İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

16 Mart 2011 Çarşamba

BEN INSANI ISTE BUNDAN SEVERIM (III.) DILVIN SEMIZER'e


O'nu ilk kez Diyarbakir yahoo gurubundaki yazilarindan tanidim.
Birkac yil sonra, Amerika'da yasayan kuzenim Zakar Dikme'nin de Paris'te oldugu bir zaman O da Paris'e gelmisti, haberlestik ve bulustuk...
Bu  ilk yuz yuze gorusmemizdi. Degerli esi Turhan'la gelmisti bulusmamiza. Cabucak kaynasmistik. O birkac saatlik sohbet  gozpinarlarimiza yansiyan yureklerimizi okumaya yetmisti...
Yasadiklari ulke olan  Italya'ya donduler ama yazismaya, haberlesmeye hep devam ettik...
Yine birkac  yil sonra bir mesaj aldim beni sevinclere bogan. Esinin isi geregi Paris'e geliyorlardi uzunca bir sure icin.
Simdi Paris'teler 4-5 aydir...
Bana "Paris'te kendini nasil hissediyorsun?" diye soranlara hep su cevabi verirdim: "Paris'i seviyorum,  bir kultur ve sanat sehri ama benim yasadigim kulturel bir yalnizlik var ki  bu cok zor iste."
Neydi bu kulturel yalnizlik dedigim sey?
Ayni dili konusuyor olmak yetmiyordu ne yazik ki bazi seyleri paylasmaya. Paylasmak ki hayati anlamli kilan en onemli degerdi bu kulunuz icin...
Iste Dilvin'imin gelisi bu kulturel yanlizligima son vermisti...
Oyle guzeldi ki O'nu dinlemek.
O'nun anlayis dolu, sabirli yaklasimlarinin keyfini surmek...
Anilarini yaziyordu.  En sevdigim anlardan biri benimle bu anilarini paylastigi zaman dilimleriydi.
Iskencelerden gecmisti ve bunun bedeninde yarattigi belirgin hasarla yasiyordu ama oylesine gulerek yaklasiyordu ki herseye, bilmiyerek bu her gulusunun bende kendisine besledigim sayginin durmadan artmasina neden oldugunu...
O'nun yaninda kendi agrilarimi unutur oldum...
Ellerine taktigi, bileklerine kadar gelen destek kemerlerine ragmen mutfakta sergiledigi hunerler muhtesemdi...
Gecen gunlerde bana yazilarini okurken "Bunlari fotograflarla beslemeliyiz" dedim.
Kalkti ve Milliyet Gazetesin'in bir kupurunun fotografini gosterdi. Mahkemeye sedyeyle getirilmis genc bir kiz vardi bu siyah beyaz fotografta. Yil 1981. Ben lisedeydim o yillarda.
Bu fotografi hatirliyordum. Zihnimin dehlizlerinde saklanan o goruntu bu fotografla su yuzune cikmisti sanki. Yirmi yasimda Cumhuriyet okuru olana kadar eve duzenli giren gazete Milliyetti. Babam duzenli bir Milliyet okuru idi... O sedyedeki genc kiz icin uzuldugumu ve "Neden bu halde? Nasil boyle acimasiz olabiliyorlar? Bunu hakedecek ne yapmis olabilir ki? Diye sordugumu hatirladim ama bunu soyleyemedim Dilvin'ime...
Neden bilmiyorum... Sustum iste...Sustum O an...
Bakakaldim o renksiz fotodaki genc kiza...
Yine yasanan tum acilardan kendimi de sorumlu tuttugumdan  olsa gerek suskunlugum...
O bugun benim arkadasimdi, en yakinimdi...
Hayat nasil  da ilgincti. 
Liseli genc kizin sordugu sorularin cevabini bugun sedyedeki genc kiz cevapliyordu masa basi sohbetlerinde, tum ciplak duygulariyla...

Gecen cuma dogum gununu kutladik sevgili Dilvin'in.
"Kac yasina girdin" sorusuna cevaben, 25 yasinda bir anne olarak verdigi yanit pek  guzeldi; "26'ya yeni girdim."
Hakkidir...Anlasilirdir benim ve Dilvin'i tanima sansina ermis tum dostlari icin.

Dilvin bir isimsiz kahraman...
Dilvin bir ana. Dilvin bir es, bir dost.
O bir can ki canlardan ote, ne kalemim yeter anlatmaya, ne sozcuklerim yeter ifademe...

Gordugu iskencelerden sonra vucudunda tasidigi fiziksel zorluklara karsi guleryuzlu bir dik durus sergiledigi icin hayranim ben O'na.
Cektigi halaylarda mendilleriyle  ve folklor figurleriyle butunlesmesine hayranim...
Henuz bes aydir yasadigi Paris'te dogum gunu icin sectigi (buldugu) mekani anlatmak yeter Dilvin'i tanimaya...
Sahiplerinin Hasim bey ve Fatma hanimin oldugu bir mekan burasi. Adi La Paix. Baris yani. Eh! Dilvin'in ta kendisi demek bu... :))

Gecenin ilerleyen saatlerinde pancurlari indi mekanimizin. Hasim bey sazi ve sozuyle, zarif esi Fatma hanim ise guzel sesiyle bizlere katildilar. Sabahin dortlerine kadar her dilde sarkilar soylendi...
Her dilde dedigimde abarttigimi sanmayin lutfen siraliyorum iste: Turkce, Kurtce, Ermenice,  Arapca, Italyanca, Fransizca...
Cunku masamizda tum bu halklara mensup insan kardeslerimiz vardi...
DikranAmed'lisi, Mardin'lisi, Mersin'lisi, Ankara, Bursa, Ardahan, Maras'lisi vardi...
Anadolu'muzun her yoresinde gezindik durduk gece boyunca...
Guzel insan, can dost Dilvin Semizer tum bu guzellikleri bana yasattigin icin tesekkur ediyorum sana...
Her sali ozellikle arayip " Bugun nasil gecti" diye sordugun icin tesekkur ediyorum...
Ozellikle her sali "Hadiii daha yapacak cok isimiz var." dedigin icin "Salilari bendesin asla yanliz birakmam." dedigin icin tesekkur ediyorum...
Yasamda sadece kendimiz icin degil, bilinclerinin farkinda olmadan yasayan milyonlar icin de VAR  oldugumuza olan inancimi varliginla besledigin icin tesekkur ediyorum...

