İnsana Yolculuk

İnsana Yolculuk
www.norradyo.com

7 Ağustos 2010 Cumartesi

TANRILAŞMAK


Yillardir kitaplardan hep ''AN'' i yasamayi okurken bunun; icinde bulundugumuz "AN"in tadini cikarmak  anlamini tasidigini dusunurdum, sanirdim...
Halbuki su son bir yildir ogrendiklerimin isiginda   bugun artik biliyorum ki "AN"i yasamak ;
"AN"da kalmak demek...
"SIMDI" nin farkinda olmak,
"Sessiz olmak" ; zihnimizde egomuzun yarattigi  tum dusunce trafigini istedigimiz an, "Sessiz Ol"  diyerek durdurabilmek,
dusunceler girdabinda dusup bogulacak bir cocugu, "SIMDI"nin farkindaligina  cekerek, 
icimizdeki "Ben"le bulusturup "sevgi"nin irmaginda  "sevinc" ve "minnetle" akisinin keyfine varmasini saglamak demek...

"SIMDI"de, farkindaligin bilincinde, yani "bilincli bir farkindalikla"  "BEN"i yasamak demek...
"BEN" burada oldugunda, "EGO"nun yoklugudur hissedilen , tarifsiz bir keyif ve hafifleme duygusunu deneyimleyerek, sadece "OLMAKTIR"...

"BEN" burada oldugunda, zihin susar...
"SEVGIDIR" konusan artik...
"SEVGIDIR" yasanan tum hafifligi ve safligi ile...
Ve "SEVGI" 'nin varligiyla; kus kanadi cirpinislari gibi coskuyla, heyecanla: "SEVINC"tir yurekte deneyimlenen...
Sadece, Tanrisal(Evrensel, Mistik, Ruhsal) bir sevgi ve sevincten ibaret bir "VAR OLUS" bilincidir kusatan tum benliginizi....
Boylesi anlari yasadiniz mi hic?
Ben yasadim...
Hep o "AN"larda kalmak icinizdeki Tanri'yla bulusmaktir...
"Benden iceru" var olan "BEN" le kucaklasmaktir...
Yasamin anlamina varmaktir...
Tanrilasmaktir...


Anjel Dikme
Paris

19 SUBAT 2009  
 Persembe, saat 03:00

22 Temmuz 2010 Perşembe

"Kendin icin bir sey yap"



"Insanin asli gorevi kendi ic isleri olmalidir" diyordu; Ermis, Sorfcu ve Patron kitabinda yazar Robin Sharma.
Kendimiz icin bir seyler yapmak...
Bu benim, hayat yolumda kosebasini donmeme yarayan anahtar cumle olmustu...
O; yasadigim en agir kirizin sonunda ;  dizlerimin uzerine oturarak bildigimiz anlamda sozcuklerle degil, dusunce ile, yani telepati ile benimle konusan ak sacli ihtiyarin cumlesi idi bu...
Ruya degildi, gozlerim acikti, nasil isterseniz oyle inanin ama ben biliyorum ki ilahi bir seydi yasadigim...
Uyanmam, kendimi bulmam, "BEN" e giden yolda yurumeye baslamam icin almam gereken kararlari suruncemede birakmadan , eyleme dokme zamani gelmisti...

Sonrasi ; bugune dek suren ve hala devam eden bir yolculuktur...
O gunlerde; zihnim gecmis ve gelecekle dolu dusunceler bombardimani altinda iken,
 bugun artik; zihnime "sessiz ol" emrini verdigimde  icimdeki sessizligi dinlemenin, hazzina varir oldum...
Ogrendikce,  insanin; daha otesini kesfetmek istiyorum dedigi bir yolculuk bu...

Yunus'un dedigi gibi "Bir 'BEN' var bende benden iceri"...
Nasil guzel bir bilistir bu...
Varolusumuzun anlaminin  ifade buldugu, guzellestigi bir bilincli farkindalik hali...
Egonun hukmunu yitirdigi , BEN'in  VAR olarak , sadece OLMAK halinde kalmanin sadeliginde yakalamak tum bilgiyi, tum GERCEGI...

