İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

18 Ağustos 2010 Çarşamba

NEDİR AMİRA ZİHNİYETİ?



'Amira Zihniyeti' sözünü duyduklarında "Amiralik kalmış mı ki Amira Zihniyeti kalsın?" diye tepkide bulunan Ermeni toplumunun bireylerinden bazılarının, konuya at gözlüklü yaklaşımlarını tekrar gözden geçirmelerini sağlayabileceğini düşünerek birkaç anımı aktarmak isterim....


Bu konuyla ilgili olarak daha once iki bolum halinde kaleme aldigim yazilarimda,  Amira Zihniyeti derken sozcugun anlamini neyle yukledigimi aciklamamin konuya yabanci olan okuyucularin da yazilarin icerigini daha iyi kavrayabilmelerine yardimci olacagini dusunuyorum...




1992 yılında İstanbul’un en şık semtlerinden olan Nişantaşı’nda açtığımız gümüş satış mağazasının boydan boya cam olan kapısına, ustamızın Ermenice 3 harften oluşan ve mallarımıza patent olarak vurulan adının bir kopyasını yazdırmıştım...


Bu hem patent işlevi görüyor hem de bir marka olarak, müşterilerimizin zihinlerinde görsel bir aşinalık oluşmasına yarıyordu...


İstanbul’u tanıyanlar bilirler; Kurtuluş, Feriköy ve Pangaltı, Nişantaşı’na çok yakin semtlerdir...


Bu semt sakinlerinin çoğunluğu Hristiyan azınlıklardan oluşur(du).


Mağazayı açtığımızın ilk yıllarıydı...


Bir gün; son derece şık giyimli, elinde giysisini tamamlayan şıklıkta bastonu ile seksenli yaşlarını sürmesine rağmen, ince silueti ve dik duruşu ile tam bir "İstanbul hanımefendisi" diye tanımlayabileceğimiz birisinin kapıdaki yazıyı fark ettikten sonra, vitrini bırakıp içeriye dikkatle baktığını görünce zile basıp kapıyı açtım ve 'Hrammestek' (Buyrun) dedim...


Güler yüzümden cesaret alarak "Hay ek?" (Ermeni misiniz?) diye sordu...


Hayeren cevap verdim "Ayo Hay em."(Evet Ermeniyim)


Ermenice konuştuğum için çok sevinmiş görünüyordu ama endişe dolu bir sesle ve fısıltıyla sordu: "Inc bes kiretsik asiga, cek vahnar?" (Nasıl yazdınız bunu, korkmuyor musunuz?)


Bu soruyla ilk kez karsılaşmıyordum...


Çevre semtlerde oturan Ermenilerin (Ermenice alfabeyi tanıyanlar ) kapıdaki yazıyı fark ettiklerinde ilk tepkileri hep önce şaşkınlık sonra da "Korkmuyor musunuz?" sorusu idi...


(Bu soruya dair verdiğim yanıtlar ve aldığım tepkiler ayrıca bir yazı konusudur)


Bu yaşlı "İstanbul hanımefendisine" de aynı yanıtları verdim, kısa bir süre Ermenice olarak sohbetimiz sürdü ve alışverişe geleceğini söyleyerek gitti...


Bir kaç gün sonra eşiyle birlikte geldiler...


Eşini tanıştırdı... Keyifliydi...


Güler yüzlüydüler...


Eşi de kendisi gibi aristokrat duruşlu bir beyefendiydi...


Diyalogumuz Ermenice devam ediyordu...


Bir yandan modellere bakıyor, fiyatları ve özellikleri hakkında bilgiler alırken bir yandan da beni tanımaya çalışıyorlardı...


Hediye almak için gelmişlerdi...


Gümüş bir sekerlik...


Ben hizmetime devam ederken, bam tellerimin atmasına sebep olan ilk soru geldi:


"Tuk inç YAN ek?" (Siz hangi YAN'lardansınız?)


Soyadımı soruyordu...