Tipki can kuzenim Ilhami gibi sen de canlarin canisin benim icin...
Iyi ki varsin, Iyi dogdun Dilvin'im...Iyi ki dogdun...
Seni cok seviyorum guzel INSAN'im...

Anjel Dikme
Paris
16-3-2011
3:25:19

BEN INSANI ISTE BUNDAN SEVERIM (II.) (Nazaret Davityan'a )


Face book diye bir bulus girmistir ki yasamimiza hem de ne giris...
Guzel ve dogru kullanildiginda keyfine doyulmayan hersey gibi bundan da faydalanmasini bilen canlar sayesinde oylesi duygu dolu guzel anlar yasarim ki anlatmadan gecemedim, yazmadan edemedim...

Bu paylasim sitesinde beni de ilgilendiren bir paylasima sessiz kalmam paylasimi yapan cani meraklandirmis ve bana bilmeden neler hissettigimi mesaj atip "Neden yazmazsin? Atladin sanirim.) diye sormus...

Bilmeden dedim ya hani, neyi bilmez bilir misiniz?
Izninizle  artik yalniz sevgili Nazaret'e seslenmek isterim.
Bilmezsin arkadasim; o fotograflarin baktigimda  bana hatirlattiklarindandir suskunlugum...

Bilmezsin;  2001 de yurt disina cikma karari aldigimda son bir kez olsun tekrar cocuklugumun gectigi yerleri gormek istegiyle Cagaloglundan,  Beyazit'a gecip oradan yuruyerek Gedikpasa'ya indigimi.
Mesropyan Varjaran'in, ogrencisi kalmadigi icin kiraya verilmis binasindan mal tasiyan iscileri nasil buruk izledigimi...
Sonra hemen yanibasindaki Surp Ohannes Kilisesin'e girip bir mum yaktigimi. Orada yillarca tahaganlik yapan amcam Daniel'i hatirladigimi...
Duami edip kapidan ciktigimda bir an durup etrafima baktigimi, bir zamanlar  her evinde bir arkadasimin oturdugu terkedilmis evleri tarifsiz duygularla izledigimi...

Asagiya dogru yurumeye basladigimda kosedeki beyaz mermeri ve demir bir borudan araliksiz akan suyuyla zihnime naksetmis olan o cocuklugumun, bizi cagil cagil karsilayan cesmesinin beni yine karsilayacagini dusunerek teselli bulmaya calistigimi bilmezsin...

O birkac dakika suren tesellimin, koca bir kara delikle karsilasmamla son buldugunu...Bir magara girisi gibiydi o karanlik...Belki de zihnimdeki o beyaz-bembeyaz mermerden sonra karsimda duran bu basit kapi girisinin, ben yakistiramadigimdan o guzelligin yerini almasina boyle algilamistim kimbilir?

O kara magara girisinden insanlar girip cikiyordu...
Bu kadin neye bakiyor diye sorgulayan bakislarla izliyorlardi beni... O an hicbirseyin umurumda olmadigini bilmiyorsun arkadasim... Nasil ofkelendigimi bilmiyorsun...
Neden hep yikiliyordu birseyler?
Neden hep yok ediliyordu guzellikler?
Bir cocugun en guzel anilarina kazma vurulmustu bilmiyorsun...

Dondum, yurumeye devam ettim...
Kardeslerimin dogdugu evleri, Suren bakkalin yerini...
Acik hava sinemasini minderlerimizi yokusun merdivenlerine koyup izledigimiz agac altlarini aradim...
Asirlik agaclar yoktu...
O agaclar ki; karsi komsumuzun oglunun kendi kapilarindaki agacin altina oturup, gitariyla caldigi "Guantanamera" sarkisini ilk kez dinlememe sahitlik etmislerdi...3-4 yaslarimdaydim...
Agaclardan ozur diledim bilmezsin...

Devam ettikce veda gezintime beni karsilayan, karsilamasini bekledigim hicbirseyin sag ve saglam kalmadigini gorecektim...

Jaklin Celik'in buyudugu evin onundeydim biraz sonra...
O'nun o muzur cin bakisli kivircik basini hatirladim... Kosturuyordu sokakta...
Civil civil cocuk sesleri, ciceklerle dolu balkonlar, piril piril kapi onlerini hatirladim...
Gecmis ve o an arasinda kaybolmustum...
Yerler ayni, mekanlar ayniydi ama zaman farkliydi anca anladim... Uyanmak istemedim. O anda olmak istemedim...
Evlerin camlari kirilmisti, cicekleri yoktu, sokaklar kirli ve sessizdi...
Bombostu cogu...Sahipsiz,  savas sonrasi terkedilmis bir kasabaya gelmistim sanki...
Oysa her baktigim evde bir sevdigimin yuzunu goruyordum...
"Su evde yengemler otururdu" "Su evde Ani ve Armav arkadaslarim otururdu" "Burada yaka dikerlerdi hay bir kari koca adini hatirlamiyorum su an" ic sayiklamalariyla dolastim...
Beyaz cesmeden sonra yanaklarimdan suzulen gozyaslarimi tutamiyordum...
Arada sirada biryerlerden cikan erkek iscilerin "Bu kadin neden agliyor?" diyen bakislarina haykirmak istiyordum tum duygularimi ama susmaliydim ve sustum...
Anlatsam da anlamazlardi ki biliyordum en cok "Deli olmali" deyip gececeklerdi...

