16 yaşımdaydım Kumkapı'dan Bakırköy'e taşındığımızda.
Karşı komşularımız Türkan abla ve Mehmet ağabeydi.
Mehmet abinin anlattıklarını dinlemeyi cok severdim.
12 Eylül'de torba torba kitabını apartmanın kazanında yakmak zorunda kaldığında çok üzülmüştüm…
Beni korumak adına tek bir kitabını vermemişti okumam için.
Sadece anlatırdı.
Çevremdeki herkesten farklıydı.
Kavramlardan, ideolojilerden bahseden tanıdığım ilk insandı.
Her sohbetimizde yeni birşeyler öğrenirdim kendisinden...
Bu sohbetlerimizden birinde bana Marksizmi, komunizmi anlatıyordu.
Dinliyordum saygıyla, yutarcasına söylediklerini.
Beynimse durmadan sorular soruyordu her anlattığına dair.
Sorularımdan birini sesli dile getirdim:
Iyi güzel söylüyorsun Mehmet abi ama ya başa gelen insan kötü biriyse?
Kendi iç dünyasının yansımaları olmayacak mıdır uygulamaları? Kötü insanlar kötü şeyler yaparlar…
O ise; "Devrimin yakin olduğu" hayalleriyle sarmalanmış hayranlığını aktarmaya devam ediyordu bana, komunist sistème dair…
Çocuk yaşta sorduğum bu soruyu sormaya ömrüm boyunca devam ettim...
Cahildim, hiçbirşey bilmiyordum ideolojilere dair. Içimdeki bir sesti, bir sezgiydi bana konuşan.
Yıllar sonra Stalin'in halklara yaptıklarını öğrendiğimde, Soljenitsin'in Gulak Takım Adalarını okuduğumda haklı çıktığıma üzülmüştüm…
Haklı çıkmak büyük bir sorumluluk yükler insana...
Sezgilerinizin birşeylerin belirtisi, hatta coğu zaman gerçeğin seslenişi olduğunu deneyimlemiş olmaktan gelen bir ürpertiyle yaşarsınız sürekli…
Sussanız susamazsınız, konuşsanız anlaşıl(a)mazsınız…
Gerçeği anlatmaya, bulmaya dairse hissettiğiniz tum sorumluluk, susmalarda kalmanız cok zordur.
Çünkü susmanızın, insanlığa ihanet olduğuna inanırsınız.
Ve; "Yazmaya devam!" dersiniz…
Yeni birşeyler söylemek üzere çıkarsınız yola yeniden…
Anjel Dikme
6-5-2013
Paris
4:08
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder