İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

5 Haziran 2013 Çarşamba

FİRARİ

Sayın Başkan beyim
Bu mektubum size,
Vaktiniz elverirse
Belki okursunuz diye.

Ordudan bir emir geldi
Çarşamba akşamdan önce
Deniyor belgelerde,
Savaşa gidecekmişim.

Sayın Başkan beyim,
Hiç niyetim yok buna,
Birkaç adam vurmaya 
Gelmedim ben bu dünyaya.

Şunu iyi biliniz,
Sizi kızdırmak değil derdim,
Kararımı çoktan verdim,
Firar edeceğim !

Doğduğumdan beri
Babam ağabeylerim,
Gidip, ölüp dönmediler,
Hep ağladı bebekleri.

Yalnız acı verdi anneme
Mezarına girene kadar
Şimdi yattığı yerden
Alay ettiği bombalar.

Hapisteyken bir yerlerde
Benden karımı çaldılar,
Orada ruhumu aldılar,
Bütün geçmişimle birlikte.

Ama yarın sabah erken,
Kapım kapanacak
Ölü yıllarımın üzerine,
Yollar, benimle tanışacak.

Hayatımı bir dilenci gibi
Fransa yollarında gezdireceğim
En kuzeyden, ta güneye
Ve herkese şunu diyeceğim:

"İtaat etmeyin,
Yapmayın söyleneni
Reddedin, reddedin
Savaşa gitmeyin. "

Eğer illa akacaksa kan,
Mutlaka gerekliyse bu,
Önce sizinkinden bir damla
Görelim sayın Başkan.

Ve eğer düşecekseniz peşime
Silahsız olduğumu 
Söyleyin erlerinize
Ve söyleyin
İsterlerse bassınlar tetiğe.

BORIS VIAN

GEZI PARKI GENCLERINEDIR BU MEKTUBUM!

Merhaba gencler ve "Her zaman genc kalanlar."
Bildigim ve bilmedigim tum dillerde merhaba…
Amacim; biraz sohbet etmektir sizlerle. 
Sozlerime; gerceklerin tum dunyayi ozgur kilacagina olan inancimi belirterek baslamak isterim.
Cunku; Yalan=Karanlik, Gercek=Aydinlik. 
Kafamdaki basit formul budur.
Benim cocuklugumda ve gencligimde sadece TRT kanali vardi.
Devletin radyosunu dinlemek ve televizyonunu izlemekten baska secenegimiz yoktu.
Siyah-beyaz televizyon zamanlari cocuktum ve koca koca adamlarin "Ermeni diye bir halk yoktur. Ermeni dili yoktur." yalanlarini dinleyerek buyudum.
Sonra; renkli televizyon  ve ozel kanallar donemi basladi.
Ilk ozel kanal haberleri geldiginde nasil da umutlanip, sevindigimi bilemezsiniz.
Sevinmistim cunku nihayet, birilerinin bizi yalan haberleri dinlemekten kurtaracagini sanmak yanlisligina dusmustum.
Oysa renkli goruntulerden baska degisen hicbirsey olmadi cocuklar.
Resmi yalanlari, artik renklenmis olarak izliyorduk hepsi buydu olan.
Gecmisimize dair yasananlar, etnik kimligimiz  ve inancimizdan dolayi bire bir bildigim ailemin ve mensubu olarak dogdugum halkin gercekleri inkar edilirken, dedelerimize yalanci denmesini susarak dinlemeye mahkum edilmis magdurlardik. 
Her inkarda her yalanda yeniden ve yeniden katlediliyorduk…
Hissettigimiz buydu… Tekrar ve tekrar oldurulmek, yok edilmek!
Ana dilini cocuklara ogrettigi icin koy meydaninda dili kesilen genc kadin ogretmenin hikayesini bilirdik. Bilirdik Ermeni dilinin oldugunu. Dil varsa halk da var démektir ama susmak; atalarinin yasadigi acilardan sonra, geride kalanlar icin bir korunma aracina donusmustu. 
Susmak ve yalanlari dinlemek, bu yalanlarla kandirilip bize karsi dusmanlastirilan Turkiye'li musluman halklarin hic de hak etmedigimiz hakaret ve kufurlerine maruz kalarak, onlarda devlet mekanizmasinin tum kurumlariyla calisarak olusturdugu nefreti izlemek, tahammul etmek zorundaydik.
Ermeni sozcugu en buyuk kufurdu artik "yuzde doksan dokuzu musulman" olan ulkemde.
Basarmislardi.
Sonraki yillarda Kurt Halki'na yasatilan acilar inkar edildi.
Insanin, dogarken sahip oldugu haklari gaspetme yetkisini kendilerinde gorenler, insanlara ana dillerini yasakladilar , yaslilarini koy meydanina toplayip insan diskisi yedirdiler, binlerce koy yakilip insanlari goce zorladilar asirlardir yasadiklari topraklardan. Tipki daha once Yunan ve Hay(Ermeni) halklarina yaptiklari gibi acimasizca, utanmazca, haksizca, vicdansizca... 
Yuzde doksan dokuzu musluman halklara Kurtler de dahildi ama oylesine ustaydilar ki otekilestirip, dusmanlastirip, bolerek yonetmekte. Kurt olmak da nefretle anilan sozcukler listesine eklendi.
Bunu da basardilar.
12 Eylul rejiminden once de olan ama bu donemde siddetini sistemli olarak artirarak uygulanan iskence tezgahlarindan binlerce insan sakat birakildi, olduruldu, mahvedildi.
Onbinlerce failli mechuller hala koca bir kara leke olarak duruyor devlet denen aygitin anlinin tam da ortasinda.
Bunu da inkar ettiler surekli olarak.
Diyarbakir cezaevinde, mamakta yasattiklari insanlik utancini hep inkar ettiler. 
Yasadiklarini anlatma cesaretini gosterenleri yeniden hapsettiler.