Insan olarak beden bulmak...
Hazine ve sir bu bedenimizde , bize fisildamak icin  bekliyor...
Bilmek istemek, sormak ve sessizce icimizden gelecek cevabi beklemek , inanarak, cocuk safliginda...
Yapmamiz gereken sadece bu...

2008 / Alfortville

KENDİMİZİ ÖZLEMEK!

Ve o gunden sonra gercek mucadelem basladi...
................................
...................................
.......................................
Noktalar bana kalmasi gereken kismi mucadelenin...
Noktalardan sonra, yeniden dogusu deneyimledim...
Kendimle bulusmalari su son yillarda...
Hani bilirsiniz, hep ozleriz ya bilmedigimiz birisini...
Hani gelecektir ya bir gun...
Ve bizi mutlandiracaktir...
Iste O bekledigimizin, kendimiz oldugunu kesfettim...
Biz icimizdeki "Ben" i ozleriz en cok, bilmeden ...
Bilmeden oylesine uzagina dusmusuzdur ki kendimizden...
Biz, kendimize ihanet ederiz en cok...
Kendimizdir en acimasiz  oldugumuz sevgili...
Icimizdeki yarali cocuklardir en cok aglattigimiz...
Aglamasina kulak tikadigimiz, sagirlastigimiz ses kendi sesimizdir...
Kokumuza yabanciligimiz gibidir sesimize sagirligimiz...
Gozyaslarimiza korlugumuz...
Iste ogrendim; once kendimle bulusmayi, sesimi duymayi, aglayan kucuk kizi dizime oturtup sacini oksamayi...
Bilirim artik; kendi ic yaralarini iyilestirmeden bireyin ne kendine, ne mensubu oldugu topluma, ne de insanliga hayri dokunur...
Bilirim, INSAN olmanin sihri once kendinle barismalarda ve kendinle bulusmalarda gizlidir.
................
......................
.......................
Sevgiyle, dostlukla, kardeslikle ve kendinizle kalin canlar...
Kendinizi asla terketmeyin...

Anjel Dikme
18/6/2009

"ERMENILER'in DEVLETLESME SINAVI"

"Tarih bir bilim degildir; bir hipotezi kanitlamak uzere bir laboratuvarda tekrarlanamaz. Ama, Ermeniler, kararlarini vermek zorunda olduklari dunyayi, Ermenistan ve Karabag'in icinde bulundugu ortami, butun karmasikligiyla elestirel bir bicimde anlamalarina, kendilerinin neleri degistirip, -gerceklik ne kadar cirkin  ve  adaletsiz olursa olsun- neleri degistiremeyeceklerine imkan verecek kadar zengin bir tarihe sahiptir. Ilk felaketin sehitlerine saygi duydugumuzu kanitlamak icin, bir ikinci felaket yasamamiz gerekmez."
 Demis,  Ermenilerin Devletlesme Sinavi adli kitabinda  Gerard J.Libaridian.

Birkac alinti daha yapalim kitaptan.
Ideoloji ve Diplomasi  baslikli bolumden;

"Uzlasmaya varmak icin taviz vermeye niyetli olmayan ve butun istediklerini elde etmeyen kisiler -bunlar arasinda diplomatlarin ve diplomasinin hicbir yarari olmadigini dusunenler de vardir- belli bir ustunluge sahiptir. Yurtsever kisvesine burunup, baskalarini Karabag'i "satmak"la suclayabilirler. Hepsinden onemlisi, tarihte sorumluluk ustlenmezler; eger Karabag'a bir sey olursa, her zaman suclayacak baska birini bulabilirler - ahlaksiz dunya ve onun duzeni, buyuk devletler ve oyunlari. Magdur psikolojisi, insani sorumluluktan kurtarir. Sonra da, ozanlar, hayatini kaybeden yeni kahramanlara ovguler duzebilir, masum sehitler icin yeni agitlar yakabilir."

