İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

27 Aralık 2025 Cumartesi

Kızılcık Şerbeti Mi Baba Şiddeti Mi ?

     
‘Hem var hem yok olan babalara.’

‘Bir çocuğun, annesiz babasız geçen her bir günü, aynı zamanda bir anneyle babanın çocuksuz geçen bir günü. Yokluğun özlemi karşılıklı.’ Demiş Elif Güney Tütün.

‘Bir Odadan Bir Odaya’ adlı kitabında.

Dünyaca ünlü bir sinemacının, tüm yüreklere taht kurmuş, kurabilmiş insanın, bir baba olarak kızının yüreğinde iyileşmeyecek yaralar açıp, bir ömrü bu yaraların açılışına sebep olan nedenleri anlayıp iyileşmeye çalışarak geçirmesine neden olabileceğini bir kez daha görüyorsunuz.

En zoru budur; ‘Varken’ ‘Ol(a)mayan’ babalara sahip çocuklar olarak yaşamak…
Ne mutlu; dördüncü boyuta gitmiş babalarını güzel anılarla hatırlayabilenlere…
 
Ne mutlu; yokken bile hep olan babalara sahip olma şansına sahip olanlara…

‘Varken’ ‘Yokluğunu’ yaşamak bir babanın, içinizde hep yaraları kanayan bir çocuk bırakır yaşamlarının izdüşümlerine…

Çocuk hıçkırıkları duyulur derinden derine ruhlarının…

Anlaşılmak, avutulmak, teselli edilmek, gurur duyulmak, taktir edilmek, sevilmek isterler doyumsuz. Bazen azıcık…

Kim severse sevsin; o olupta olmayan babanın yerini alamayacaktır, bu sevgili, dost, arkadaş, kardeş, ana…

Babalar gününüz kutlu olsun !’’

Yukarıdaki satırları ; eski bir arkadaşın 2012’de Babalar Günü için benden talebi üzerine kaleme alıp, bloğuna yollamıştım.

Aklıma düştü.

‘Kızılcık Şerbeti’ ceza alınca hatırladım yeniden.

‘Ne ilgisi var ?’’ Dediğinizi duyar gibiyim.

Anlatayım.

Baba evi, içine doğduğu cehennemidir bazı kadınların…

Bu cehennemden kaçmak için önlerine çıkan ilk erkekle evleniverir bu kadınlar.

Çoğu; başka bir cehenneme gittiklerinin farkına ilk tokadı yediklerinde varırlar.

Atılan tokatlar her zaman fiziksel değildir. Psikolojik şiddetin tahribatı geç farkedildiğinden, iyileşme süreci bazen bir ömür alır…

Dövülür, hakaret görür, psikolojik şiddete maruz kalır, aşağılanırlar.

Erkek çocukları da nasibini alır bu şiddetten.

Baba şiddetini yaşayan çocuklar, tuzla buz olmuş benlikleriyle var olmaya çalışırlar…

Kimse konuşmak istemez bu gerçeği.
Ya da konuşurlar ben bilmem.

Bütün bunları neden anlattım?

‘Kadına şiddet var!’ Deyip ceza verdikleri dizilere baktığımda gördüğüm ortak noktanın; kadın dayanışması olması düşündürücüdür.

Uğradığı zulme, işkenceye, tecavüze boyun eğmeyip hakkını arayan, baş kaldıran karakterlerin olduğu senaryolar öfkelendiriyor ataerkil zihniyetin bekçilerini.

Yürek Çıkmazı, Yalı Çapkını, Ateş Kuşları, Taçsız Prenses, Ömer vs. Dizilerinde baba şiddettinin en üst boyutlarda sergilendiğini görüp de bu konuda tek laf etmeyenler, kadına şiddetin doğup beslendiği, öğretilip, normalleştirildiği aile kurumunu masaya yatırmaktan kaçarak, özgür ve hak arayan kadın karakterlerden aklı çıkan mevcut yapının savunucularının hedef şaşırtma taktiği olarak kullandıkları; boyun eğmeyen, direnen kadın karakterlerin olduğu dizilere yasak getirip, ceza kesmelerinin bir tek nedeni var: KADIN DAYANIŞMASINI ENGELLEMEK !

Kadın dayanışmasının öğrenilmesinden, yaygınlaşmasından KORKMAK!

Kısacası bu yazıyı yazma nedenim; yasaklanan dizilerde, yasaklama sebebi olarak öne sürülen ‘Kadına Şiddet Var’ argümanının sahteliğini ifşa edip, sahteliğine not düşmektir.

Bazı diziler yasaklanıp, ceza alıyor çünkü bu senaryolarda KADIN DAYANIŞMASI var!

Kadınlar birleşirse hükümdarlıklarının alaşağı olacağını çok iyi biliyorlar.

Ve bunun olmasına vesile olabilecek materyalleri engellemek için ellerindeki her yöntemi deniyorlar, denemeye de devam edecekler.

Denesinler!

Bir şeyi unutuyorlar, hatırlatayım!