"Mer YAN'eri ci minats!.." (Bizim YAN'larımız kalmadı) dedim...


Kısaca; aslında Mimegryan olan aile soyadımızın soyadı kanunu ile değiştirildiğini, iki kardeşe bile farklı soyadları verildiğini anlattım...






Yüzü değişmeye başlamıştı...


Gölgelenivermişti birden...


Çok iyi tanıyordum bu tepkiyi...


Ve....


Benim Sasun damarımın kabarmasına neden olan can alıcı soru da ardından gelmekte gecikmedi...


Bu kez yüksek dağların tepesinden bakarak;


"Tuk duni Hayahos ek?" (Siz evde Ermenice mi konuşuyorsunuz?)


O vakte kadar Ermenice konuşan ben, Türkçe konuşmaya başladım...


Aslında sadece iki yaşıma kadar kalmıştım Diyarbakir'da ama bu sorunun arkasında yatan zihniyeti çok iyi tanıyordum...






"Hani su Anadolu'dan yeni gelenler var ya, işte ben de onlardanım." dedim Türkçe olarak...


Karı- koca asık yüzlerinden okunan büyük bir hayal kırıklığı ile birbirlerine baktılar ve hiçbir şey söylemeden dükkândan aniden çıktılar.


Tek söz etmeye gerek duymadan, saygısızca...



Neydi onları böyle davranmaya iten?


Sahip oldukları Amira Zihniyetiydi...


Mensubu bulundukları halkın tarihi, sosyolojik, güncel gerçeklerine karşı üç(3)maymunları oynayan, ta İstanbul’un Fethi'nden hemen sonraki on yıllarda başlayan ve her göcen "Kavaratsi"nin kendisinden sonra İstanbul’a gelen diğer "Kavaratsilere" karşı tepeden bakan, küçümseyen tutumlarıyla günümüze kadar sürdürdükleri bir zihniyetti bu...


Onlar için İstanbul’dan öte her yer köydü...


İstanbul dışında yaşayan her Hay "Kavaratsiydi"...


Kendi atalarının da o köylerden(!) getirilip İstanbul’a yerleştirilmiş olduğu gerçeğini unutarak...


Asıl paylaşmak istemedikleri ise iktidarları(!) idi...


Bu seri yazılarımda daha önce de alıntıladığım bir bölümü tekrar hatırlatmak istiyorum:


"İstanbul’un zaptından evvel az sayıda, fakat sonra günden güne çoğalan Ermeniler, yüz seksen senelik bir ikametten sonra, şehrin yerlisi olmuşlardı. Bu tarihten az evvel veya az sonra gelen Ermeniler yeni gelme sayıldılar ve yerliler tarafından pek o kadar iyi karşılanmadılar.


"İstanbul’un zaptından evvel az sayıda, fakat sonra günden güne çoğalan Ermeniler, yüz seksen senelik bir ikametten sonra, şehrin yerlisi olmuşlardı. Bu tarihten az evvel veya az sonra gelen Ermeniler yeni gelme sayıldılar ve yerliler tarafından pek o kadar iyi karşılanmadılar.


"Yerlilerin esas gayesi Şarktan gelen Ermenilerin cemaat işlerine karışmalarını menetmekti."*


Burada güncel bir tartışma düşüyor aklıma; hani şu 'Beyaz Türkler' komikliği...


İşte bu bizim 'Amira Zihniyetliler' ile 'Beyaz Türklerin' kendi toplumlarına bakış açıları, yaklaşımları ve korkuları öylesine benzer öğeler içeriyor ki, Amira Zihniyetlilere, Beyaz Ermeniler diyesim de gelmiyor değil hani şu aralar...


Beyaz nasıl olunur?


Siyah nasıl olunur ?


Hangisi makbuldür?


Neden illa makbul(!) olan cinsten olmak gerekir?


Kime ve neye göre belirlenecektir makbul olmanın ölçüleri?


Yine öyle çok soru var ki kafamda...