Roboski'de katledilenler icin yapilan dokumanter filmini izlediniz mi?
En buyugu 40'li yaslarindaydi. 
Aglayarak izledim. Bir kez daha utanarak insanligimdan…
Evlerine ekmek goturmek icin yollardaydilar.
Ekmek nedir bilir misiniz cocuklar?
Emegidir, alinteridir, yorgunlugudur, ozgurlugudur ve onurudur insanoglunun…
Halklarin tek derdi budur… Evine ekmek goturebilmek… Ozgurce!
Sonunda sira sizlere geldi guzel ve cesur cocuklarim benim.
Bilirim; istediginiz tek sey ozgurlugunuzdur. 
Nereden mi bilirim?
26 yasinda bir ogul anasiyim. Sizler gibi deli cesur...
Canimdan candir, vazgecilmez tek sevdamdir ozgur ucmalari ogrettigim…
Gercek sevgi, sevdigini ozgur birakir canlar… Hapsetmez, iskence etmez, ne yapacagini emirlerle dayatmaz, nasilsa oyle sever, degistirmeye istedigi kaliba sokmaya calismaz.
Ben gibi olacak, ben gibi yasayacak, ben gibi inanacak, ben ne istersem onu yapacaksin diye asla dayatmaz…
Saf sevgiyi tadan bilir ki sevmek demek; oldugu gibi, renkleriyle, farkliliklariyla, kalite ve defolariyla sevebilmektir… Gerisi yalandir, inanmayin…
Bu bir haftadir ne yazik ki sizler de devletin siddetini, yasayarak ogrendiniz.
Sizin kusak da  yanli basin denen, satilmis ruhlar kulubunun suskunluguyla, zalime alkis tutusunun sahitleri oldunuz.
Gorerek, bu acilari yasayarak ogrenmemeniz icin hayatimi verirdim inanin. Ne yazik ki yasam irmagi boyle akiyor yataginda. Biz sagirlastikca baska canlarin acilarina, bizleri de ayni acilardan gecirerek ogretiyor dersini…
Anlamayip, duymamak icin yureklerini bilinciz bir inatla sagir edenleri yeniden ve yeniden bu sinava tabii tutuyor.
Mektubumu bitirmeden soylemek istedigim son birkac sey var.
Bir ananin cocuklarina nasihati gibi okuyun bu satirlarimi lutfen.
Kimsenin sizlere ne yapacaginizi, nasil yasayacaginizi, neye inanacaginizi-inanmayacaginizi soylemesine, yasaminiza mudahale éden emirler vermesine izin vermeyin!
Kimsenin, hickimsenin askerleri, polisleri olmayin!
Askerlik, polislik émir kulu olmaktir, koleliktir.
 Kullanilmaktir. Egemenlerin cikarlari icin masumca olmek ve masumlari oldurmektir. 
Ne olur bunu cok iyi dusunun.
Asirlardir yikilmaz sanilan onca imparatorluk son bulmussa, o donemde mevcut sinirlari korumak ya da genisletmek icin olen gencler neden??? Ne icin??? olduler diye sorun kendinize.
Hep sorun… Sorgulamadan, arastirmadan ana-babanizin bile soylediklerinden suphe duyun.
Unutmayin ki onlar da bu sistemin icinde buyuyen cocuklardi bir zamanlar.
Kendi yasamlarinizin efendisi, belirleyeni sadece siz olun…
Gunumuzde karsi durmaniz gereken tek seyin, yikilmasi icin mucadele edilmesi gereken tek seyin kapitalizm ve fasizm oldugunu asla unutmayin ve bilin ki asirlardir butun halklara yasatilan bunca acinin tek nedeni egemenlerin doymak bilmeyen para ve iktidar hirslariydi.
Antropoloji bilimi "Irk diye birsey yoktur, yaratilan kulturler vardir." der.
Asirlarin birikimiyle yaratilan kulturleri ureten topluluklara saygi duymak yerine, o toplumlari yok edip  hazira konarak, irk kavraminin sahteliginde bolerler sizi dikkat edin.
Din tacirligi en marifetli olduklari daldir. Vatikan'in Dunya'nin en buyuk mafyasi oldugunu, cami ve kiliselerin ticarethaneye dondugunu, imanin; inananla Allah arasinda olup, araciya ihtiyaci olmadiginin bilincinde olun…Ne din adamlarina ne de mabetlere ihtiyaciniz yok. Yureklerinizdir mabetleriniz.
Bir haftadir bire bir yasayarak ogrendiginiz, komun yasaminin guzelligiydi bizlere unutturmak icin cabaladiklari sey. 
Paylasmanin, anlayisin, empatinin guzelligini, insani INSAN yapan degerleri unutturup, birbirimize yabancilastirip, otekilestirdiklerimizden korkarak tuketecegimiz yasamlar icinde bogulmamizdi hedefledikleri ama beceremediklerini oyle guzel gosterdiniz ki…
Buradan oyle guzel gorunuyorsunuz ki cocuklar, sizlerle gurur duyuyorum.
Ne olur sizleri yeniden bolmelerine izin vermeyin.
Hala mevcut olan hic bir politik akima yamalanmadan gelecegin dunyasini insa edebilirsiniz.
Bir haftadir yaptiginiz gibi Musluman canlarin seccadelerini siz vérin, Jesus, Isa , Musa, Ali, Buda, Ateist, diyenlerinizle, siyahi, beyazi, sarisini hepinizin sadece INSAN ve DUNYALI oldugu tek gerceginden hareketle, suni yaratilmis kimliklerinizden soyunarak sarilin birbirinize sonsuza dek.
Asirlardir ozledigimiz ozgurluk ve barisin hukum surdugu, emegin ozne oldugu yasamlari sizler kuracaksiniz. 
Sizlere olan sonsuz guvenimle rahat uyuyacagim artik…
Halki kucuk gorenlere, halkin zekasiyla alay edenlere, nasil da guzel cevap verdiniz…
Halka émir vermek degil, hizmet etmek icin secildiklerini cesurca haykirdiniz.
Sloganlari ve sloganvari konusmalari oldum olasi sevmemisimdir.
Bugun bir ilk yaparak sizlere cok bildik bir slogana dair algiladiklarimi yazarak son verecegim mektubuma.
"Susma! Sustukca sira sana gelecek." Cumlesini pratige doktugumuzde, hayatin icinde icsellestirdigimiz dogal bir durum haline getirdigimizde, iste o zaman emekcinin, uretenin, yaratanin haklarinin nihayet korunmaya, kollanmaya baslayacagina ve bu dogrultuda isleyen sistemler olusturabilmeye dogru ilerleyebilecegimize olan inancim sonsuzdur.
Bunu sizler basaracaksiniz!
Sevgimdesiniz her dem, her biriniz.
Ne mutlu fedai,  eskiya, gerilla, capulcu olup  halklarin ozgur yasamasi  icin mucadele edenlere…
Ne mutlu INSANIM ve DUNYALIYIM diyenlere… Ne mutlu…