Femtrak’ın sloganı en kısa ve öz anlatımdır, alıntılıyorum;

‘Kadın dişidir.

Dişi dişlidir.’

Anjel Dikme

Kayıp ilanı: Vicdan aranıyor



“Acı gerçek, ‘Bizi yükselten yalandan daha yararlıdır.”

V. I. Lenin

Bilmiyorum denk geldiniz mi?

Okudunuz mu son günlerdeki tartışmaları?

Hani şu “İlk gece hakkı” tartışmalarını.

Bir Türk ERKEK tarihçi söyledi.

Bazı Kürt ERKEKLER’i feveran etti.

Bazı kadınlar bile, akademik dilli yorumlarda bulundu.

Yüz bilmem kaç imzalı, durumu toptan reddeden imza kampanyaları yapıldı.

Bu kampanya için verilen numarayı aradım. ‘’Sason’da ailemin kadınlarının buna maruz kaldıklarını. Haberiniz yoksa söylüyorum, bilin lütfen toptan reddetmeyin, metniniz toptan reddediyor.

Taner Akçam nasıl “Kürtler” diyerek, genelleme yaparak, bir yanlış yaptıysa, siz de toptan reddedişle, aynı yerde konumlanıyorsunuz.” Desem de dikkate alınmadı meramım.

‘’Acınızı anlıyoruz.’’ dediler.

“Bu uygulamayı Cengiz Han yasallaştırmıştır.” da dediler.

Yani; bu uygulamanın olduğunu, bildiklerinin itirafıydı bu.

Buna rağmen imza metnine;
“Sason’da, Zeytun’da yapan bazı ağalar vardı.” detayını düşmeye gerek görmediler.

Bazıları yine “Namus” deyip durmuş.

“Ermeniler ve Kürtler bu kadar namussuz.” değillermiş.

Herkes erkekleri aklama derdine düşmüş yine.
Bütün bu kargaşa, gürültü içinde benim sesim yine duyulmamış.

‘Benim sesim’ dediğime bakmayın, demek istediğim; bu zulme, tecavüze maruz kalmış kadınların sesidir duyulmayan.

2009’dan beri Nor Radyo’da yıllarca her 24 Nisan anma, özel programlarında bunu dile getirdim. 2015’ten beri davet edildiğim her konferansta “Kadın gözüyle Soykırımı” konuştuğumdan, anlattım bütün bunları. Lakin olumlu ya da olumsuz hiçbir tepki almadım.

2021’de bir Türk ERKEK tarihçi söyleyince infial yarattı.

Bunun nedenleri de ayrıca tartışma konusu.

Ben bu hikayeleri Sason’lu ailemin kadınlarından dinledim. Onların çektikleri acılara şahidim…

Kaçırılmaya çalışılıp, son anda kurtulan M. yengemin geceleri uykularından hâlâ korkuyla, kabuslar görüp çığlıklarla uyandığına şahidim.

Bu zulmü yaşayan on kadın bile varsa, onların anısı hatırına bir susun artık derim!

Bir utanın artık!

Bunu yapan üç-beş Ağa varsa ki var, onları aklamaya çalışmayın artık!

Kadınlar!

Sizedir sözüm.

Ataerkil yapı kadına yapılan zulmü, tecavüzü aklamanın peşinde. Abonesi olduğum Fransızca derginin geçen sayısında Jean Dark’ın nasıl ‘aslında yaşamadığının’ propagandasının yapıldığı bir dönemi anlatıyor. Neden biliyor musunuz?

Çünkü hakim patriyarkal zihniyet 14 yaşında bir kızın zırh ve kılıç kuşanıp, ordunun başına geçip, savaşı kazanmış olmasını erkekliklerine yediremiyorlarmış.

Toprak Baronlarının (Senyör) ilk gece hakkı uygulaması da bu bağlamda “Yok böyle bir şey” denerek unutturulmaya çalışılıyor.

Avrupa “Erkeğinde” durum buyken bizim coğrafyadaki “Erkeklerin” “Namus” deyip “İlk gece hakkı” zorbalığını toptan reddetmesi beni şaşırtmıyor.

Gülizar’ın hikayesini bilirsiniz.

Gulo… Hani şu adına Kürtçe, Ermenice ağıtlar yakılan Gulo…

Tarihçi Anahide Ter Minassian O’nun torunu. 2019’da ölümünden bir kaç yıl önce Sason’u ziyaret ettiğinde büyükannesi Gulo’yu kaçıran Musa Ağa’nın torunlarını bulur. Konuşur, anlatır olanları.

“Gülizar’ın, Gulo’nun torunuyum der.”

Olay mahkemeye düşen ilk dava olma özelliğini taşımaktadır.

Resmî mahkeme kayıtları tutulmuş bir yaşanmışlık gerçeğine rağmen, torunları inanmazlar Anahit’e.

“Dedemiz yapmaz öyle şey!” derler.

Biraz vicdan lazım insana. Çok değil biraz VİCDAN!

