenleri bilmez miyiz sanırsınız? 
Öğrenciler eşit eğitim istediği, bir genç puşi taktığı, vicdani redciler silah tutmayi, öldürmeyi redettiği, işçiler ve  köylüler haklarını korumaya çalıştıkları için gösterdiğiniz öfkeyi, uyguladiğınız Tiran zulmünü izlemez miyiz sanırsınız?
Biz kadinlar, sakız çiğnerken yürüyemeyen 'Bay Erkek' hemcinslerinizden degiliz sayin basbakan.
On işi birden yaparız, on şeyi birden görür gözlerimiz.
Işte budur siz ve sizin gibileri korkutan bilirim ve bence korkmakta haklisiniz derim ama 'Korkunun ecele bir faydasi yoktur.' bunu  da iyi bilirsiniz.

Köylerde doğum sırasında hayatını kaybeden kadınların, sayfa sayfa haberlerini okuduğum günleri unutmuyorum.
Sezaryen yöntemiyle doğum uygulamasi başladığından beri duymaz olduk bu ölümleri.
Nedir istediğiniz?
Kadın sadece doğursun, sonra ölse de önemli değil öyle mi?
Size; sisteminizi ve iktidarınızı rahatça sürdürmenize hizmet edecek, doğurgan, "Fasülyeyi haşlayıp pişiren" Havva Kızları lazım öyle mi?
Çok yazik!

Lilith'in Kızlarının; gereken cevapları vermekte sergiledikleri reflekslerinin her biçiminin, kadınların inşa edeceği geleceğimize olan umudumu diri tutmama vesile olduğunu belirterek,  birkaş söz de kürtaja dair söylemek isterim.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek: "Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendisini öldürsün" demiş.

"Anası olacak kişi" diyerek nasıl da çirkin bir dil kullanilmis.
"Anası olacak kişiler"'in çoğu zaman babasının, ağabeyinin, ensest iliskilerin kurbanları, mağdurları olduklarini bilmezmiscesine, böylesine sığ, ilkel, duygusuz, insanliktan uzak bir değerlendirmeyle konusmanızı kınıyorum.
O; babalara, ağabeylere, amcalara edecek hiç mi sözünüz olmaz sizin?
Vicdan hiç mi uğramaz yureğinize?

"Yuregimi bir el boguyor…*
Toplumun; yaşama, insana ve kadına dair duruşunun ikiyüzlülüğü hiç bu kadar çırılçıplak kalmamıştı...
"Kadınlar başını örtsün, evde otursun, tahrik oluyoruz" diyenler icin bulduğum çözümü uygulamaya koyma vakti geldi diye düşünüyorum..
Nedir mi önerim?
Erkekler evde oturmalı, toplum içine çıkmaları yasaklanmalı!
Madem tahrik olan onlar, eve kapatılması gereken de onlardır diye düşünmüşümdür her zaman...
Kesinlikle, gecikmeden bu tedbir alınmalı, kadınları bırakıp, çocuklardan tahrik olmaya da başladılarsa bu gidişat ürperticidir...
Hastahaneden dışarı salınan bir ruh hastası kadar tehlikelidirler...
Kadının bir 'Delikten', erkeğin ise 'Yüz gıram etten' ibaret sanan bu insan müsvetteleri için sarfedeceğim sözcüklerim bile bana gücenecektir bilirim...
Bu nedenle susarım...
Kulaklarımda; o çocukların ruhlarının yakarışlarıyla susarım...
Toplumun iki yüzlülüğünün utancıyla susarım…"

Aslında hep yaşanan, hep olan  ama 'namus' denen, erkek hegemonyasının yarattığı ve kadının bacak arasına sıkıştırdığı bu sahte, iki yüzlü ve korkakça bulduğum kavramın kuşatılmışlığında yaşamaya alıştırılmış toplumun asla konuşmaya cesaret edemediği bu konular artık güneş ışığının aydınlığından yakasını kurtaramayacaktır...

Babası tarafından tacize uğradığını söylediği için babasının yakınları tarafından, sokakta görüldüğünde "Bizi rezil ettin "diyerek yüzüne tükürülen ve bu adaletsiz tavırdan sonra intiharı seçen genç kızın düşürüldüğü 'utanç ve suçluluk' duygularını, suça ve suçluya arka çıkan ikiyüzlü toplum bireylerinin anlama zamani da gelmistir gayri...

 Susan herkes, her birey susarak bu ikiyüzlü duruşa ortak olduğunu bilmelidir artık...

Masum ruhlar yaralandıkca huzura eremeyecegimizi de…"

Bugun tekrar ve tekrar yineliyorum düşüncemi; 'Bay Erkekler' sizler üzülmeyin, yorulmayın, kafanızı ise hiiiççç yormayın. Oturun evlerde, merak etmeyin camlara tahta panjurlar da yaparız tahrik olmanıza vesile olabilecek görüntülerden sizleri koruyup, günaha girmenize engel olmak için. 
Biz kadınlar çalışır, bakarız sizlere.
"Doğru pişirilmiş kuru fasulyelerinizi" de getiririz iş dönüşü.
Boylece "Siz sağ, biz selamet…"


Anjel Dikme
Paris
12-06-2012
23:46


*http://anjeldikme.blogspot.fr/2010/05/ikiyuzlu-namus-utansin-gayri_03.html








EY INSAN KARDESIM UYAN ARTIK ! INSAN HALKIM UYAN GAYRI!