Anjel Dikme
5-6-2013
Paris
04:52





15 Mayıs 2013 Çarşamba

YENI SEYLER SOYLEMEK LAZIM


16 yaşımdaydım Kumkapı'dan Bakırköy'e taşındığımızda.
Karşı komşularımız Türkan abla ve Mehmet ağabeydi.
Mehmet abinin anlattıklarını dinlemeyi cok severdim.
12 Eylül'de torba torba kitabını apartmanın kazanında yakmak zorunda kaldığında çok üzülmüştüm…
Beni korumak adına tek bir kitabını vermemişti okumam için.
Sadece anlatırdı.
Çevremdeki herkesten farklıydı.
Kavramlardan, ideolojilerden bahseden tanıdığım ilk insandı.
Her sohbetimizde yeni birşeyler öğrenirdim kendisinden...
Bu sohbetlerimizden birinde bana Marksizmi, komunizmi anlatıyordu.
Dinliyordum saygıyla, yutarcasına söylediklerini.
Beynimse durmadan sorular soruyordu her anlattığına dair.
Sorularımdan birini sesli dile getirdim: 
Iyi güzel söylüyorsun Mehmet abi ama ya başa gelen insan kötü biriyse? 
Kendi iç dünyasının yansımaları olmayacak mıdır uygulamaları? Kötü insanlar kötü şeyler yaparlar…
O ise; "Devrimin yakin olduğu" hayalleriyle sarmalanmış hayranlığını aktarmaya devam ediyordu bana, komunist sistème dair…
Çocuk yaşta sorduğum bu soruyu sormaya ömrüm boyunca devam ettim...
Cahildim, hiçbirşey bilmiyordum ideolojilere dair. Içimdeki bir sesti, bir sezgiydi bana konuşan.
Yıllar sonra Stalin'in halklara yaptıklarını öğrendiğimde, Soljenitsin'in Gulak Takım Adalarını okuduğumda haklı çıktığıma üzülmüştüm…
Haklı çıkmak büyük bir sorumluluk yükler insana...
Sezgilerinizin birşeylerin belirtisi, hatta coğu zaman gerçeğin seslenişi olduğunu deneyimlemiş olmaktan gelen bir ürpertiyle yaşarsınız sürekli…
Sussanız susamazsınız, konuşsanız anlaşıl(a)mazsınız…
Gerçeği anlatmaya, bulmaya dairse hissettiğiniz tum sorumluluk, susmalarda kalmanız cok zordur.
Çünkü susmanızın, insanlığa ihanet olduğuna inanırsınız.
Ve; "Yazmaya devam!" dersiniz…
Yeni birşeyler söylemek üzere çıkarsınız yola yeniden…



Anjel Dikme
6-5-2013
Paris
4:08

Yine, yeniden Kurd halkina seslenirim bilincli bir israrla…


Kurd aydinlarina ve Kurd halkina mektubumdur yazima aldigim olumsuz tepkilere cevaben yazma geregi duydum bu yazimi.
Soyle demis yorum yazan bir arkadas:
"Anjel Dikme gibi akli basinda bir aydinin boyle bir yazi yazmasini gercekten anlayamadim... Eger Kurd halkini Turk devletinin (ozellikle Osmanli veya Turkiye yazmamak lazim cunku onlarda devletin devamliligi soz konusudur) suc ortagi goruyorsa buyuk bir yanilgi ve insafsizlik yapmis... Turkun Kurdleri katliam tarihi soykirimdan da oncelere dayanir ve Turklerin o donemlerde kimlere neler vaaddetigi ve kimleri kullandigi da ortadadir...