İstanbul’da ‘eskiden, eskiden’ deyince o kadar çok eski sanmayın, benim çocukluğumda bile evlerin kapıları hep açık olurdu...


İşte bu kapıları açık evlerde oturan kavaratsiler (!), kendilerine evlerini kiralayan Bolsahay kardeşlerinden olan mal sahiplerini, divan altlarına bakarken, tencerelerinde pişen yemekleri kontrol ederken yakalıyorlardı incinerek...


Bu hikâyeyi yaşlı bir Mayrikten dinlemiştim...


Hala çok üzülerek anlatıyordu...


"Kızım, bizi bir şey bilmez sanıyorlardı...


A! siz ne temizsiniz...


A! siz yemek yapmayı biliyorsunuz...


Anadolu'da yaşadıklarımız yetmezmiş gibi, burada da bunların horlamalarını yaşadık..."


Elimi omzuna koyup O'nu teselli etmeye çalışmıştım...


Romatizma ağrılarından ötürü güçlükle yürüyordu...


"Biz çok çektik kızım, çok cektik" derken yaşlarla dolan gözlerini ve bembeyaz saçlarını unutmuyorum...






Belki bıkacaksınız bunu benden duymaktan ama ben hep tekrarlayacağım, gözlerindeki yaşlarda acının en derinini, kırılmışlığın en tarifsizini okuduğum o yaşlı Mayrik ve daha nice O'nun gibi sessizce gidenler için tekrarlayacağım...


Hay'in Hay'a** bir özür borcu vardır...


Tıpkı İnsan’ın İnsan’a özür borcu gibi...


Bu borçlar ödenmeden, temiz bir sayfa açılabileceğine inanıyor musunuz siz?


Ben inanmıyorum...


Anjel Dikme


Nussbaumen


9-8-2010


8:25

7 Ağustos 2010 Cumartesi

"ÖTEKİSİZ, YALNIZ BİLE DEĞİLİZ. KİMSESİZİZ" (SERDAR KOÇ)

Demisler ki;
Yazarların, şairlerin anayurdu, aidiyet DNA'sı içinde yazdıkları dildir! 
Demissiniz ki;
BEN BİR BAŞKASIDIR

Aşağıdaki yazıda, kafa karışıklığının hazin bir itirafını bulacaksınız. Dikkatle okuyun. Aslında, bir sanatçıda bizatihi olması gereken kafa karışıklığı tam da böyle bir şeydir. Kafa karışıklığı bazen iyidir. Öyle ya, bir dilin edebiyatı nasıl gelişip ortaya çıkacak, okuyucusu nasıl oluşacak ve okuyucusuyla nasıl buluşacak. Çok zor bir soru değil mi? Sorun tam da burada başlıyor. Buyurun!
Siyasileri olmasa da, sanatçıları böylesi kafa karışıklıkları buluşturabilir ancak.
Sürekli bir infial halinden çıkabilsek de konuşabilsek, bir çözüm yolu bulacağız.
Ötekisiz bir ben, eni sonu anlamını yitirmeye mahkumdur. Ve bu coğrafyada mana, hızla solmaktadır zaten. Ötekisiz, yalnız bile değiliz. Kimsesiziz.
Serdar Koç