"Ermeni partilerinin, liderlerinin veya dusunurlerinin hicbiri, her seyi elde etmeyi, her hedefe ulasmayi saglayacak sihirli bir strateji uretememistir henuz."

Strateji konusunu ise  alti maddede topluyor.

"Birincisi, son birkac yuzyilda buyuk, super veya cok guclu devletlerin ahlaklilik duzeyi pek degismemistir." "....Eger gecmiste dunya ahlaksizsa -kimilerine gore, bu durum, Ermenilerin gecmiste ugradiklari kayiplari aciklamaktadir- bugun de oyledir ve bu, degismeyecek bir olgu olarak degerlendirilmelidir."

"Ikincisi; ............Ermeniler kendi islerini kendileri duzeltmelidir. Temel politika meseleleri duygularla cozume kavusturulamaz. Hic kimse, siyasette duygulari, bir ulkenin, kendisi acisindan onemli meselelerde neler yapacaginin bir gostergesi sayma yanlisina dusmemelidir."

"Ucuncusu; ideolojiye donusturulen ve diplomasi diye ortaya surulen Turk aleyhtarligi refleksleri bir strateji olusturmamaktadir - tipki Rus aleyhtarligi ve ABD taraftarligi icgudulerinin boyle bir nitelik tasimamasi gibi. Boyle bir zanna kapilmak, ulusal cikarlari tanimlama yetenegini kaybetmenin, dusunme ozgurlugunden vazgecmenin ve baskalarinin oynattiklari kuklalar olmanin en emin yoludur. Eger hasim taraf bir cozumu kabul ederse veya bir cozum onerirse, bu durum, yani yalnizca hasim tarafin benimsedigi veya onerdigi bir sey olmasi, o cozumu Ermeniler acisindan kabul edilemez hale getirmez. Belki soz konusu cozume supheyle bakilabilir, ama ille de kabul edilemez sayilmasi gerekmez."

"Ermenilerin butun enerjilerini, Turkiye'yi veya Azerbeycan'i uluslararasi platformda sikintiya sokmak icin  harcamalari bir zaman kaybidir."

"Dorduncusu; hayalleri ve hedefleri ortaya koyan sozler soylemek, strateji olusturmak anlamina gelmez; o sozlerin daha guclu ve sert olmasi, strateji olusturmaya yaklasilmasi demek degildir. Cekilen acilari ve sikintilari siralamak da, kuskusuz, bir argumani daha inandirici kilmaz."

"Besincisi; bir stratejinin hedefi, ahlaki ustunlugu, benimsenen ideolojinin safligini, oteki ideolojilerin kabaligini kanitlayan yeni argumanlar kazanmak, magdur psikolojisinden duyulan rahatligi mesrulastirmak veya yeni sehitlik mertebelerine erisme sansini elde etmek degildir."

"Altincisi; zekice atilan bin taktik adim bile, bunlarin sonuclarinin neler oldugu ve baskalarinin stratejileri ve hedefleri acisindan ne anlam tasidigi bilinmiyorsa, bir strateji olusturmaya yetmez."

"Iyi bir stratejinin olcusu, basarisidir. Iyi diplomasinin olcusu, ihtiyac duyulanin asgarisini ve kazanilabilenin azamisini elde etmektir. Ne daha fazlasi, ne de daha azi."

Uygun zamani secebilmenin de stratejide onemli oldugunu vurguluyor  Libaridian; 
"Iyi bir strateji, elinizde en iyi kozlarin oldugu zamani secmeyi de icine alir. Bu zamanin belirlenmesi, liderin/devlet adaminin zorlu gorevlerinden biridir. Soz konusu zaman, muzakereleri temel olusturmak uzere sunulan herhangi bir onerinin ayrintilarindan cok, bir anlasmaya varilmasi gerektigi yonundeki siyasi iradeyle ilgilidir."