Benim icin bu yazi hergun gordugum katili birakip mazlumun yakasina yapisan anlayistaki onlarca yazidan birisidir, belki biraz kibarca yazilmisi... Yahudi genocide siriasinda bir cok yahudi caninin bagislanmasi karsiliginda kendi soydaslarina zulum yapmak zorunda birakilmisti... yahudileri, yahudilere yapilan soykirimin suc ortagi mi gorecegiz? Bugun korucular devletle is birligi icinde, benzer asiretler vaadlerle kurdluge ve kurdistana ihanet icinde ne diyecegiz? Yazinin basligi "KURD HALKINA VE KURD AYDINLARINA" olunca daha da vahim... sorumlu Kurd halki ve aydinlari mi? Soykirimda Alman emperyalizminin rolu, kandirilmis Kurd asiretlerinin rolu, onun rolu, bunun rolu derken Ittihat ve Terakki nin rolunu, Turk ve devletinin rolunu konusmaz olduk... simdi tek derdimiz yuz yildir sosykirima ugrayan Kurd ulusunun soykirima ulus olarak ortak oldugunun ispati mi?
Anjel beni bu yazisiyla hayal kirikligina ugratti... onun gibi aydinlarin gorevinin mazlumlarin arasinda derin ayriliklar yaratmak degil, en ufak bir ayriligin uzerine aydin bilinci ile gidip gidermektir..."

Cevap olarak sunu yazdim kendisine:
X arkadas merhaba.
Lisede edebiyat hocamiz okumamiz icin bir metin verirdi ve daha sonra ilk sorusu su olurdu: "Yazinin ana fikri nedir, kim anladi?" Parmaklar kalkardi, genelde 60 kisilik sinifta bilen 1 ya da 2 kisi olurduk.
Bir yazinin ana fikrini anlamayanlara ne not verirdi ne de soz hakki. Edebiyat ogretmenimin yolunda giderim ve prensip olarak yazilarimin ana fikrini anlamayanlara cevap vermem.
Bugun bir ilk yaparak size yaziyorum . Zeki ve iyi niyetli oldugunuzdan suphem olmadigindandir bilesiniz.
Sizden ricam yaziyi onyargisiz tekrar okumaniz.
Ana fikri dogru degerlendirdiginizde , diger elestirilerinize dair dusuncelerimi de seve seve belirtirim.
Hadi gelin size bir tuyo vereyim. Degerli dostum Dilvin Semizer hocamin yorumu size isik tutsun.
Bosuna degildir yuregine kurban olmam. Simdi bir de aklina hayran diyecegim Dilvin hocama... :))
Cevaben su geldi:
Sayin Dikme,

"Yazinizin ana fikrini cok iyi anladigimi ve cevabimi da zaten o "ana fikre" karsi verdigimi cok iyi biliyorsunuz. Ama cevap vermek yerine "edebiyat" yaparak hakareti seciyorsunuz... Yuzlerce Kurd insani yazdiklarinizi ayni sekilde anladi... Herkesin zekasiyla alay edeceginize cevap verebilirdiniz. Bakiniz, sizin edebiyat hocaniz anlattiginiza gore bir zalimmis... neden? Anlamayana ne not verirmis ne soz hakki... Bu mudur cevabiniz? Bu mudur gercekten 22 saat sonra yazacaginiz?

Ben bir Kurd degilim, Ermeni de degilim... on yargima da yok. Ama on yargi sizin satirlarinizda sakli bu cok net goruluyor. Zaten "ana fikrinizi" vurgulamak icin "Kurd aydinlarina mektubumdur diye baslik attim cunku yillardir kendilerine sormayi istedigim tek bir sorum var." diye de vurgulamissiniz ve yazdiklariniz cok net. Benim gibi ana fikir yakalamakta zorlanacaklar icin bile cok net. Bugun Ermeni soykirimini taniyan, bu buyuk gunaha karsi cikan, ozur dileyen, tanzimini savunan Kurd aydinlarinin 30-40 yildir TC devletinin zalimligi neticesinde bu noktaya geldigini mi ima ettiginizi anlamadim? Yoksa Kurdlerin ulusal olarak bati ermenistani yutabilselerdi bu soykirimin uzerine yatabilecek bir millet olduklarini ima ettiginizi mi anlamadim? Siz soyleyin, aciklayin su son paragrafinizi da ben yanilgilarimi su yazdiginiz dili cok da iyi anlamayan birisi olarak bu sefer "ana fikri" yakalayabileyim."

Benim ikinci cevabimi da sizlerle paylasiyorum.