Devam ettim yoluma...
Bezciyan Dernegi'mizin oldugu sokagi yurudum bir bastan bir basa...
Burada evler doluydu, insanlar vardi ama cicekleri yine yoktu balkonlarin, cam onlerinin...
Acik sokak kapilarindan disari tasan sidik kokularindan dolayi burnumu kapayarak yurudum yol boyunca...
Burada sokakta cocuklar vardi, yari ciplak oynayan sokakta, evlerinin onunde...
Hersey degismisti. Evler ve sokaklar ayniydi ama degismisti birseyler...
Her bahar geldiginde evlerin dis cephesi ucuz oldugu icin beyaz kirec boyayla boyanirdi benim cocuklugumda... Onemli olan temizlikti cunku...
Sabah aksam herkes kendi kapisinin onunu supururdu, sulayarak, toz kaldirmadan... Piril pirildi her yer...
Hepsi esnaf insanlardi o zaman da peki neydi degisen?
Neydi? Diye sordugumu bilmezsin arkadasim...

Tum bu satirlari neden mi yazdim?
Oylesine guzel bir is yaparsin ki su paylasimlarinla, resimlerin altina iki cumle karalayarak gecmenin haksizlik olacagini dusundugumden tum duygularimi bir makalede sana tesekkur ederek anlatmak istedim...

En cok rengarenk boyanmis evleri gordukce sevindim...
Yikilmis, yanmis ve hala onarilmamis yerlere ise uzuldum.
Sen bilmezsin o tepsiye bir cicek buketi gibi dizilmis kaymaklarin beni alip taaa cocuklugumun o guzel pazar sabahlarina tasidigini...
Sanki hep gunesliydi pazar sabahlari o vakitler, sanki ... Sanki....
Bilmezsin en cok o sut tasan kaymaklari ozledigimi buralarda...
Bilmezsin...

Herkes yasarken hakkinda iki cift guzel soz edilmeyi hakeder diyor William Saroyan ve ben senin yaptigin calismalarla bunu hakkettigini dusundugumden yazarim bu satirlari.
Vakiflarimiza kazandirdigin ve kazandirmaya calistigin akarlarla ilgili calismalarindan, emeginden oturu hak edersin...

Sen gibi canlar guzellestirirsiniz anlarimizi...
Tesekkur ediyorum sevgili Nazaret, cok tesekkur ediyorum sana...


Anjel Dikme
Paris
16-3-2011
01:30:19




3 Mart 2011 Perşembe

TECAVUZU HAK EDEN (!) COCUKLAR


Yazima baslamadan once bir bakayim dedim  netten ve sadece iki sozcuk yazdim 'Tecavuz Davalari" , iste asagidaki alintilar bu uzun listedendir.


"26 Kas 2010 ... Antalya'da 15 yaşındaki kız çocuğunun ağabeyinden tecavüze uğrayarak hamile kaldığı iddiasıyla ilgili davanın görülmesine devam edildi."

"03 Mart 2011 Perşembe - 12:20
Kırşehir'de 2 Ekim 2010 tarihinde tecavüz edilerek öldürülen 4 yaşındaki Kamuran L.'nin davasının 2. duruşması"
"Samsun’un Canik İlçesi’ne bağlı Gürgenyatağı Köyü’nde, yeğeninin 15 yaşındaki kızı G.U.’ya tecavüz ettiği suçlamasıyla tutuklanan 69 yaşındaki Yaşar U.’nun yargılanmasına devam edildi. "
"22 Şub 2011 ... Mardin'de 15 yaşındayken, 26 kişinin tecavüz ettiği N.Ç'nin davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşınacak."

"Antalya Sosyal Hizmetlerden sorumlu Vali Yardımcısı Mehmet Seyman, Yetiştirme Yurdu'nda tecavüze uğradığı iddia edilen engelli kız ile ilgili soruşturma başlatıldığını söyledi."

"Tecavüz davası için Fethiye'ye gidiyorlar
Bir kadının 8 kişinin tecavüzüne maruz kalmasıyla ilgili açılan dava Muğla'da başlıyor. AHT"

KADIN! 
Nedir kadin bu erkek milleti icin?
Ne baci, ne evlat, ne cocuk ayirmadan sadece bir delikten ibaret canlilar, hatta affiniza siginarak soyleyecegim kendi kulaklarimla duydugum su igrenc tanimi "kanli delik"ten ibaret sananlara, nasil anlatacagiz bunu yaparak kadini degil kendilerini asagiladiklarini?
Nasil anlatacagiz cinsel anlamda iktidarsiz ama duygularinin ifadesinde cesur, kadina saygiyi erkekligini asagilamak olarak algilamayan erkekleri ozledigimizi...

Once ruhumuzun acligi doyurulmadan, bedenimizin acliginin asla aklimiza gelmedigini?
Nasil anlatacagiz yasamin tasidigi her gucluge kendileriyle birlikte gogus geren kadinlarinin bu guclu durusuyla gururlanmalari gerekirken anlamsiz komlekslere kapilarak hayati karmakarisik hale getirmelerinin anlamsizligini?
"Iffet" denen ne menem sey oldugu belirsiz bu kavramla tutsak etmeye, asagilamaya  calisirken kadinlarini, kendi tutsakliklarini da insa ettiklerini, kendilerini asagiladiklarini nasil anlatacagiz?

Bundan birkac yil once ensest ve cocuk tecavuzlerini arastiracagini soyleyen bir beyefendinin, ardindan soyledigi su sozlerden sonra kendisine sordugum sorulari yine sormak isterim...
 Tecavuzlerin oldugu ve konusuldugu bir sirada arka sayfalardaki ciplak kadin fotograflari icin beyefendinin yorumu tek kelimeyle sok ediciydi:
"Onlarda aynı şekilde dikkat çekmeyecek hal,tavır ve giyinişlerde bulunmalılar...Bir anlamda kadınlar da kendilerini bu tarz olaylara açık vericek şekilde konumluyorlar...Gazetenin arkasında poz veren kadın mı utanmalı yoksa bakan erkek mi ? İçimden her ikisi de demek geliyor ama öyle olmadığını hissediyorum...Burda top birazda kadınlarda...." 
Bugun  artik biliyoruz ki bu zihinlere kazinmis dusunme bicimi sadece egitimsizlikle dogru orantili olarak  gelisen, yerlesen bir refleks degildir...
Beyefendiye sordugum sorular soyleydi:

"Topu madem biz kadinlara attiniz X bey;
Erkek hucrelerinize, asirlarin koklesmis inanciyla yerlesen bu dusuncelerinize (!) cevap vermek ya da yorum getirmek degildir amacim, sadece bir soru sormak isterim izninizle...
Madem ki;  ensest ve cocuk tecavuzleridir arastiracaginiz konu, onumuzdeki gunlerde... 