Ermenistan ve Turkiye arasinda imzalanan protokole gosterdikleri tepkilerden, hala yuzyil oncesinin siyasi korlugunu surdurduklerini gozlemledigimiz EDF 'lilerin bu davranislarinin altinda yatan sosyal, psikolojik, politik, tarihi nedenlerini Ermeni halkinin tum bireylerinin anliyor ya da biliyor olmasini varsaysak bile bu onlara ayni hatayi ikici kez tekrarlamanin getirecegi buyuk sorumluluktan kurtaramaz...

Ben; duygusal davranabilir, yazabilir, konusabilirim...Bu kimsenin yasamini ya da gelecegini etkilemeyecektir...
Pek pek beni taniyan dostlar "Bizim kiz cosmus yine" diyeceklerdir hepsi bu...

Ama halkinin sozculugunu yapmaya soyunmus, yapacaklari seyler ya da edecekleri kelamlarla bir halkin gelecegini belirleme yetkisini kendilerinde gorenlerin, duyguyla degil akilla hareket etme sorumluluklari olmalidir...
Bu her kim olursa, hangi sifatla, ya da parti adiyla halkini temsil etme gorevine talip olursa olsun gecerli olmasi gereken kriterdir diye dusunuyorum...
Son sozu yine Libaridian'a birakiyorum.

"Hasmin mesru cikarlarini dikkate almayan bir cozum, kalici bir cozum olamaz. Ermeniler, trajediyle bas ettikleri gibi, zaferle basa cikmayi da ogrenebilecekler mi?"

......"Bugunku mucadele, pragmatik dusuncelere dayanan normallik  arayisi ile ideolojik yaklasimlardan olusan buyukluk vizyonlari arasinda yapilmaktadir. Bu mucadele, Karabag ve Ermenistan icin, Ermeni ulusu icin verilmektedir; dilerim, onlari kaybetmek gibi bir bedel dogurmaz."



Anjel Dikme
Alfortville-Fransa
29/10/2009

Kaynakca: Gerard J. Libaridian -Ermenilerin Devletlesme sinavi (Bagimsizliktan Bugune Ermeni Siyasi Dusunusu) Iletisim Yayinlari 2001

Anaide Ter Minassian

Ermeni Devrimci Hareketi'nde Milliyetcilik ve Sosyalizm 1887-1912  Iletisim Yayinlari 1992



15 Temmuz 2010 Perşembe

"Solitude Solidarité"*


"Kişi YAZARsa; kendisiyle dayanışmayı bilmeli ve böyle yaşamayı becermeli." diyor Alber Camus...



Hele bir de KADINsa bu YAZAR, öncelikle öğrenmesi ve inatla vazgeçmemesi gereken tek tutum budur diye bir eklemeyi de ben yapmak gereği duyuyorum...


Destek beklememeyi...


İnandığı doğrular için mücadele verirken, en yakınındakiler tarafından cesaretlendirilmeyi ummak gibi, zaman kaybından başka ise yaramayan beklentilerinden sıyrılmayı, ruhunu manipüle eden tüm ezberlerinden kurtulmayı, arınmayı, saflaşmayı ve tüm bu uzun çalışmalardan sonra özgürleşen ruhuyla yeniden, yeniden ve yeniden ise koyulmayı bilmeli...


Tek başına becermeli...


Düşünüyorum da; sadece yazarlar için mi geçerli bu kural?


Son zamanlarda sık sık Zeki Müren'i düşünür oldum...


Yaşamının son yıllarındaki yalnızlığını, herkesten uzakta yaşamayı seçisinin nedenlerini...
Halkının "Sanat Güneşi" iken, inzivaya çekilmesini...


Neler hissetmiştir o yalnızlığında?


Neden herkesten uzaklaşıp, kendisiyle baş basa kaldığını düşünüyorum...