Tam da dediginiz gibi karisti kafam...
Ermenice okur, yazar ve konusurum... Kurtce konusamam ama anlarim... 
Ne  yazik ki (! ) Turkce'de bildigim sozcukler kadar anlatamaz , ne duygularimi ne de dusunduklerimi, Kurtce ve Ermenice sozcukler...
Yani simdi yazmamali miyim?
Ben, Ermeni Edebiyati ve dilinin bir yazari olarak anilmayacagim diye susmali miyim?....
Aslolan;  insana dair yasanmisliklarimizin suzgecinden gecip gelen tecrubelerimizin ve bilgilerimizin paylasimi degil mi?
Aslolan; insana hizmet degil mi?
Aslolan; gelecek kusaklara dogrulari, guzel degerlerimizi  her dilde aktarmak degil mi?
Ben Ermenice ve Kurtce yazamadigim icin degil, Ermenice ve Kurtce (Bilmedigim tum dillerde) yazilmis siirleri derinlemesine anlayamadigim icin uzgunum sadece...
En iyi bildigim dilde yazmaya devam edecegim...Sayet dikkate deger seyler, evrensel degerler tasiyan sozler edebilirsem biliyorum ki, birgun her dile cevrilecektir...
Ve bu noktada; evrensel bir  dildir konusan artik...
Benim, ne DNA'm ne de orijinim bir anlam tasimaz...
Sadece aktarilan dusunce ve bilgidir aslolan!
Kalacak olan gelecek nesillere, sadece bilgidir...
Ben olmayacagim...Biz olmayacagiz...SIZ OLMAYACAKSINIZ!
Sayet varsa soyleyecek sozunuz, SOYLEYIN LUTFEN...
En iyi bildiginize inandiginiz dillerde...
Yeter ki susmayin!
SUSMAYIN LUTFEN!
Ben Anayurdum DUNYA' dir diyerek yazmaya devam
edecegim...
Saroyan; "Hergun birseyler karaliyorum, yilda bir kez dogru seyler soyluyorum" demisti...
Bilirim ki  ben bir Saroyan degilim ama dedigini yapiyorum....
Belki; ben de on yilda  bir, dogru bir soz ederim ve bu dogru soz de birilerine bir isik tutarsa ne mutlu  bana...
Sayet, DUNYA anayurdunuz ise asla KIMSESIZ  degilsiniz...
Ne dil, ne de cografya bazinda...

Sevgiyle ve Insanca kalin dostlar...
Anjel Dikme
Paris
8-11-2007

TANRILAŞMAK


Yillardir kitaplardan hep ''AN'' i yasamayi okurken bunun; icinde bulundugumuz "AN"in tadini cikarmak  anlamini tasidigini dusunurdum, sanirdim...
Halbuki su son bir yildir ogrendiklerimin isiginda   bugun artik biliyorum ki "AN"i yasamak ;
"AN"da kalmak demek...
"SIMDI" nin farkinda olmak,
"Sessiz olmak" ; zihnimizde egomuzun yarattigi  tum dusunce trafigini istedigimiz an, "Sessiz Ol"  diyerek durdurabilmek,
dusunceler girdabinda dusup bogulacak bir cocugu, "SIMDI"nin farkindaligina  cekerek, 
icimizdeki "Ben"le bulusturup "sevgi"nin irmaginda  "sevinc" ve "minnetle" akisinin keyfine varmasini saglamak demek...

"SIMDI"de, farkindaligin bilincinde, yani "bilincli bir farkindalikla"  "BEN"i yasamak demek...
"BEN" burada oldugunda, "EGO"nun yoklugudur hissedilen , tarifsiz bir keyif ve hafifleme duygusunu deneyimleyerek, sadece "OLMAKTIR"...

"BEN" burada oldugunda, zihin susar...
"SEVGIDIR" konusan artik...
"SEVGIDIR" yasanan tum hafifligi ve safligi ile...
Ve "SEVGI" 'nin varligiyla; kus kanadi cirpinislari gibi coskuyla, heyecanla: "SEVINC"tir yurekte deneyimlenen...
Sadece, Tanrisal(Evrensel, Mistik, Ruhsal) bir sevgi ve sevincten ibaret bir "VAR OLUS" bilincidir kusatan tum benliginizi....
Boylesi anlari yasadiniz mi hic?
Ben yasadim...
Hep o "AN"larda kalmak icinizdeki Tanri'yla bulusmaktir...
"Benden iceru" var olan "BEN" le kucaklasmaktir...
Yasamin anlamina varmaktir...
Tanrilasmaktir...