Hani derim, bir arastirsaniz;
1-"Erkekleri tahrik eden cocuk davranislari nelerdir?" 


2-"Anadolu'da her yil, onlarca kiz cocugunun, kendi oz babasindan hamile kalmasinin, bu babalar acisindan hangi agir tahrik (!) sonucu yasandigini???" 


3-" Kadinlari, sadece "bir organdan" ibaret varliklar olarak algilama sigligini inatla surdurmeye ve savunulasi bir tavir olarak yasamaya devam ettiginiz surece, yasamin bizlere (kadina ve erkege) sundugu  dogal hazlari ; hayvani, ilkel, tatmini bes dakikaya sigdirilacak durtuler gibi degil, sonsuz bir armoni icinde ve gercek bir seremoni olarak yasama deneyiminden, hem kendinizi hem de kadinlari mahrum biraktiginiz gercegine bilincinizi ne zaman acacaginizi? 
Sorabilecegim onlarca sorudan sadece uc tanesine bile cevap bulabilirseniz, size doga bilinci ve yasam adina minnettar kalacagim..."
Ucuncu sorumu tum erkekleri ciddi ciddi dusunmeye davet ediyorum..
Kendinizi asagilamaya, hor gormeye daha ne kadar devam edeceksiniz?
Sizin gibi dusunmeyen hemcinslerinizi yuzumuze bakamaz hale getirip, utandirmaya daha ne kadar devam edeceksiniz?
Kadindan korkmanizin anlamsizliginin bilincine bir an once uyanmaniz dilegiyle...

Anjel Dikme
Paris
4-3-2011
00:24:27

2 Mart 2011 Çarşamba

NEDIR IYI INSAN?

Bilirim, Anadolu'nun onemli ogretilerinden biridir: "Olenin arkasindan kotu konusulmaz."

Hepimiz boyle ogrendik.
Hristiyani, muslumani...
Islam inanisinda cenaze  namazinda cemaate ozellikle sorulur: "Merhumu nasil bilirdiniz?" Orada bulunan herkes: "Iyi bilirdik." der hep  bir agizdan..
Bu beni hep dusundurmustur...
Neden yapariz bunu?
Boyut degistiren icin mi, kendimiz icin mi?
Peki ne kadar durustuzdur bu cevabi verirken?
Hic bulundugunuz cenazelerde bu cevabi verirken bir rutini yerine getirmenize ragmen kendinizi ikiyuzlu hissettiginiz olmadi mi?
Peki, nedir IYI  insan?
Yasarken INSANLIK icin olumlu hicbir sey yapmamis, acimasizca elestirilmis birini, neden olunce dunyanin en masum, en durust ki$isiymis  gibi anma geregi duyariz?
Bu sorulari sorarim kendime...
Neden derim? Neden?
Aslinda arzuladigimiz bilge, masum, cocuk yurekli saf sevgiyle yasamis olabilmek hepimizin, herkes icin diledigi bir masal oldugundan midir bu tavrimizin kaynagi?
Su an Paris'te sabahin altisi ve ben okumaya ara verip televizyonu actim...
Cenaze namazi var...
"Erbakan Hoca'ya Veda" yaziyor alt yazida...
Ovguler, ovguler, ovguler...
"Insanlik  icin calisti" diyor biri...
En cok buna tebessum ettim ben... Bu cumleye takildim ...
Neden mi?
Cok kisa bir sure once yaptigi bir konusmayi dinlemis ve bir yazi yazmistim...
Iste o konusmasini hatirladim ben uzulerek..
Nedir insanlik ?
KImlerden olusur?
Sadece "Islam Birligi" midir insanlik?
"Son derece kulturlu bir insandi." diyor mikrofon uzatilan bir baskasi...
Butun bunlari duymak beni daha da uzdu...
Bunca egitimli, birikimli, uzun ve zorlu bir yasam tecrubesi gecirmis biri, yasaminin son gunlerinde asagidaki sozleri ederken hangi dunya barisina hizmet icin calisti?

*"AB'ye girmek isteyen CHP ve AKP arasinda ne fark vardir? 
Gonul gozunuzle bakin, aynilar...
Ikisi de AB'ye girmek istiyorlar. 
AB nedir? Hiristiyan toplulugu.
 Muslumanlari birakip, Hiristiyan topluluguna giriyorsun. 
Nedir Hiristiyan? Hiristiyan nedir?
Su bilmez, temizlik bilmez, banyoya girdigi gibi cikar, aile yok, namus yok..." 
Bagislayin beni ne olur ama baska birsey sormak gelmiyor elimden...
Neden kiziyorum biliyor musunuz?
Siradan insanlarin  hata yapma, istedigini soyleme luksu vardir ama yasadigi toplumun onculugune soyunmus bireylerin sarf ettikleri her sozcuk , milyonlarin dusunce yapisini, tavirlarini sekillendirici bir rol ustlenir. Onlar da  bilirler bunu . Bilincli bir farkindalikla bunu yaptiklari icin, iste en cok  bundan kizarim...
Pek bir saf oldugumdan kizarim bilirim...
Anlamam ben politik hesaplardan falan...
Anlamam kisisel cikar ve oy hesaplarindan...
Anlamam iktidar hirslarindan...
Hem de hiiiiic anlamam...
Bir tek sey sorarim...
Tek sorum vardir olcu olarak dikkate aldigim: Gercekten, tum Dunya Insanlari icin, Insan Kardesleri icin ne yapmistir bu merhumlar?
Hangi ideoloji, hangi din, hangi amac icin  olursa olsun; bolucu, kiskirtici, dusmanlik tohumlari ekmeyi amaclayan, otekilestiren  bir sozun sahibini "Iyi bilirdim" diye anmakla ne kadar durustuz kendimize?
Bana asi ve kotu kadin deyin varsin olsun...
Aliskinim...
Onemli olan tum bu sorulari kendinize sordugunuzda verdiginiz cevap nedir?
En azindan kendinize durust olacaginiza soz verin yeter.
Cevabinizi ben bilmesem de olur....
Anjel Dikme
Paris
2.2.2011
6.54.17