Ben sizin kadar cabuk degilim diye kizmayin lutfen... 
Ermeni, Turk, Kurd degilsiniz bilirim... Laz halkindansiniz...
Sorumu Kurd aydinlarini ve halkini baz alarak sormam bu sorularin tum insanliga sorulabilecegi gercegini gozden kacirmaniza neden olmus.
Onlara sordum cunku onlarla komsuyduk asirlardir.
Onlarin bu soruma verecekleri samimi cevap tum halklari olusturan bireyler icin ogretici ve yol gosterici olacaktir.

Yazimin altinda ekte verdigim 1915 Ermeniler, 2015 Kurtler??? 2115 Turkler??? Ya sonra kimler??? baslikli yazimla baglantilidir dusuncelerim. Ana fikrin ruhunda tasidigim endisemi dile getirir.
Daha basit, acarak anlatayim.

Beni tam da ilgilendiren; sizin de belirttiginiz gibi aydin sorumluluguyla dogru sorulari sormaktir.
Canimizi acitsa da, tokat gibi gelse de, insana dair dogru sorulari sorarak, dogru cevaplarla cozume varabilmektir.
Yazimda bir cumle var: "Neden birileri cani pahasina korurken komsularini, digerleri oldurur, katleder?"
Neden????
Cevabini aradigim soru budur.
Neden basimiza gelmeden baskalarinin acilarini icsellestiremeyiz?
Neden???
Neden birisi sehit, digeri terorist cenazesidir???
Oysa bu kulunuz icin sadece genclerdir olenler...
Korpecik canlardir yitenler...
Ruhlarimizin derinliklerindeki hangi karanliklar ya da aydinliklar belirler davranislarimizi?
Neden vicdanla muhakeme bazilari icin insan olmanin bas sarti iken, bazilarinda sadece "kendinden olanlar" icin vazife basina gecer?

Mazlum halklar demissiniz...
Kimdir mazlum halk?
Yahudi soykirimini yasamis olan, Israil'in Filistin halkina yaptiklari ortada dururken, su mazlum halk kavramina cok da guvenmem.
Neden mi? Bilirim ki gucu ve iktidari eline geciren 'mazlum' zaliminden daha zalim olabilecek...

Tarih bunun ornekleriyle dolu.
O halde bizlerin birey olarak; yeryuzunde yasanan her olayda kendi sorumlulugumuzun bilincine uyanmamiz gerek diye dusunurum.

Liderlere, sistème, dine, ekonomik, sosyal kosullara sucu atarak kacmak kolayciligina dusmeden yasanan her sucta her bireyin sorumlulugu oldugunu bir kez daha ustune basa basa soyluyorum....

Simdi sizden ricam yazimin ana fikrine samimiyetle cevap vermenizdir...


Su ana kadar hala cevap gelmedi. Belki dusunuyordur hala. Belki daha cok kizmistir bilemiyorum.


Yeniden ve inatla soruyorum sorumu: Bunca acilari yasamasaydiniz, anlatacak miydiniz Ermeni komsulariniza yaptiklarinizi?
Bu cok onemli bir sorudur canlar. Hepimiz icin.
Kurd halkinin da dunyaya, insanliga birligin yolunu gostermek icin secilmis halklardan biri  olduguna inanirim. Iste tam da bu nedenle onemlidir bu cevap. Insanlik icindir onemi, ben kulunuz icin degil iyi anlayin lutfen...
Bana ya da baskasina soylemek zorunda degilsiniz. Siz bilin yeter  cevabinizi…
Aslolan ic dunyanizin sesidir. Gercek orada saklidir. Seslenir size tum ciplakligiyla, duymak icin aciksa ucuncu gozunuz…
Bu soruya "Evet soylerdim…Acinizi hissederdim ve utanirdim insanligimdan." diyebilenler insa edecektir insanoglunun, hepimizin ozlemi olan; baris, esitlik ve emegin ozne olacagi gelecegini…

Simdiden selam dururum sizlere canlar…
Bu cevabinizla umut degil, umudun  ta kendisisiniz bunu da bilesiniz…

Anjel Dikme
2-5-2013
Paris
23:46


Newroz Gazetesi, Hur Bakis ve Aykiri Dogrular'da yayinlanmistir.

KURD HALKINA VE KURD AYDINLARINA MEKTUBUMDUR


"Ne  var idi ise, olacak odur; ve ne yapildi ise, yapilacak odur, ve gunes altinda yeni bir  sey yok."
Eski ahit:VAIZ Bap 9