Anjel Dikme
Paris

19 SUBAT 2009  
 Persembe, saat 03:00

22 Temmuz 2010 Perşembe

"Kendin icin bir sey yap"



"Insanin asli gorevi kendi ic isleri olmalidir" diyordu; Ermis, Sorfcu ve Patron kitabinda yazar Robin Sharma.
Kendimiz icin bir seyler yapmak...
Bu benim, hayat yolumda kosebasini donmeme yarayan anahtar cumle olmustu...
O; yasadigim en agir kirizin sonunda ;  dizlerimin uzerine oturarak bildigimiz anlamda sozcuklerle degil, dusunce ile, yani telepati ile benimle konusan ak sacli ihtiyarin cumlesi idi bu...
Ruya degildi, gozlerim acikti, nasil isterseniz oyle inanin ama ben biliyorum ki ilahi bir seydi yasadigim...
Uyanmam, kendimi bulmam, "BEN" e giden yolda yurumeye baslamam icin almam gereken kararlari suruncemede birakmadan , eyleme dokme zamani gelmisti...

Sonrasi ; bugune dek suren ve hala devam eden bir yolculuktur...
O gunlerde; zihnim gecmis ve gelecekle dolu dusunceler bombardimani altinda iken,
 bugun artik; zihnime "sessiz ol" emrini verdigimde  icimdeki sessizligi dinlemenin, hazzina varir oldum...
Ogrendikce,  insanin; daha otesini kesfetmek istiyorum dedigi bir yolculuk bu...

Yunus'un dedigi gibi "Bir 'BEN' var bende benden iceri"...
Nasil guzel bir bilistir bu...
Varolusumuzun anlaminin  ifade buldugu, guzellestigi bir bilincli farkindalik hali...
Egonun hukmunu yitirdigi , BEN'in  VAR olarak , sadece OLMAK halinde kalmanin sadeliginde yakalamak tum bilgiyi, tum GERCEGI...

Insan olarak beden bulmak...
Hazine ve sir bu bedenimizde , bize fisildamak icin  bekliyor...
Bilmek istemek, sormak ve sessizce icimizden gelecek cevabi beklemek , inanarak, cocuk safliginda...
Yapmamiz gereken sadece bu...

2008 / Alfortville

KENDİMİZİ ÖZLEMEK!

Ve o gunden sonra gercek mucadelem basladi...
................................
...................................
.......................................
Noktalar bana kalmasi gereken kismi mucadelenin...
Noktalardan sonra, yeniden dogusu deneyimledim...
Kendimle bulusmalari su son yillarda...
Hani bilirsiniz, hep ozleriz ya bilmedigimiz birisini...
Hani gelecektir ya bir gun...
Ve bizi mutlandiracaktir...
Iste O bekledigimizin, kendimiz oldugunu kesfettim...
Biz icimizdeki "Ben" i ozleriz en cok, bilmeden ...
Bilmeden oylesine uzagina dusmusuzdur ki kendimizden...
Biz, kendimize ihanet ederiz en cok...
Kendimizdir en acimasiz  oldugumuz sevgili...
Icimizdeki yarali cocuklardir en cok aglattigimiz...
Aglamasina kulak tikadigimiz, sagirlastigimiz ses kendi sesimizdir...
Kokumuza yabanciligimiz gibidir sesimize sagirligimiz...
Gozyaslarimiza korlugumuz...
Iste ogrendim; once kendimle bulusmayi, sesimi duymayi, aglayan kucuk kizi dizime oturtup sacini oksamayi...
Bilirim artik; kendi ic yaralarini iyilestirmeden bireyin ne kendine, ne mensubu oldugu topluma, ne de insanliga hayri dokunur...
Bilirim, INSAN olmanin sihri once kendinle barismalarda ve kendinle bulusmalarda gizlidir.
................
......................
.......................
Sevgiyle, dostlukla, kardeslikle ve kendinizle kalin canlar...
Kendinizi asla terketmeyin...