*http://www.toplumsalyakinlasma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=277:ne-mutlu-bar-cin-calanlara-onlara-tanrnn-cocuklar-denecek&catid=904:anjel-dikme&Itemid=656












http://anjeldikme.blogspot.com/2010_09_01_archive.html

26 Şubat 2011 Cumartesi

BEN 'INSAN'I ISTE BUNDAN SEVERIM

VIZGELIR!


Sevgili arkadasim Nuray Bayindir'in persembe aksami beni aramasiyla haberim oldu  her bir cizimini, her bir rengini, her bir satirini izlerken ve  okurken icimde besledigim, inatla vazgecmedigim 'INSAN'a duydugum sayginin ne kadar da hak edilesi olduguna beni  bir  kez daha inandiran sergiden...

"Adil Okay'in sergisi var" dediginde ilk tepkim; "Diyarbakir gurubundan tanidigim Adil Okay mi?" oldu... "Evet bir mahpus resimleri sergisi" diye ekledi Nuray...
"Mutlaka gormek ve Adil beye bu emeginden oturu bizzat tesekkur etmek isterim." dedim.

Sergi eski adiyla Ahmet Kaya Kurt Kultur Merkezindeydi...
Ismi hala duruyor kapinin girisinde kocaman harflerle...
Kurtce ismi: Akadêmiya Hunêr û çand a Kurdîstanê.
Ilk kez geliyordum buraya...
Ahmet Kaya'nin adini gormeyle  duygularimin huzunlere  kaymasi dogal bir surec gibi gelisti ruhumda...
"Merak etme sevgili Ahmet sen de benimlesin, beraber gezecegiz sergiyi" sozunu vererek girdim iceri, kapiyi acarak beni simsicak karsilayan canlarla birlikte...
Unutuldugunu sanmamaliydi... 
Bizimleydi hep, bilmeliydi...

Bundan sonrasini nasil anlatmaliyim bilemiyorum...
Tanistigim guzel INSAN'larin kendilerini mi anlatmali yoksa serginin uzerimde yarattigi etkiyi mi?
Sergiden sonra duzenlenen paneldeki her ulkeden konusmacinin inancla,  ozde de soylediklerini yasadiklarina vucut dilleriyle bastiklari muhurden mi  soz etmeliyim?

Oncelikle benim acimdan son derece verimli birkac saat yasadigimi soylemeliyim...
Serginin hikayesini  sanki cok siradan bir is yapmis gibi anlatan sevgili Adil Okay'i dinlerken bir yandan da sergilenen cizimlerdeki detaylarda sakli yurekleri kesfettikce duydugum hayranligi ve saygiyi anlatmak isterim en cok...
Diyarbakir yahoo gurubundan zaten biliyordum  Oyku'nun mektuplasma seruvenini...
 Evet seruven.. Bu sozcugu bilerek sectim....

'Seruvende tehlike vardir,  cesaret vardir...
Bazen kendinize, bazen de birilerine yardim icin atilirsiniz seruvene...
Burada benim olcum "Yasam severlerin" seruven anlayisidir ki sanirim bunun uzerini vurgulamaliyim yanlis anlasilmamak icin...

"Olum severlerin" seruven anlayisi tam ziddi bir surec izler ki su an konumuz disidir gecelim...

Insanin yasama sarilisindaki azmi, onuru gordum ve dinledim ...
Bu bir sergiden cok daha fazlasiydi... Fazlanin kaca carpimiydi bilemiyorum...
Bu sergi insanin yasama her kosulda sarilisi, zalime inceden inceden karsi durusuydu...

"VIZGELIR" karikatur dergilerinin adi...
Bu nasil bir anlatimdir tek sozcuge sigdirilmis... 
Yasadiklari onca aciya, haksizliga karsi onurlu ve buram buram umut kokan duruslarini baska hangi sozcuk boylesine kisa ve net anlatabilir? 
Bu karikaturun onunden ayrilamadim...
Tekrar tekrar donup seyrettim...
Naksettim zihnime...Unutmamaliydim asla....
Fotograf karesinde dondurdu  o ani sevgili Adil Okay, ne de guzel etti...
Ne cok tesekkur borclandim kendisine bilmez...

Birincisi;  "Ben tek basima ne yapabilirim ki?"  cumlesindeki kolayciliga siginan insan kardeslerime verecek bir cevap daha sundugu icin bana tesekkur ederim...

Ikincisi; haksiz yere hapishanelerde yillarca tutulan, hasta, olumu beklerken bile egemenin bas egdirmeye calistigi kardeslerimize umut oldugu icin tesekkur ederim...

Ucuncu tesekkurum bu degerli emegini usenmeyip Paris'e tasiyarak kendisine tesekkur etme firsatini bana sundugu icindir...
Her biri ayri ayri uzerinde soz edilmeyi hak eden mektuplar, zarflar, birer sanat eseri kartlar ve karikaturler...
Bu insanlarin ellerini tek tek sIkmak istedim...
Tek tek sarilmak hepsine...