2002 yilinda Paris'e goctum…
En zoru dilsizlikti; kirk yil yatirimini entelektuel birikimine yapan  ben icin…
Kagit yok, calisma hakki yok, formasyon hakki yok.
Oturdugum semtin belediyesinin verdigi dil kursuna katilmak tek secenegimdi.
Pazartesi ve persembe aksamlari iki saatlik bu kursa yazildim…
Sinifta her ulkeden insanlar vardi.
Hayatin garip bir cilvesi ilk Fransizca ogretmenim Ermeni asilli, ailesi Bursa'nin Cengeltsi  koyunden bir insandi; madam Sarkisyan.
Ilk kitabimda yer alan "Nedir Diaspora?" baslikli yazimin kaynagi olan roportajimi  yaptigim kisidir…
Bu kursta Turkiye'li- Kurd asilli insanlar da vardi.
Zohre bunlardan biri idi…
Bir aksam kurs bitiminden sonra  otobus duraginda  beklerken Zohreydi ilk konusan.
Fransizca, ogrenmesi cok zor olan bir dil oldugundan sikintiliydi.
-Ne isimiz var burada? Neden bu dili ogrenmek zorundayiz ki?
Dedi.
Kirk yasindan sonra gurbette yasamak zorunda kalan ben, ayni sancilari ceken ben, kendini yasaminin sifir noktasinda; gecmissiz, sarkisiz, turkusuz, siirsiz eksik hisseden, anladigi dili duymaya hasretleri yasayan ben; uzuntuyle:
-Haklisin Zohre, neden buradayiz biz?
 Buyukleriniz daha akilli olsaydi bugun ne sen buradaydin ne de ben… 
Deyiverdim.
-Buyuklerimize toprak sozu vermisler… Ama sozlerini tutmadilar…Din kardesiyiz diye kandirmislar.
Dedi ihanete ugramislarin hayal kirikligiyla.
-Bak Zohre; sen ve ben su kurs sirasinda birbirimizi tanidik, bir kahve icmisligimiz bile yok degil mi?
-Evet yok.
-Paraya da ihtiyacimiz var degil mi?
-Evet.
-Biliyor musun  onume milyar serseler, bir kahve icmisligim bile olmayan seni olduremem ben.
Degil ki asirlarca komsuluk edip,  ekmegini yedigim insanlari………….
Ikimiz de acilarimizin utancindaydik o an…
-Ben zaten dinimden de milletimden de utaniyorum.
Dediginde, susmakti payima dusen.

Son haftalarda memleketimdeki manzaralar o kadar yuz yil once yasananlara benzer ki urkerim bu baristan, korkarim halklar icin…
Yine gizlide verilen sozler var, yine dogal insan haklarina olan taleplere "Tamam" dème halleri var.
Yuz yil once cekilmis bir fotograf vardir zihnimde hepinizin bildigi. Hani; mesrutiyetin ilanindan sonra her dilde ozgurluk siloganlarinin tasindigi pankartlarla yuruyen Beyoglundaki kalabaligin umut dolu, sevinc dolu fotografi.
Tasnak Partisi'nin secimlere birlikte girecek kadar guvendigi  Ittihat ve Terakki'nin ihanetini, Tasnaklara attigi dost kazigini hatirlarim. Tasnaklar'in uzagi gorememe handikaplarinin faturasini Ermeni halki odedi ne yazik ki. Yuz yildir; hala yedikleri bu dost(!) kaziginin travmasini yasamaktalar ki yasananlara bir faydasi yoktur gayri. Olan olmustur...

Yukarida alintiladigim  sozlerinde Vaiz hakliysa diye korkarim…
Ya gercekten "Gunesin altinda yeni birsey yoksa." ????
Sahnedeki oyun hep ayniysa ve sadece oyuncular degisiyorsa?
Ermenilerden sonra sira Kurd halkindaysa?
Ya onlarin da liderleri Tasnak Partisi liderleri gibi yaniliyorsa?
Liderlerinin yanlis kararlarinin bedellerini yine halk odeyecek diye korkarim…
"1915 Ermeniler, 2015 Kurtler, 2115 Turkler mi?"* baslikli yazimda sordugum sorularda dolanir zihnim, yanilmayi herseyden cok isteyerek.
Kurd aydinlarinin omuzlarinda tasidiklari sorumlulugun buyuklugunu bu baglamda degerlendirdiklerini umuyorum...

Ekonomik, sosyolojik, lojistik, jeopolitik, uluslarasi emperyalist cikarlarin  literaturune dair kitabî sozler etmeyi cok  da anlamli bulmam cunku bilirim ki Enver ve Talat pasalar, Hitler gibi liderler tek baslarina birakilsalar, bu buyuk insanlik ayiplarini isleyemezlerdi. Lideri olduklari  toplumu olusturan bireylerin her birinin sorumlulugunu unutarak, trajedilerle biten sonuclari doguran nedenleri incelemek, en onemli  noktayi gozardi etmek olacaktir.
Bireyin kisiliginde dugumlenir ya da cozulur tum sorunlari insanligin.
Dini duygulari, kiskanclik, intikam, nefret duygulari basrolu oynar bu suca ortak olan bireyin her eyleminde.
Neden birileri saklarken komsusunu,  bir digeri oldurur?
Neden; VICDAN kimi yureklerde hukum surerken, kimi yureklerde kayip ilanlariyla aranir olur?
Bana gore cevaplanmasi  gereken soru ve sagaltilmasi icin careler aranmasi gereken bu  olmalidir…

Kurd aydinlarina mektubumdur diye baslik attim cunku yillardir  kendilerine sormayi istedigim tek bir sorum var.
Samimiyetle cevaplamalari gereken onemli bir sorudur bu:
Sayet Diyarbakir cezaevinde yasanan iskenceler olmasaydi, koruculuk denen ihanet olmasaydi, faili mechuller yasanmasaydi, bosaltilan binlerce koy olmasaydi, dilinizi konusup, cocuklariniza Kurdce adlar verebilseydiniz  ve   vaad edilen topraklar, Ermeni kiyimindan sonra din kardesleriniz tarafindan size verilseydi, bu gun yine de ozur diler miydiniz Hay komsularinizdan?
Filla komsularinizdan diler miydiniz bu ozuru,  suc ortakliginiz icin ?
Yoksa susup,   inkarda da suc ortakligina devam mi ederdiniz?
Yuz yil once Kurd halkina vaad edilen Bati Ermenistan'i elde etmis olsaydiniz,  Ermeni halkinin yasadigi acilari hissederek, ta yureginizde duyacak  miydiniz?
Bu sorunun cevabinda gizlidir insan olmanin onurlu durusu ya da utanci…


Anjel Dikme
24-Nisan-2013
Paris


*http://anjeldikme.blogspot.ch/2011/01/1915-ermeniler-2015-kurtler-2115.html


Bu yazi Newroz Gazetesi icin yazilmis, Hur Bakis ve Aykiri Dogrular sitelerinde yayinlanmistir.