Anjel Dikme
18/6/2009

"ERMENILER'in DEVLETLESME SINAVI"

"Tarih bir bilim degildir; bir hipotezi kanitlamak uzere bir laboratuvarda tekrarlanamaz. Ama, Ermeniler, kararlarini vermek zorunda olduklari dunyayi, Ermenistan ve Karabag'in icinde bulundugu ortami, butun karmasikligiyla elestirel bir bicimde anlamalarina, kendilerinin neleri degistirip, -gerceklik ne kadar cirkin  ve  adaletsiz olursa olsun- neleri degistiremeyeceklerine imkan verecek kadar zengin bir tarihe sahiptir. Ilk felaketin sehitlerine saygi duydugumuzu kanitlamak icin, bir ikinci felaket yasamamiz gerekmez."
 Demis,  Ermenilerin Devletlesme Sinavi adli kitabinda  Gerard J.Libaridian.

Birkac alinti daha yapalim kitaptan.
Ideoloji ve Diplomasi  baslikli bolumden;

"Uzlasmaya varmak icin taviz vermeye niyetli olmayan ve butun istediklerini elde etmeyen kisiler -bunlar arasinda diplomatlarin ve diplomasinin hicbir yarari olmadigini dusunenler de vardir- belli bir ustunluge sahiptir. Yurtsever kisvesine burunup, baskalarini Karabag'i "satmak"la suclayabilirler. Hepsinden onemlisi, tarihte sorumluluk ustlenmezler; eger Karabag'a bir sey olursa, her zaman suclayacak baska birini bulabilirler - ahlaksiz dunya ve onun duzeni, buyuk devletler ve oyunlari. Magdur psikolojisi, insani sorumluluktan kurtarir. Sonra da, ozanlar, hayatini kaybeden yeni kahramanlara ovguler duzebilir, masum sehitler icin yeni agitlar yakabilir."

"Ermeni partilerinin, liderlerinin veya dusunurlerinin hicbiri, her seyi elde etmeyi, her hedefe ulasmayi saglayacak sihirli bir strateji uretememistir henuz."

Strateji konusunu ise  alti maddede topluyor.

"Birincisi, son birkac yuzyilda buyuk, super veya cok guclu devletlerin ahlaklilik duzeyi pek degismemistir." "....Eger gecmiste dunya ahlaksizsa -kimilerine gore, bu durum, Ermenilerin gecmiste ugradiklari kayiplari aciklamaktadir- bugun de oyledir ve bu, degismeyecek bir olgu olarak degerlendirilmelidir."

"Ikincisi; ............Ermeniler kendi islerini kendileri duzeltmelidir. Temel politika meseleleri duygularla cozume kavusturulamaz. Hic kimse, siyasette duygulari, bir ulkenin, kendisi acisindan onemli meselelerde neler yapacaginin bir gostergesi sayma yanlisina dusmemelidir."

"Ucuncusu; ideolojiye donusturulen ve diplomasi diye ortaya surulen Turk aleyhtarligi refleksleri bir strateji olusturmamaktadir - tipki Rus aleyhtarligi ve ABD taraftarligi icgudulerinin boyle bir nitelik tasimamasi gibi. Boyle bir zanna kapilmak, ulusal cikarlari tanimlama yetenegini kaybetmenin, dusunme ozgurlugunden vazgecmenin ve baskalarinin oynattiklari kuklalar olmanin en emin yoludur. Eger hasim taraf bir cozumu kabul ederse veya bir cozum onerirse, bu durum, yani yalnizca hasim tarafin benimsedigi veya onerdigi bir sey olmasi, o cozumu Ermeniler acisindan kabul edilemez hale getirmez. Belki soz konusu cozume supheyle bakilabilir, ama ille de kabul edilemez sayilmasi gerekmez."

"Ermenilerin butun enerjilerini, Turkiye'yi veya Azerbeycan'i uluslararasi platformda sikintiya sokmak icin  harcamalari bir zaman kaybidir."