Kenarda bir masa ve uzerinde, icinde hapishanede yatan insanlarimizin adresleri yazili fislerle dolu bir sepet, onun hemen yaninda ziyaretcilerin dusunce ve duygularini paylasmalari icin konmus  bir defter...
Kalemi aldim, yazmak icin oturdum ve yazili son sayfasi acik halde duran defterdeki imzayi gorunce hemen etrafima bakindim, imzanin sahibi degerli  Sehmuz Guzel'i gorme umuduyla "Sehmus  bey de burada mi?" diye sordum...
Az once ciktigini uzuntuyle ogrendim...
Yine gorusemedik Sehmus dostla...
Bu kacinci kacan randevuydu be can?
Vardir bir hikmeti deyip teselli etmeye calistim kendimi...
Ama telefon  tasimadigina uzulmedim desem yalan olur  Sehmus can bilesin... 
William Saroyan'in, tam olarak hatirlamadigim ama suna benzer bir sozu vardir;
 "Herkes yasarken hakkinda birkac soz edilmeyi hakeder."
Iste bu baglamda, bu isi gercekten layikiyle yerine getirdigin icin, degerlerimize yasarken kulak verip, onlarin hikayelerini kitaplastirdigin icin sana da uzun zamandir aktarmayi  dusundugum tesekkurumu iletmek isterim...
Emeklerin, hassasiyetin icin sagol sevgili Sehmus ...

Yazimi yazdim ve  sepetten bir isim de ben cektim...
Okudum... Gulumsedim..."Yine mistik birseyler dolaniyor" dedim kendi kendime...
Diyarbekir hapishanesinden bir cani secmisti elim...
Ne ister benden Diyarbakir?
Neden hep "Buradayim Anjel" diye seslenir bana ?
Gelecegim dinlemek icin bana soyeleyeceklerini "Sirrini Taslarina Fisildayan" dogdugum sehrimin....
Kulagima fisildayacaklarini kendime saklayabilecek miyim?
Iste bunu bilemem, hic bilemem...

Soyledim sizlere bu,  sergiden cooook cok fazla bir seydi...
Ben yasam severlerle  bulusmustum yeniden...
Sevgili Adil Okay gerceklestirdigi bu inanilmaz calismayla yeniden;  "Umuda siginmak tembelliktir" diyen sozdeki gercek payini hatirlayip umudun kendisi olma hallerinin bizlere daha cok yakistigini deneyimlemenin keyfini surdum...

Son soz mu yazmaliyim?
Yok yaz(a)mayacagim bugun...
Varsin boyle yarim kalsin bu satirlar...
Cunku oyle cok sey var ki yaziya dokulemeyen...
Bitirmis olmak icin bitirmek bana  gore degildir varsin yarim kalsin bu yazim...
Boyle kabul edin, hosgorun...
 "Ben INSAN'i iste bundan severim!" dedim ya hani; bunu anlayin yeter bana..

Anjel Dikme
Paris
27.2.2011
00:16:09






21 Şubat 2011 Pazartesi

YATAKTA YASAYANLAR





Adini simdi aciklamak istemedigim bir menejerlik ve yayin sirketi, radyo programimda beni dinledikten sonra, sesimin rengini begenip bana bir teklifte bulundu...
Sesimin kullanilacagi bu calisma, dalinda 'ilk' olacak ...
Uzun soluklu bir calisma sureci gerektiren bu projenin gerceklesebilmesi icin benim Istanbul'a gelip studyoya girmem gerek.
Zamaninin gelmesini bekler bu gerceklestirmeyi cok istedigim calisma.
Bu nedenle surekli iletisim halinde oldugumuz bu sirketin sahibiyle gecen gunku bir sohbetimizde bana " Senin kitaplarini ben yayinlayacagim, sirketimizin yazarlarindan olmani istiyorum" diye yeni bir teklifte daha bulundu.

Kitaplarimi yayinlamayi istediklerini daha once de laf arasinda soylemislerdi ama oylesine gecmistim...
Bu sefer kacamadim ve "Ilk kitabim Lîs yayinlarindan cikacak mart ayinda ama isterseniz hastaligimin baslangici ve seyriyle ilgili bir kitap tasarlarim uzun zamandir.
Ilgilenirseniz bunu size yollarim." dedim
"Evet, hemen yazmaya baslayin lutfen" dediler.
Kitabin icerigine dair detaylari konustuk ve bu motivasyonla ben hemen yazmaya koyuldum. Zaten gundelik yasamimda hic durmadan zihnimde donup donup yazdigim, en cok "Beni yazmalisin" diye dayatan kitabimi.
Birinci bolumu bitirdim,ikinci bolumun sonunda biraz ara vermek istedim.
Aci anilari yazmak, o anlari tekrar an ve an yasamak demekmis tekrar deneyimledim.
Rahmetli babam, kendi anilarinin devamini yazmasini istedigimizde "Yazamiyorum kizim, sinirlerim bozuluyor, o anlari yeniden yasiyorum" derken ne cok hakliymis...Nur icinde yat babam.

Verdigim arada televizyonu actim.
Fransiz devlet televizyonunun TF1 kanalinda "C'est Quoi  L'Amour?" programina denk geldim..
"Sevgi Nedir? diye soruyor ve ornek yasamlari, siradisi(!) iliskileri aktariyordu izleyicilere.

Bu geceki programin konusunu ve konuklari ogrenince gulumsedim.
'Gel de mistik bir cevap bulma bu tesadufte' diye dusunmeden edemedim.
Sirasiyla gidecegim.
Ilk cift; her ikisi de tekerlekli sandalyedeler, erkek 50 kadin ise 40 yasinda. Bir dans kursunda tanismislar ve asik olmuslar birbirlerine.
Sasirmayin. Bu konularda ortaya cikar avrupanin farki. Engellilerin katildigi bir kurstur bu.
Evlenirler ve cocuk sahibi olmak isterler. Yaparlar istediklerini.
Nasil da guzel bir bebek tanrim...
Mavi mavi bakan gozleriyle, mutluluk gulucukleri saciyor.
"Baskalari altini degisirken donup duran bebegim, ben tek elimle altini degistirdigimde sanki biliyormus gibi durumumu asla kimildamiyor ve sabirla isimi bitirmemi bekliyor. Yardimcimiz sasiriyor bu duruma." diyor tekerlekli sandalyesindeki anne.
Esiyle birlikte sinemaya, tiyatroya gidiyorlar. Basbasa aksam yemekleri yiyorlar restoranda.
"Mutlu olmak icin herseye sahibiz" diyorlar yureklerinin sicakligini yansitan guluslerle...