Ve O'nu anladığımı fark ediyorum ta en derinlerinde bilincimin...


Çok uzun bir iç dökme olmayacak bu...


Sizlere sadece sunu söylemek isterim ki; yalnızlık sanıldığı kadar ürkütücü değil inanın ...


Aslında hiç değil...
Zaven Biberyan'in çok sevdiğim cümleleriyle bitirmek isterim bu yazımı...


Diyor ki: "Esas yalnızlık, insanların arasındayken hissettiğindir. Ben biraz da, bu yalnızlıktan kaçtım. Yapayalnız yaşayarak bu yalnızlıktan kurtuldum. Yapayalnız olduğun zaman ancak, kendinle bas basa kalır, her bakımdan kendinle arkadaş olursun. Ve dünyadaki her şey canlanır, seninle beraber yasar."


Neden mi yazdım bu satırları?


Bir karar aldım...


Yıllardır bilmeden, Albert Camus'nun kişisel dayanışması ile gelmişim bu günlere ama bugün bilerek ve isteyerek Zaven Biberyan'in öğüdünü yerine getireceğim...


Kendimle arkadaşlığa ve dünyadaki her şeyin canlanıp benimle beraber yaşamasınadır randevum...


Gidiyorum...


Gecikmeden randevuma...


Sadece ; üretmek, üretmek, üretmek için...


Anjel Dikme


Paris


01:46:54

14 Temmuz 2010 Çarşamba

" Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil"... demiş Fuzuli.


KONUK YAZAR: HARUT ÖZER'den BİR ALINTI


Söylesem tesiri yok, Sussam, gönül razı değil...
demiş Fuzuli.


Bu deyişi Malatya Hay gurubundan bir arkadaş göndermiş umarım kendisi gönlü razı olmayanlardandı r. Söyleneceklerin tesirli olacağından şüphesi olmasın. Orada çalışma gösteren tüm arkadaşların imza kampanyasına kendileri aileleri ve iletişimde oldukları çevrelerini de katarak destek olmalarını bekliyoruz.


Sevgili Arkadaşlar Merhaba;
Bir şeyler yapılıyor, dava açıldı, Toplumumuz ayakta ve birşeyler yapmak istiyor, herkes elinden geleni yapmalı, Ruhanilerin yaptıkları yanlıştan dönme şansları var, Parerarların da ortadaki yanlışı yani seçim hakkımızı geri almamız için kendi enstrümanlarını kullanma hakları var. Ancak elbette ki en önemli hak gurubu Ermeni toplumunun bizzat kendisi. Seçim isteyen herkesin ortak Metnin kapsayıcılığında seslerini imzaları ile duyurabilme şansları var.
Hiç kimsenin siz karışmayın büyüklerimiz bu işleri hallederler demesi ya da "Göreceksiniz üç beş cılız ses onlar da yakında susar diyerek bu toplumu hakir görmeye hakkı yok.
Bu durumun Kilise düşmanlarının ekmeğine yağ süreceği iddiaları nereden temelleniyor acaba, her olayda bir düşman üretmek yerine görüş ayrılığı desek daha doğru olmaz mı?