21. Yüzyılda bu coğrafyada hala çocuklar tecavüze uğruyor.

Kadınlar satılıyor, kesiliyor, yakılıyor, tecavüze uğrayıp öldürülüyor.

Bazı Müslümanlar, diğer kesim Müslümanlara ‘’Bunların karıları ve kızları ganimet olarak bize helaldir, verin onları.’’ diye seslenebiliyor.

Karakollarda, hapishanelerde insanlara işkence yapılıyor.

Bütün bunları yapanlar da birilerinin dedesi, babası, oğlu, kardeşi değil mi?

Hiç kimse ağaç kovuğundan çıkmıyor.

Kadınlar! Kardeşlerim!

Bu seslenişim, bu mektubum sizleredir. Bu uygulama, ritüel, adet ne derseniz deyin işte, vardı!

O kadınları dinledim…

Size bir şey daha söyleyeyim.

Saatlerce konuştuğum ne babam, ne dedem, ne Muşeh eniştem kadınların yaşadıklarına dair tek kelam etmediler bana.

Utanç mı yoksa kadını onlar da bir meta olarak gördükleri için mi bilemiyorum.

Bütün yaşananları kadınlardan dinledim, kadın sohbetlerinde anlattılar her şeyi.

Ben onlara inanıyorum.

Hiç gülmeyen, acılarının ifadesini haykıran gözlerinin şahidiyim.

Sizler de bilin istiyorum…

Duyulmayan seslerine ses olur musunuz?

O kadınların acılarına tercüman olur musunuz?

Anjel Dikme

Söz Kirlendi

Kirlenmiş her sözcük tahribat gücü yüksek bir bomba gibi düşüyor ruhlarımıza. Paramparça ediliyoruz!


“Yok hiçbir şeyi anlatacak sözcük yok artık.
Hiçbir dilde kalmadı…
İNSAN’IN dilini yeniden yaratmak gerek…”

Anjel Dikme

“Uzman” enflasyonu yaşanan günümüzde; akademisyeninden, dil uzmanına, edebiyatçısından, sanatçısına ucuz, provakatif dile rağbet etmelerinin sonucu olarak özensiz, dikkatsiz sarfedilen sözcükler; “Nefret”, “Öteki”, “Ayrımcılık”, “Empati yoksunluğu” v.s olarak birer bomba gibi iner durur toplumun üzerine.

Kirlenmiş her sözcük tahribat gücü yüksek bir bomba gibi düşüyor ruhlarımıza. Paramparça ediliyoruz!

Sözcüklerle kanatılır yaralarımız, sözcüklerle öldürülürüz…

Sözün kirlenmesiyle başladı kötülük, yalana bulaşan sözcük, ruhunu yitiren, anlamı boşaltılan sözcük.

Dokuz yaşında babasını kaybetmiş oğlunu “Seni ben istemedim baban istedi. Baban seni severdi ben abini.” diyerek büyüten annenin zalimliğinde, sevgisizliğinde kirlenir söz.

Ve sevmeyi öğrenmediği için sevilmeyi de bilmeyen bir adam yetişir.

Çocuklarına mütemadiyen “Sen aptalsın”, “Sen yapamazsın”, “Sen geri zekalı mısın?” diyen ebeveynler kirletir sözü.

Kendine güveni olmayan korkak bireyler yetişir.

Kızına ilk regl olduğu gün “Bok mu vardı kirlendin!” diyen anne kirletir sözü.

Kızının kadın benliği kirlenir, analık zedelenir.

Kendini onarmak için yıllarını harcayacak bir kadın yetişir.

“Gavur” der durur birileri.

Gavur sözcüğünü kullananların inancı kirlenir…

“Negro” der “Beyaz adam.”

Dilindeki nefret yüreğinin karanlığındandır. Sözcüklerinden katran akarken yeryüzüne, teninin beyazlığı aklayamaz “beyaz adamı(!)”

Sözcüklerimizle yavaş yavaş öldürürüz birbirimizi.

Dilin üslubu, adabı bozulunca, söz kirlendi.

Muhatap alınan kişinin duygularına aldırmadan, saf aklın kibriyle kurulan cümlelerde; söz kirlendi.

Akılla harmanlanmayan, sırf duyguyla kurulmuş cümlelerde; söz kirlendi.

Duygusuz akılla, akılsız duyguyla sarfedilen cümlelerde; söz kirlendi.

Önce sözcükler temizlenmeli.

Sözcükleri temizleyelim ki zihinler berraklaşsın.

Zihinler berraklaşsın ki sağlıklı, önyargısız, insani *”Değerler bilgisinin” ışığında düşünebilelim.

Düşünebilelim ki yeni, eşitlikçi, özgür yaşam biçimlerini inşa edebilelim.

Önce söz ve doğa vardı.

Söz kirlendi, insan çürüdü.

Sözü temizlemekle başlayacak her şey… Yeniden.

Anjel Dikme

* Ionna Kuçuradi – Filozof

24 Ağustos 2016 Çarşamba