27 Mart 2012 Salı

Nedir Ermeni? "Piç" midir yoksa "Hiç" mi?

Ben mi soyunurum bu soruyu cevaplamaya?
Ki Türkçe'de sevmediğim iki sözcükten biridir "Ermeni". 
Diğer sözcük de  "Anne"dir.
Çocukluğumun tıravmasıdır, bu reddedişin kaynağı…
Sokağa çıkmadan mamamın sıkı sıkı tembihlediği; "Sokakta sakın mama deme kızım." cümlesinden geriye kalandır bu tıravma…

Nefret ettiğim Ermeni sözcüğü,  küfürüdür  dilinde Anadolu insanımın…
"Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz" diye haykırdı tüm yürekleriyle insan(!)  kardeşlerim…
Yazmayı denerim pazar gününden beri…
Başladım yazıma. Giriş güzel, gelişme yazıldı ama sonuca varamadım bir türlü, eksikti bir seyler, bitiremiyordum bir türlü yazımı…Bitiremedim…

Sabahın sekiz buçuğuna kadar uyumadan okudum tüm görüşleri; yazılanları, karşı görüşleri...
Sonunda, bugün okuduğum bir yazıda  buldum cevabımı…
Cümle şuydu: "Aklıma hemen hocam Tayfun Atay'ın yıllar önce kaleme aldığı bir köşe yazısındaki şu  cümleleri geliverdi: "Piçlik hiçlikten evladır; ancak bir hiç olanlar piçlerle uğraşırlar." *

Bu cümleyi yeni okudum.
 Benim kişisel olarak 'piç' kavramını sorgulamam ise cok eskilerime dayanır.
Nedir piç dedikleri?  Diye sormalarım; yerli filmlerimizdeki çocuk kahramanların maruz kaldıkları hakaretleri, dışlanmışlıkları izlediğim çocukluk sinema günlerime kadar gider.

Şöyle düşünürdüm: Bir kadın onlarca erkekle bile çiftleşse, bir tek kişinin dölünü tutar.
O halde çocuğun babası tek bir kişidir. Başka türlü olması bilimsel olarak mümkün değildir.
Bu durumda "Piçlik" kavramı bir yanılsamadır. Yanılgımızdır.

Sözde; "Hocalı'da katledilen masum insanları anmak" için düzenlendiğine inanmamız istenilen, insanlık tarihinin utanç sayfalarına bir  ekleme daha yapmaktan başka bir şeye hizmet etmeyen 
o pazar günü yaşananlardan sonra bir kez daha sorguladım şu "Piçlik" denen  korkulası (!) durumu.

Düşündüm ve bir sonuca vardım.
Babam Malhas, anam Araksi.
İkisinin birleşmesinden yaratılmışım.
Sordum kendime: "Babamın kim olduğunu, adını  bilmemem mi daha zordu; yoksa "Hiç" olmam mı?
Biyolojik olarak; her yaratılmışın tek bir anası ve tek bir babası vardır.
O halde?
Babasının kim olduğunu bilmemek ; sadece toplumun bilimsellikten uzak bu değerlerinden ötürü, çocuk yüreklerde yaradır. Bizlerin oluşturduğu suni acılardır bunlar.

Yıllar önce; Paris'te oturduğum semtin belediyesinin düzenlediği bir belgesel gösteriminde şunu izlemiştim:
Çin'de bir kasabada; bir  kadın topluluğu sadece çocuklarıyla yaşıyorlardı.
Kasabanın erkeklerini gece evlerine alıyorlardı.
Hamile kaldıklarında çocukları sadece kadınlara aitti.
Erkeklerin hiçbir hakkı yoktu çocuklar üzerinde.
Erkekler; doğanın onlara vermiş olduğu üreme, neslin devamını sağlama rollerini yerine getirmeleri için vardı hayatlarında.
Bu kadın topluluğunun günlük yaşamında onlara yer yoktu.
Tüm ihtiyaçlarını çalışarak kendileri karşılıyorlardı.
Sanmayın ki artık olmayan, tükenmiş bir topluluktan söz ederim.
Günümüzde hala varlıklarını sürdüren küçük bir azınlık toplumunu oluşturuyor bu kadınlar.
(Bu arada; hayatım boyunca böylesine mutlu, neşeli kadınları hiç bir zaman, hiç bir yerde görmediğimi söylemeden geçemeyeceğim.)

Hadi gelin yine soralım; nedir?  "Piç"  
Kafan mı karıştı faşist kardeşim?
İyiye işarettir bu, endişelenme.
Belki düşünmek denen, insanı insan yapan en değerli özelliği kullanmaya başlarsın.
Senin anladığın anlamda piç olmanın,  bilimsel olarak mümkün olmadığı gerçeğini öğrenmen senin için kazanç olacaktır.
Yaratılmış hiç bir kulun "Piç" olması mümkün değilken; "Hiç" olması büyük ihtimaldir.
Şimdi sorarım sana "Vatan, millet, Sakarya" diye diye duyuları, algıları uyuşmuş kardeşim: 
"Piç" mi olmayı yeğlersin, yoksa "Hiç" mi?


Anjel Dikme
Paris
2-03-2012
05-03
*
http://www.hristiyangazete.com/2012/03/pic-yaftasi-hicligin-sefaletini-gosterir-yalcin-cakmak/