Eğer temel mesele Kilisenin kendi gelenekleri içerisinde çözüm üreteceği tezi üzerine kuruluyorsa zaman zaman tıpkı bugün olduğu gibi Ermeni toplumuna ve onun temsilcilerine ve hatta aday olarak bu görevi yapmak isteyen Srpazanları hiç yoklarmış gibi değerlendirip istişare dahi etmeden iki yıl Badriarkın hastalığının ilerlemesini izlerken herşey kontrolümüz altında diyenler günü geldiğinde 24 saat içerisinde gelen önermeyi emir telakki edip toplumun seçim hakkını çiğneyenleri eleştirenler Kilise Düşmanlığı mı yapıyorlar? Yoksa Ruhanilerimiz de toplumun Badriark seçmesinin artık değişmesi ve bunu kilise çatısı altında din adamlarının mutlak katılımıyla yapılmasının doğru olduğunu bu duruşları ile ifade mi etmek istiyorlar.
Çaba gösteren kişileri farklı mecralardan haklarını arıyorlar diyerek Kilise ve Din düşmanları diye etiketlemeye hiç kimsenin hakkı yok. Bu türden ifadelerden kaçınmaya ve birbirimize karşı biraz daha duyarlı olmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Bugün için ortak metine imzalarıyla katılan dostlara iki nedenle teşekkür etmek isterim;
Öncelikle atalet içinde olmayan önemli sayıda birey olduğu için;
İkincisi hedeflerinde Hükümetin aldığı yanlış kararın geri alınmasını temin edebilecek direncin kendilerinde olduğunun bilincinde oldukları için.

İmza atan arkadaşlarımızın isimleri tasnif ve kontroller bittikçe listeye ekleniyor, sadece bir tepki olarak görmeyin lütfen her birinin farklı sebepleri olsa da imza atanlar öncelikle seçme haklarının ellerinden alınmasına izin vermeyeceklerini beyan etmişlerdir. Eğer bir kenarda oturur ve beklersek hiç kimse mevcut durumun değişmesi için emek sarf etmezse gelecekte yaşayacaklarımız bugün olanlarla kıyaslanmayacaktır.

Aylar önce her yazdığım yazıda Şerefleri Haysiyetleri ayaklar altına alınmaya ve Cemaat dışına atılmaları gerektiği söylenen Müteşebbis Heyetin Şapkadan Tavşan çıkartmak için orada olmadığını bildikleri halde, mevcut mevzuata uygun davranmaya çalıştıkları için hedef tahtasının ortasına yerleştiren arkadaşlarımız halen bu sorunun onlar söz dinlese ve kafalarının dikine gitmeselerdi hiç yaşanmayacağını iddia edecek kadar gerçeklikten uzaklaşıyorlar. Bunun için ellerine bir tek enstrüman var hiçbirimizin bilmediği bir kaynaktan verilen söz.

Ülkemizde bugüne kadar kayıtlara geçmiş "Eş Patrik Seçme" hakkının olmamasının çok da önemli olmadığını kapalı kapılar ardında kendilerine hem başbakan hem de İçişleri Bakanının söz verildiği yazılıyor burada. Bu söz kime verilmiş, ve verenler niye dönmüşler. Bizim sorunlarımız halen mücadele ile alınacak yasal haklara değil de bürokratlar ve bazı yöneticilerimizin iki dudaklarının arasındaki sözlere endekslenebiliyorsa vay bize. Acaba karşılığının ne ile ödenmesi isteniyordu.

Toplum iki dilekçeden birine cevap geleceği beklentisine sokulduğunda henüz diğer adayların buradaki ziyaretleri başlamamış ve onlar toplumun ilgisine mazhar olmamışlardı. Ancak gelişleri toplumu çok heyecanlandırdı ve bir anda bir avuç insanın değil Ermeni toplumunun oylarının Badriarkı seçeceği hatırlandı.Bu durumda eldeki tek çare kullanılarak bir atama yapıldı.
Parerarlarımız henüz bir beyanda bulunmadılar, onlara göre herhalde bu yaşananlar olması gerekenin icraatı !!. Umarım onlar da şartların değişemez olduğu fikrinden kısa zamanda vazgeçip sadece maddi koşul sağladıkları için değil toplum mutluluğu ve birlikteliğin üreteceği sonuçlardan duyulacak haklı gururlarını yaşamak için Yönetici olduklarını unutmazlar.
Yönetim Kurulu üyelerimiz de bölgelerinde toplumu duyarlı olmaya davet etmeli ve örnek olma adına kendileri öncelikle bu hak talebine imzaları ile katılmalılar.
Sevgiyle
Harut Özer