28 Mart 2013 Perşembe

VICDANI RET METNIMDIR


"Sadece iktisadi açıdan baktığımızda, KHIP raporuna göre TSK bütçesi, ki vergi muafiyetleri ve örtülü dahil edilmeden 2010’da yine artmıştır. Ve 2011’de daha da artması projelendirilmiştir. Bu artışlar eğitimden, sağlıktan, istihdamdan, kadın, çocuk vb’den tasarruflarla sosyal devleti al aşağı etmektedir."

Aslina bakarsaniz yazinizin tumunu alintiliyarak yazmak isterdim vicdani ret mesajimi. Vaktinizi almamak icin bu paragrafla yetinirim.

Ben vicdani reddimi 2008'de Paris'teki Turk radyosundan duyurmusum bilmeden ne yaptigimi...

Ne mi demisim? Hrant'in birinci olum yildonumunde; 19 ocak 2008'de yaptigim konusmadan bir bolumu aktarmam yetecektir sanirim reddimin kabulune. 

"Ben neden bu göreve talibim ? diye sorarsanız, cevabım şu olur : 

Yaşamım boyunca gönüllü ferdi olduğum bu göreve, yalnız olmadığımızı, aslında sanılandan çok daha fazla olduğumuzu göstermek adına talibim…

Sadece sözde kalmayıp, çocuklarımızın geleceği adına, kımıldama vaktimizin çoktan gelip de geçmekte olduğuna inandığım için talibim…  

Tarihteki koca koca imparatorluklardan geriye bugün hiçbir şey kalmamışken, o imparatorlukların sınırlarını korumak, ya da genişletmek adına milyonlarca gencin, sevdiğinin tenine dokunamadan, baba olmanın keyfini süremeden, yaşlanamadan, yaşayamadan, evlerinden uzakta, donarak, kılıçlarla doğranarak, silahlar, bombalarla parçalanarak neden öldüklerini bir türlü anlayamadığımdan talibim…  

‘Vakitsiz uçmasın’ diye turnalarımız talibim…  

Barış’ın dili ‘İNSAN ‘ın dili olduğu için talibim…  

Turna: Ermeni kültüründe, genç ölümler için bu tabir kullanılır… Genç bir ölüm duyduk mu; “bir turna daha uçtu” deriz…  

Vakitsiz uçmasın turnalarımız…"Egosu kanla beslenen insan musvettelerine yeter demek icin talibim! 

Bir ana oldugum icin talibim! 

Subay eslerinin saclarini yapmak icin  ucretsiz kuafor, arabalarina sofor, eglence mekanlarinda sovmen olmasin diye cocuklarimiz talibim!

Tam bilinclenme, sorgulama yaslarinda askere alinan erkeklerimizin oldurulmus, yarali, hasta ruhlariyla bizlere geri yollanmamasi icin talibim!

Bu yarali, hasta ruhlarla yasamak zorunda birakilan kadinlarimizin haklarini savunmak icin talibim!

Bu sagliksiz iliskilerden dogan cocuklarimizi, askerlikte ogrendikleri hiyerarsik sistemi evinde uygulayan babalardan korumak icin, biktigimiz, yoruldugumuz icin talibim!

Kan kokusunu sevmedigim icin talibim!

Daha ne deyim?

Ben bir Filla kiziyim, asirlarin acilarinda yanmis yuregimle daha ne deyim?
ANGEL DİKME
………………..

11 Aralık 2012 Salı

SON AGAMIZIN ADI: DEVLET AGA



"Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır.
Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür.
Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil; insanlar arsında devletin kendini yeniden üretemediği yeni ilişkiler, özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir "hayat tarzı" kurularak yıkılabilir. Asıl olan "iktidarı almak" değil, gündelik hayat devrimleridir.
Zira, yaşanacak bir hayatımız vardır. " ABDULGAFFAR EL-HAYATI


Yazımın başlığına bakıp da sakın "Devlet" denen aygıta kızacagımı düşünmeyin.
Neden kızayım ki "Devlet" koruyucusu olanlara?
Onların, kendilerince geçerli nedenleri var biliriz hepimiz.
Peki bizlere ne demeli?
Bu, suni yaratılmış aygıta bilmeden hizmet edenlere ne demeli?

"Devletin kendisini her gün yeniden üretmesine" izin veren bizlere, sana, bana, onadır sorum…

Son zamanlarda yaşadığım 3 örnekle anlatmayı deneyeceğim derdimi.
Adlarını saklı tutarak, sadece başharflerini vermekle yetineceğim. Onlar bilecekler kendilerini.