Ikinci cift; cok guzel bir kadin otuzlu yaslarinda. Kisa kesilmis saclariyla, kendi durumuyla dalga gececek kadar cesur durusuyla beni kendine hayran birakti.
Yeryuzunde 900 kiside bulunan cok nadir bir hastaligin kurbani.
Ne yazik ki 12 yasindaki ogluna da tasimis bu hastaligini.
Esi O'nun bu hastaligini bilerek evlenmis kendisiyle.
Birbirlerine bakislarinda gorebiliyorsunuz bu sevgiyi.
Ayak ve el parmaklarinda gelisen bir hastalik.
Acidan ayaklarinin ustune basamadigindan evin butun islerini dizlerinin ustunde yapiyor. "Bugun dizlerim saglam ama agrimaya basladilar. Onlar da yorulursa baska bir cozum bulacagim" diyor gulerek.
Tekerlekli sandalyede sokaga cikmayi yeni yeni kabullenmis.
Esi hafta sonlari karisinin rahat etmesi icin elinden geleni yapiyor.
O'nun calismasina izin vermiyor ve sevdigi kadina hizmet ediyor mutlulukla ama acisini dindiremedigi icin yuzune yerlesmis bir caresizligin acisi esliginde.

Ucuncu cift; Senegal'de tanismislar.
Kadin Fransiz bir Hristiyan, erkek siyah derili, gulunce aydinliklar yayan bir Musluman erkek. Cok gencler otuzlu yaslarda her ikisi de.
Burada da hasta olan kadin.
Ilk cocuklari 4 yasinda henuz. Hastaligi cok hizli ilerlemis. O da tekerlekli sandalye ile cikabiliyor sokaga.
Ikinci bebegine hamile. Bu ikinci bebek icin cok dusunmusler cunku evde her isi baba yapiyor. Yemek, temizlik, alisveris vs. .
"Ozel birsey yapmiyorum cok normal yaptiklarim. Tek uzuldugum sevdigim insana yardim edememem. Caresizligim." diyor.
Bir bebek gibi bakiyor esine.
Kucaginda tasiyip arabaya koydugu an "Uf! zordu." demesine icim yandi ama saygiyla. Cocugunu ve annesini tasimisti, haksiz sayilmazdi. :))
Bu genc adama hayran oldum en cok.
Kendi ozel ilgi alanlarini da aksatmiyor sevdigi sporu yapiyordu, calisiyordu.

Dorduncu cift; kadin 1, 28cm boyunda, erkek son derece yakisikli ve saglikli.
Birinci cocuklari sarisin dunya tatlisi bir kiz cocugu ve saglikli.
Ikinci cocuklarinin annenin kaderini paylasacagini bilerek istemisler ve  su anda sekiz yasinda olmasina ragmen sadece 3 yas cocugu kadar gelisimi var bedenen. Zeka yasi normal seyrinde.
En zorlarina giden insanlarin kucumseyen, yargilayan bakislari.
Sanki normal(!) olmanin, normal sayilmanin bir olcusu varmis gibi.
Bu yazinin konusu bu olmadigindan geciyorum simdi bunu.

Tum bu gercek yasam hikayeleri bana kendi gercegimi dusundurdu haliyle.

23 yillik arkadasim olan spondylarthritis-ankylosant'la iliskimi ve bana cok pahalliya mal olan   arkadasligini.
Asinda davetsiz bir misafirliktir yaptigi bu  yuzsuzun ama neylersiniz ki basa gelen cekiliyor. :))
Gittikce ilerleyen, sonunda tekerlekli sandalyede gezintilere onay vermek zorunda kalacagim gunlere gebe bir hastalikla yasamayi kabullenmektir  bu anlayacaginiz...
Gunlerimin cogu yatakta gecer.
Uzanarak yazmak zorundayim yazilarimi.
Uzanarak okumak zorundayim kitaplari.
Yani hep bir uzun oturus halindeyim. :))
Bir haftadir receteyle sahip olunabilen bir 'mercedes'im var.
Memlekette var mi ben gibi kullarin gunluk yasamini kolaylastirmak icin tasarlanmis bu gibi seyler bilemiyorum.
Olmadigini dikkate alarak anlatayim biraz.
Surmesi yormasin diye kocaman tekerlekli tasarlanmis, onunde alisverisinizi koyabileceginiz bir sepeti, yoruldugunuzda oturabileceginiz sandalyesi olan bir arac.
Itiyorum gidiyor. Ben onu degil, o beni tasiyor.
Nasil mutluyum bir haftadir.
Oleeeyy diye bagirasim geliyor.
Kendi alisverisimi kendim yapabiliyorum artik kimseye muhtac olmadan.
Bu nasil bir ozgurluktur ben gibi yasami boyunca her isini kendisi yapmis, aktif bir insan icin bilemezsiniz.

Tum bu yazi neden yazildi merak ediyorsunuz biliyorum.
Soyleyecegim.
Hani insanlar evlenirken soz verirler ya birbirlerine "Iyi gunde kotu gunde, hastalikta ve saglikta" diye.
Ustelik hristiyan dinine mensup olan ben gibi kullariniz en kutsal sayilan yerde, 'Horan'*da veririz bu sozu birbirimize.
Oysa gunumuzde ne azdir bu sozunu tutanlar.
Soylemek kolay, yapmak zordur cunki.
Neden mi zordur?
Sevgi... Gercek sevgi olmayinca zordur.
Yukaridaki hikayeler bana; saglikli iken  evlendigi esinde bir sure sonra ortaya cikan hastaliklardan sIkIlan ve "Bu agrilarin tutunca bir yer olsa da gitse. Gecince geri gelsen. " diyen,
ifade etmek icin sifat bulamadigim insanlarin varligini hatirlatti aciyla...

Siz agrinizdan sagdan sola donmekte zorlandiginiz icin rahatsiz olan ve; " Bu yataktan ya sen git, ya ben gideyim" diyen buyuk bir askla sevdiginiz erkeginizin bencilce tutumunu hatirlatti.