"Dorduncusu; hayalleri ve hedefleri ortaya koyan sozler soylemek, strateji olusturmak anlamina gelmez; o sozlerin daha guclu ve sert olmasi, strateji olusturmaya yaklasilmasi demek degildir. Cekilen acilari ve sikintilari siralamak da, kuskusuz, bir argumani daha inandirici kilmaz."

"Besincisi; bir stratejinin hedefi, ahlaki ustunlugu, benimsenen ideolojinin safligini, oteki ideolojilerin kabaligini kanitlayan yeni argumanlar kazanmak, magdur psikolojisinden duyulan rahatligi mesrulastirmak veya yeni sehitlik mertebelerine erisme sansini elde etmek degildir."

"Altincisi; zekice atilan bin taktik adim bile, bunlarin sonuclarinin neler oldugu ve baskalarinin stratejileri ve hedefleri acisindan ne anlam tasidigi bilinmiyorsa, bir strateji olusturmaya yetmez."

"Iyi bir stratejinin olcusu, basarisidir. Iyi diplomasinin olcusu, ihtiyac duyulanin asgarisini ve kazanilabilenin azamisini elde etmektir. Ne daha fazlasi, ne de daha azi."

Uygun zamani secebilmenin de stratejide onemli oldugunu vurguluyor  Libaridian; 
"Iyi bir strateji, elinizde en iyi kozlarin oldugu zamani secmeyi de icine alir. Bu zamanin belirlenmesi, liderin/devlet adaminin zorlu gorevlerinden biridir. Soz konusu zaman, muzakereleri temel olusturmak uzere sunulan herhangi bir onerinin ayrintilarindan cok, bir anlasmaya varilmasi gerektigi yonundeki siyasi iradeyle ilgilidir."

Ermenistan ve Turkiye arasinda imzalanan protokole gosterdikleri tepkilerden, hala yuzyil oncesinin siyasi korlugunu surdurduklerini gozlemledigimiz EDF 'lilerin bu davranislarinin altinda yatan sosyal, psikolojik, politik, tarihi nedenlerini Ermeni halkinin tum bireylerinin anliyor ya da biliyor olmasini varsaysak bile bu onlara ayni hatayi ikici kez tekrarlamanin getirecegi buyuk sorumluluktan kurtaramaz...

Ben; duygusal davranabilir, yazabilir, konusabilirim...Bu kimsenin yasamini ya da gelecegini etkilemeyecektir...
Pek pek beni taniyan dostlar "Bizim kiz cosmus yine" diyeceklerdir hepsi bu...

Ama halkinin sozculugunu yapmaya soyunmus, yapacaklari seyler ya da edecekleri kelamlarla bir halkin gelecegini belirleme yetkisini kendilerinde gorenlerin, duyguyla degil akilla hareket etme sorumluluklari olmalidir...
Bu her kim olursa, hangi sifatla, ya da parti adiyla halkini temsil etme gorevine talip olursa olsun gecerli olmasi gereken kriterdir diye dusunuyorum...
Son sozu yine Libaridian'a birakiyorum.

"Hasmin mesru cikarlarini dikkate almayan bir cozum, kalici bir cozum olamaz. Ermeniler, trajediyle bas ettikleri gibi, zaferle basa cikmayi da ogrenebilecekler mi?"

......"Bugunku mucadele, pragmatik dusuncelere dayanan normallik  arayisi ile ideolojik yaklasimlardan olusan buyukluk vizyonlari arasinda yapilmaktadir. Bu mucadele, Karabag ve Ermenistan icin, Ermeni ulusu icin verilmektedir; dilerim, onlari kaybetmek gibi bir bedel dogurmaz."



Anjel Dikme
Alfortville-Fransa
29/10/2009

Kaynakca: Gerard J. Libaridian -Ermenilerin Devletlesme sinavi (Bagimsizliktan Bugune Ermeni Siyasi Dusunusu) Iletisim Yayinlari 2001

Anaide Ter Minassian

Ermeni Devrimci Hareketi'nde Milliyetcilik ve Sosyalizm 1887-1912  Iletisim Yayinlari 1992