İlki; çok eski bir bayan dinleyicim(di).
S.G. 
Face de sayfamdaki katılımcılardan birinin paylaşımından hoşlanmamış ve yorumlar yazmış beni mahkum eden… Çok sonra haberim olduğunda cevap verme gereği duymadım çünki samimi bulmadım yorumlarını. Bana direkt olarak hiçbir eleştiri getirme cesareti gösteremeyip, bire bir tanımadığım birinin paylaşımının  altına yorumlar yazarak, beni listesinden sildiğini duyurmasını fazlasıyla korkakça buldum. Beni, radyo programlarımdan neredeyse 13 yıldır dinleyen, özel haberleşmelerimizde ortak birçok acımızı dile getirdiğimiz bu insanın, bana tek soru sormadan gidebildiği noktadır "Devletin kendini yeniden ürettiği" an…

İkincisi; okuyucularımdan biri R.Ş. Hakkettiğimi düşünmüş olmalı ki bana; anacığının ve ablasının o güzel elleriyle işledikleri oyalarla işlenmiş yazmalar yollayandı.
Ölüm oruçları sürerken, ne zaman ki evladı ölüm oruçlarında olan bir babanın feryadını paylaştım sayfamda, ne zamanki kendisinin inandığı, savunduğu görüşlerle ters düşen görüşleri aldım sayfama
O da beni listesinden sildiğini bildirdi…

Üçüncüsü; yine 13 yıllık dinleyicilerimden Dr.A.R. Bire bir görüşme imkanını bulduğum ve tanımaktan son derece mutlu olduğum bir şahsiyet. Herşeyden önce "İnsan" olabilmeyi başarmış bir birey olduğunu düşündüğüm bu insanın bana olan küskünlüğünü cuma günü yaptığım son radyo programımda yolladığı iletiyle öğrendim. Beni, ses çıkarmadan dinlermiş yıllardır ve bu programda ilk kitabımın adının "Kimlik İstemem" olduğunu öğrenınce bana yazmadan edememiş. "Kitabına bu adı veriyorsa benim tanıdığım Anjel bu"  demiş olmalı…O  da kırgınmış bana yıllardır.
Nedeni; yıllar önce yaptığım 24 Nisan özel programımda söylediklerimmiş.

Şaşırmadım dersem  yalan olur ama en yoğun hissettiğim duygu büyük bir hayal kırıklığı idi.
O programımı hatırlıyorum…  Sadece yaşanmış acılardı anlatılan… Ne bir öfke, ne de bir suçlama yoktu dilimde…İstediğim tek şey duygularda buluşabilmekti…Acılarımızda ve duygularımızdaydı aynılığımız... Tüm  dünyadan dinleyicilerim; ağlayarak ortak olmuşlardı insanlığın bu ortak acısı ve yüzkaralığına…
Ne olmuştu da bu aydın, okumuş bireyler sağır ve kör olmuşlardı gerçeklerin ifade edilmesine?

Ne mi olmuştu?
Onlar bilmeden, Son  Ağamız dediğim Devlet denen aygıtı yeniden beslemişlerdi tutumları ile.

Bu canların ikisi Türk asıllı biri Kürt…
Emin olun Ermenisi, Fransızı için de değişen bir şey yok!

Hepimiz ablukaya alınmış yeni köleleriyiz SON AĞA(LARI)MIZIN!
Ben Ağalarımıza kızmayı bıraktım bu günden kelli…
Madem ki bizler bunca sağırız, bunca empati yoksunuyuz birbirimize karşı, hak ederiz bize yaşatılan her acıyı, her muameleyi… 
İnce Memed gibi;  öldürerek ağaların, ağalığın  biteceğini düşünme naifliğinde değilim, ki hiç olmadım…

Devam edin "Kör kuyularınızda merdivensiz kalma" hallerinize…
Devam edin; Türk, Kürd, Ermeni, Fransız, X  olarak beslemeye, yeniden ve yeniden  Devlet Ağalarımızı üretmeye…

Yolunuz açık olsun… İnsanoğlunun felaketinde her birinizin payı olacak…
Kendine sol, komunist, Trockıst, Lenınıst dıyerek teorilerde didişip duranlar!
Kendini bir halka mensup sayıp, diğer halklara çöp muamelesi yapanlar!
İnandığı dinin en doğrusu olduğunu düşünüp, diğer inançlara yaşama hakkı tanımayanlar!
Devam edin, Son Ağalarımızı beslemeye söylev ve tutumlarınızla!
Devam edin, gerçekleri konuşmayı reddetmeye!
Sakın ola yüzleşmeyin gerçeklerle olur mu?
Saklanın; egolarınızı besleyen yalanlardan örülmüş duvarların arkasına olur mu?
Aman ha! zarar gelmesin bu ıskambil kağıdından şatolarınıza!
Nasıl olsa yaşanacak "Sadece bir ömrünüz var!"
Devam edin! Edin ama sakın ola şikayet etmeyin!
Çünkü buna hiç hakkınız yok!
"Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır.
Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür."
Devlet Ağamızı; beslemeye, güçlendirmeye ve bizleri sömürmesine, öldürmesine ortak olduğunuz gerçeğine uyandığınız gün sizlerle yeniden buluşurum…
Dilerim; insanoğlu için  çok geç kalmış bir uyanış olmaz bu...


Anjel Dikme
Paris
11-12-2012
03-02