Bir zamanlar bir yerlerde okumustum.
Neredeydi su an hatirlamiyorum ama hayatlarini bilincli olarak yatakta gecirmeyi secen insanlardan soz ediyordu.
Yemeklerini yatakta yiyor, kitaplarini yatakta okuyor, resimlerini yatakta yapiyor, yapilabilecek her seyi yatakta yapiyorlarmis.

Ne dusundum biliyor musunuz?
Guluyorum kendi halime.
Siz gulmeyin ne olur.
Umut fakirin ekmegi derler ya hani iste oyle bir sey bu...

Derim ki kendi kendime; belki ben de bir gun bu yatakta yasamayi sevenlerden biriyle karsilasirim ve hayat ortagim olur kimbilir?

Insanin sadece bedenden ibaret bir yaradilisi olmadiginin bilincine ermis kullar da olmali bir yerlerinde yeryuzunun.
Kadini bir delikten ibaret goren zihniyetin, bu bakis acisiyla erkegi de birkac gram etten ibaret bir mahlukata indirgediginin korlugunde olanlara en guzel cevaptir sizlere anlattigim bu gercek yasam hikayeleri....

Tum bu yasam kahramanlarina ben kendi adima minnettarlik duydum.
Umudumu yeniden yeserttikleri icin...
Ve; bekliyorum seni diyorum...
Sadece sevginin kendisi olmayi birlikte deneyimlemek icin...
Geleceksin biliyorum...
Gelde sadece SEVGI olalim birlikte...
Utanmadan yasayalim son demi...

Sadece 'INSAN' olmanin keyfinde...

Anjel Dikme
Paris
21-2-2011
2-59-59


20 Şubat 2011 Pazar

MERCI BIEN JOHNNY



Incinen kadin yurekleriniz icin en dayanilmazi nedir diye dusunmussunuzdur bilirim.
Peki cevabi bulaniniz var midir?
Ihanete ugradiginizda, taciz edildiginizde, iftiraya ugrayip yapmadiginiz seylerle itham edilmenin cirkin zorluguyla savastiginizda nedir sizi biraz olsun iyilestirecek olan sozcuk?
Icinizdeki kucuk kizin yaralari her kanatildiginda hangi sozcuk biraz olsun durdurur kanamalarinizi?
Dogustan bir genetik miras olan hastaliginizin bile suclusu(!) olarak siz goruldugunuzde duydugunuz o anlatilmaz gercek yalnizligi hangi sozcuk azaltir?
Nereden mi geldi bu sorular aklim?
Johnny, Johnny Hallyday'in bir sarkisidir butun bu sorulari sorduran bana.
Hani "Sen de mi Brutus? Oyleyse yikil Sezar" halleri vardir ya hayatin bazi tecrubelerinden sonra duyulan derin umutsuzlukta...
Hani yasamin istenciniz disinda dayattigi yasan(ma)misliklardan bile, sorgusuz sualsiz hakkinda kalem kirilan tek mahkum sizsinizdir ya...
KI bu mahkumiyet, olayin kendisinden daha yikici ve yaralayicidir ya hani sevgiden baska dili olmayan ruhlariniza...

Digerlerinin degil ama en cok guvenip sevdigi Brutus'un bicak darbesini yiyince  mucadeleyi birakip yikilan Sezar hallerindeyken her zaman oldugu gibi beni hic yalniz birakmayan , "Sen benim  sevinc gozyaslarimsin" dedigim ilk yegenim Lerna'm yanimdaydi...
Bende kaldigi bir gece sabahlara kadar sohbet etmistik.
"Hokkur (Hala) sana bir sarki dinletecegim" dedi ve Johnny Hallyday'in Pardon diye haykirdigi sarkiyi caldi.

O guclu sesiyle:
"Af dilemeye geldim sizlere
Af dilemeye tum erkekler adina
Ki; sevmek fiilini asla ogrenemediler
Ki; asla anlamadilar sevginin gucunu, hayatin guzelligini.

Affedin!
Sevmeyi bilmeyen tum erkekler adina 
Oh! Affedin!
Asla sevmemis erkekler adina 
Oh! Affedin
PARDON
diye sesleniyordu kadinlara...

Sozlerini Erick Bamy, Yvan Cassar ve Philippe Labro'nun yazdigi bu besteyi defalarca dinledim...
"Fransizca bilmeyen  kadinlar da  bilmeli bu sarkiyi, hadi gel cevirelim sozlerini Turkce'ye" dedim Lerna'ya.
Sabahin ilk isiklarinda  ceviri tamamlanmisti...

Af dilemeye geldim
Af dilemeye, ARKADASLIGIN  degerini bilmeyen tum erkekler adina.
Ki; asla tanimadilar bir cocugun gozyaslarini
                                bir kadinin gulusunu....

PARDON!
Bakisini ver bana
Isigini ver bana
Sevgiyi ver bana
Bunsuz, evet, umutsuzum...

Ogret bana sevmeyi...
Ogret bana sevkati...
Yik aliskanliklarimi...
Yik yalnizligimi...

Oh! Affedin (Pardon)

"Yik aliskanliklarimi", "Yik yalnizligimi" diyen cumlelerini dusundum...
Bu ozuru dinlerken, bir yandan nihayet  en azindan bazi erkeklerin bunu dusunebilmis olmalarindan dolayi hafiflediginizi hissederken, bir yandan da isin  en zor kisminin halledilmesinin yine  sizden yakarislarla  beklendigini duymak, aci bir tebessum yerlestiriyor yureginize...


Bu aci tebessume ragmen ihtiyaciniz oldugunda bir ilac  niyetine bu PARDON'u dinleyin derim....
Bu satirlari  yasamlari boyu bir OZUR beklemis tum kadinlar icin yazdim....

Anjel Dikme
Paris
20-2-2011
3-53-57

https://www.youtube.com/watch?v=GDDtnotD1B4&list=RDGDDtnotD1B4&start_radio=1
 
http://www.youtube.com/watch?v=UmPG4EdfnC0&NR=1&feature=fvwp